Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Türkiye olmasa ölmüştüm
Türkiye olmasa ölmüştüm
Christoph Daum''un otobiyografisi çarpıcı detaylarla dolu:“Türkiye olmasaydı, ölmüştüm. Ölüden bile daha ölü olurdum. Fenerbahçe ile gelen şampiyonluklar, seyircisinin desteği, hayatımın kariyerinin bir dönüm noktası, bana yeniden hayat verdi.”
Ali GÜLEN
Yaşam 18 Ekim 2020 - 09:23

Beşiktaş, Fenerbahçe ve Bursaspor'da teknik direktörlük yapan Christoph Daum, hayatını kaleme aldı. “Hep sınırda. Yükselişim, düşüşüm… Hayatımın bütün öyküsü” isimli kitapta neler var neler. İşte Sözcü HaftaSonu'nun gözünden bir Türk dostu Daum'un anıları…

SOLİNGEN FACİASI ETKİLEDİ

Kitap, Christoph Daum'un spor aşkını Muhammed Ali'den almasıyla başlıyor. Daum, Stuttgart takımından ayrılacakken Türkiye ile tanışmasını şöyle anlatıyor: “Ben direksiyondayken biri kapıyı açtı, koltuğa oturdu. ‘Beni Beşiktaş'ın başkanı (Süleyman Seba) gönderdi. Seni antrenör olarak görmek istiyorlar' dedi. Çok şaşırdım. Aslında Solingen'de yaşanan vahşet de bir anlamda Türkiye'ye sıcak bakmama neden olmuştu. Almanların hepsinin böyle olmadığını ispatlamak istiyordum.

FENERBAHÇE KIRMIZI HALI SERDİ

İkinci Beşiktaş macerasında (2001-02) kulübün ekonomik sorunlarına değinen Daum, kokain davası nedeniyle sürekli Almanya'ya gittiğini, bunun işini etkilediğini anlatıyor. Fenerbahçe'den aldığı teklifle kitap yeni bir boyut kazanıyor: “Fenerbahçe, 2003'te ‘Bize gel' diye baskı yapmaya başladı. Önüme kırmızı halı serildi. Aziz Yıldırım'ın tek bir isteği vardı: Takımı şampiyon yap. ‘15 futbolcu gidecek, 12 futbolcu alacağız' dedim, kılı kıpırdamadan onayladı. Aziz Yıldırım, Galatasaray'ın da istediği van Hooijdonk'u 4 saatte bitirdi. Bende çok güçlü bir etki bıraktı. Bir şeyi istedi mi, sonuna kadar gidiyordu.”

TÜRKİYE'DE 1 YIL, 7 YILA BEDEL

“Türkiye'de teknik direktör olarak bir yıl çalışmak, başka bir yerde 7 yıl çalışmaya bedeldir. Bunu göze almayan oraya hiç gitmesin. Üçüncü şampiyonluğa giderken son maçımız Denizli'yle idi. Kazansak şampiyonduk. 15 dakikalık uzatmada Anelka galibiyeti getiremedi. Galatasaray şampiyon oldu. O zaman ‘Yüzyılın bilmecesi' başlığı atıldı. Şükür ki orada yaşananları anlayabilmek için yüzyılın daha başındayız.”

KOCAMAN HİÇ ŞEFFAF DEĞİLDİ

Christoph Daum, Fenerbahçe'deki ikinci dönemini şöyle anlatıyor: “Türkiye olmasaydı, ölmüştüm. Ölüden bile daha ölü olurdum. Fenerbahçe ile gelen şampiyonluklar, seyircisinin desteği, hayatımın kariyerinin bir dönüm noktası, bana yeniden hayat verdi. 2009'da yeniden Fenerbahçe'ye çağrıldım. Aziz Yıldırım, Aykut Kocam'ın Sportif Direktör olduğunu söyledi. Aykut, beni iyi karşıladı. Sonradan anladım ki bana karşı hiç de şeffaf değildi. ‘Görünen yüzünün arkasında başka şeyler var' şüphesi uyandırmaya başladı.”

AYKUT'UN ÖLDÜREN BAKIŞLARI!

“Alex de Souza, biraz geç gelmek isteyince izin verdim. Aykut, para cezasında ısrar etti. Para cezasını ödeyebileceğimi belirttim. İşte o zaman Aykut'un yüzündeki o dostane gülüş ilk kez kayboldu. Eğer bakışlarla bir insan öldürülebilir olsaydı, o an ben ölmüş olabilirdim. O zaman ikimizin bir arada olamayacağını anladım. Sonra Aykut'un, başka oyunlar çevirdiğini fark etmeye başladım.”

MİDE BULANDIRICI OYUNLAR

“Beşiktaş derbisini 3-0 kaybettik. Tercümanım bana, Emre'nin (Belözoğlu) Aykut'a, ‘Takımı sen devralmalısın. Seninle kaybetmezdik' dediğini söyledi. Ertesi gün Aykut, böyle bir şey olmadığını belirtip omzunu silkti. Son hafta Bursa kazanınca, Trabzonspor'u yenemeyen Fenerbahçe yine şampiyonluktan olmuştu. Direkler engel oldu. Yanlış anonsla statta sevinç yumağı oluştu. Aziz (Yıldırım), soyunma odasında bana ‘Sorumlu sensin' diye bağırdı. Bırakmam için mide bulandırıcı oyunlar oynandı. Daha sonra bir yönetici Almanya'ya geldi ve orada alacaklarımın yarısından vazgeçerek ayrıldım.”

Texas para istedi

Daum, 2013'te Bursaspor'a gelişini ve yaşadıklarını kitabında şöyle anlatıyor: “En büyük sorun, taraftar grubu Texas'ın, yönetimi, teknik heyeti ve futbolcuları sürekli baskı altında tutmasıydı. Sinan isimli sözcüleri, tercüman aracılığıyla her ay yüklü miktarda bir parayı kendilerine vermemi istedi. Reddettim. Sinan, ‘Bu cezasız kalmaz' tehdidinde bulundu. Bir grup beyzbol sopalarıyla antrenmanı bastı. Beni ve oyuncularımı tehdit ettiler. Dayanamayıp istifa ettim.”

Dil kılıçtan keskindir

“Türkiye'ye gider gitmez Türkçe öğrenmeye başladım. Atasözleri ve deyimler kitapları aldım. En çok hoşuma giden söz, ‘Dil, kılıçtan keskindir' oldu. Atasözleri, bir ülkenin mentalitesini gösteriyordu. Ve bu heyecanlı insanlar ülkesinde her daim iyimser olmak zorundasın.”

Duygulandıran Enke anısı

“Robert Enke'nin ilk maçını 3-0 kaybettik. Maçtan sonra telefonunu açmadı. Oteline gittim. Barcelona'da bunalıma girdiğini, Fenerbahçe'de bunu aşabileceğini sandığını ama depresyonu yenemediğini anlattı. 2009'da canına kıydı…”

Roberto Carlos ve kadınlar

“Roberto Carlos, idmanlarda ve maçlarda performans gösteriyordu ancak gece yaşantısının izleri, yüzünden okunuyordu. Sorduğumda, “Mister, mister. Futbolu severim ama kadınları da severim' derdi. Bazen bir gözü yummak gerekiyordu.”