Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Yeşilay soruyor: ‘Bi’ Liran Var mı?’
Yeşilay soruyor: ‘Bi’ Liran Var mı?’
Sokaklarda 'bi' liran var mı?' diye sorarak, insanlardan para toplayan birçok genç ve çocuk görüyoruz. Bu çocukların topladıkları paralarla ne yaptıklarını merak ettiniz mi? Acaba onlara para vererek, iyilik değil de kötülük mü yapıyoruz? Peki bu 'bi' lirayı' onların faydasına nasıl kullanabiliriz? Gençlerin genellikle uyuşturucu almak için para toplandığını vurgulayan Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk, vatandaşların, 'bi' lirayı' onlara vermek yerine, Yeşilay'a bağışlamalarını istiyor ve çağrı yapıyor: Bağımlılara değil, bağımlılıkla mücadeleye destek olun.
Eser AKGÜL
Yaşam 6 Kasım 2017 - 15:04

97 yıldır birçok bağımlılık türüyle mücadele etmek adına çalışmalar yapan Yeşilay, ‘Bi’ Liran Var mı?’ kampanyası başlattı. Kampanya ile, özellikle sentetik uyuşturucuların yok ettiği hayatlara sık sık rastladığımız şu günlerde, vatandaşların desteğinin ne kadar önemli olduğu vurgulanacak. Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk, Yeşilay’ın artık sadece eğitimler vermeyeceğini, aynı zamanda da rehabilitasyon merkezleriyle mücadelede daha etkin bir rol oynayacağını anlatarak, çağrıda bulundu.

Prof. Dr. Öztürk, madde bağımlılığıyla ilgili ortak bir bilincin ve davranış biçiminin oluşması için Yeşilay’ın hangi yolları izlediğini sozcu.com.tr‘ye anlattı.

Prof. Dr. Mücahit Öztürk: Bağımlılara değil, bağımlılıkla mücadeleye destek olun.

Prof. Dr. Mücahit Öztürk: Bağımlılara değil, bağımlılıkla mücadeleye destek olun.

‘Bi’ Liran Var mı?’… Bu proje ile ne anlatmak istiyorsunuz?

‘Bi’ Liran Var mı?’ aslında sembolik anlamda bir farkındalık oluşturma kampanyası. Özellikle büyük şehirlerde bir gencin yanınıza yaklaşarak para istemesine şahit olmuşsunuzdur. Bu kişilerin para isteme amacı da genellikle uyuşturucu madde almaktır. Biz de sık kullanılan bu yöntemden yola çıkarak, insanlarımızın parayı onlara vermek yerine bize bağışlayarak çalışmalarımıza destek olmalarını istiyoruz.

TÜRKİYE’NİN BAĞIMLILIKLA MÜCADELEDE NE EKSİĞİ VAR?

Hepimizin, özellikle de belli bir yaş grubunun Yeşilay’la ilgili bir algısı vardır. Bunun sebebi de, ilkokullarda bizim zamanımızda mutlaka Yeşillay kollarının olmasıydı. Şimdi tekrar okullarda bu kolların açılması kararı alındı. Yani bu anlamda farkındalık oluşturma noktasında  hala gündemdeyiz. Fakat biz farklı bir alanda daha hizmet vermeye başladık. Son iki yılda Yeşilay Danışmanlık Merkezleri (YEDAM) üzerinyoğunlaştık. Aslında bu kampanyanın amacı da YEDAM’ı tanıtmak. Yani “Biz artık Yeşilay olarak farkındalık oluşturma çalışmalarının dışında, aynı zamanda insana dokunan bir yerde, tedavinin bir parçası olan bir yerdeyiz” demek istiyoruz. Türkiye’de bu anlamda ciddi eksiklikler, rehabilitasyon süreci ile ilgili ciddi sıkıntılarımız var. İnsanlar nereye gideceklerini ve nasıl yardım alacaklarını bilmiyorlar. Zaten ekonomik olarak da zor bir süreç bu. Biz de YEDAM’larla bu noktada insanların yanında olmak istiyoruz.

Bilmeyen okuyucularımız için, YEDAM ve AMATEM’ler arasındaki farkı anlatabilir misiniz?

AMATEM’ler tıbbi tedavi uygulanan yerler. Bağımlı bireylerin bağımlılıktan arınabilmeleri için belli bir süre tıbbi tedavi almaları gerekiyor. Fakat süreç burada bitmiyor. Özellikle de tekrar maddeye başlamamak adına tedavi sürecince ciddi bir psikososyal destek gerekiyor. İşte biz YEDAM’larla bu desteği vermeye çalışıyoruz. Tıbbi tedavi uygulamıyoruz, onları rehabilite etmeye çalışıyoruz. Dört YEDAM açtık şimdiye kadar. Ama bu sayı çok az. Mutlaka daha çok yaygınlaştırmak zorundayız. Projemizle insanlara “Eğer bu konuda hassassanız bize de destek olun.” demek istedik. Bu temsili bir para tabii ancak insanlar bize sadece maddi değil manevi de destek olabilir.

Prof. Dr. Mücahit Öztürk: YEDAM'ların sayısını artırmak için bize destek olun.

Prof. Dr. Mücahit Öztürk: YEDAM’ların sayısını artırmak için bize destek olun.

Nasıl bir manevi destekten bahsediyorsunuz?

Faaliyetlerimizde, eğitimlerde destek olabilirler. Sayımız arttıkça daha da çok yayılacağız ki daha çok destekçiye ihtiyacımız olacak. Örneğin YEDAM Atölye Projelerimiz olacak. Bu atölye çalışmalarında bağımlı bireylerin tedavi sürecinde bir meslek de edindirmeyi hedefliyoruz; mesela pastacılık, yermek kursu gibi kurslarımız olacak. Gönüllülerimiz buralarda da bize destek olabilirler. Bağımlılık bir hastalık. Bu hastalığa gençlerimizin daha fazla bulaşmaması için canla başla çalışmalıyız.

Bu amaçla başka büyük bir projeye daha imza attık. 3 yıl önce Yeşilay’ın 97 yıllık birikimini diğer ülkelerle de paylaşmak istedik. Diğer ülkelerdeki sivil toplum kuruluşlarından farklı olarak, Yeşilay yoğun bir bilgi birikimine sahip ve alkolle başlayan mücadele sürecimizde sigara, uyuşturucu madde, kumar ve teknoloji gibi beş bağımlılıkla mücadele ediyoruz. Şu anda yaklaşık 35 ülkede Yeşilay bayrağı var. Ayrıca bu 35 ülkenin oluşturduğu Uluslararası Yeşilay Federasyonu var. Biz bu ülkelerin hepsinde proje bazlı destek veriyoruz. Bu mesele sadece Türkiye meselesi değil, aslında dünyayı ilgilendiren bir mesele ve beraber daha güçlü bir şekilde hareket edilebileceğini düşünüyoruz.

Son dönemde flakka, mavi balina gibi hem kimyasal maddelerle hem de teknoloji yoluyla çocukları bağımlı hale getiren ve hatta ölüme sürükleyen tehlikeler var. Türkiye bu tip tehlikeler konusunda ne durumda? Örneğin flakka yayıldı mı ülkemizde?

Şu anda bu konuda bize gelen bir bildirim yok ama zaten bu maddelerin isimleri kümelendiriliyor ve çok kullanılan maddelere isim veriliyor. İsim verilmemiş, tanımlanmamış daha bir çok madde de var. Nihayetinde özellikle çocuklar ve gençler kullanırken ve akranlarına sunulurken olumsuz etkilerinden bahsetmiyorlar. “Bi’ denesene” diyerek sunuyorlar. Yani bir genç hiçbir zaman bunun ölümcül bir etki yaratabileceğini bilerek bunu kullanmıyor. Bağımlı olacağını da düşünmüyor, hatta bağımlılığın ne olduğu üzerine bile düşünmüyor. O yüzden okullarda eğitim vermeye çalışıyoruz. TBM (Türkiye Bağımlılıkla Mücadele) adını verdiğimiz büyük projemizin amacı da bu. ‘Bağımlılık ne demek, bağımlı olursan ne olur, nasıl ölüme götürür?’ gibi durumları anlatıyoruz çocuklara. Özellikle bazı riskli gruplar var; kendi içlerinde, aile iletişimde sıkıntıları olan, iyi takip edilmeyen çocuklar.

“ÇOCUKLARI OKULDA TUTMALIYIZ”

Sorun tek boyutlu değil, işin bir çok boyutu var; Emniyet, eğitim, sosyal, ekonomik, şiddet… Yapılan birçok araştırmada bağımlılığı riskini en çok tetikleyen şeyin okumamak, okula gitmemek olduğu görüldü. Okuldan uzak kalan çocuklar risk altında. Eğitimsizlik, boşluk duygusu tetikliyor. O yüzden çocukları okulda tutmamız lazım. Okul bir aidiyet duygusu veriyor. Çocuklar burada başarıyı tadıyor. Başarı göreceli bir kavram ama yine yapılan araştırmalarda daha başarısız çocuklar, madde kullanımına daha fazla eğlimli oluyor. O zaman eğitimde, çocuklara kendilerini başarılı hissettirecek bir metedoloji kullanmalıyız. Bir çocuğun illa matematikte başarılı olmasına gerek yok. İyi resim çiziyorsa, sporda iyiyse başarılı addetmemiz lazım. Spor burada en önemli koruyucu faktörlerden biri. Bunu hep atlıyoruz. Spor disiplini içerisinde olan gençler maddeden uzak kalıyorlar. Çünkü orada da biraz önce bahsettiğimiz aidiyet duygusu çok fazla. Takıma ait olma, takımla uyum içinde hareket etmek, takımın başarısı için mücadele etmek duygusu da çocukların boş kalmasını engelliyor. Boşluk hissi çok kötü. En büyük problem bu. Boşta kalmak, üretmemek tehlikeli. Bu anlamda ailelerin özellikle okula devam etmeyen çocuklar noktasında çok hassas olması lazım.

Ailenin önemi her durumda vurgulanıyor. Siz de bu önemi tekrar hatırlatabilir misiniz?

Türkiye olarak, geçen sene Birleşmiş Milletler’de oturum başkanlığı yaptık. Doğu Avrupa ve Asya ülkelerinin uyuşturucu politikalarını sunduk. O sunumda bir tartışma oluştu. ‘Neden kullanımlar artıyor, süreç neden kötü gidiyor?’ konularını konuştuk ama bilimsel araştırmalarda da gelinen nokta şu: Koruyucu tek faktör var o da aile. Aile gerek başlama gerek koruyuculuk sürecinde etkin rol almıyorsa ciddi bir problem var demektir. Çünkü siz toplum olarak eğitim gibi desteklerle tek başınıza halledemiyorsunuz. Çocuğun yakın takibini sürdürebilecek tek kişi ebeveynler, aile.

Diğer önemli faktör ise çocuktaki ruhsal sorunlar. Sanıyoruz ki onlarda böyle sorunlar olmaz. Bu problemler de madde kullanım riskini çok artırıyor. Mesela bazı davranış problemi olan çocuklar riskli eylemleri çok severler ve bu eylemler sebebiyle de maddeye çok kolay alışırlar. Yani bağımlılık meselesinde belli bir oranda duyarlılığınız olmazsa aile, eğitimciler ve toplum olarak, bu sorunu engelleyemezsiniz.

“ÇOCUĞUNUN MADDE KULLANDIĞINI FARK EDEN AİLELER HEMEN BİZİ ARASIN”

Mesela bizim YEDAM’larla ulaşmaya çalıştığımız kişiler özellikle yeni başlayan bireyler. Çocuk birkaç kez kullanmış ve aile fark etmiş. Bu noktada hemen bize başvursun ki biz yöntem olarak nasıl davranılacağını öğretelim onlara. Kızmasınlar, reddetmesinler, evden kovmasınlar, okuldan alırız harçlığını keseriz diye tehdit etmesinler. Bu şekilde çocuğu maddenin kucağına atmış oluruz. Çok yapılan yanlışlardan biri bu.

Aslında şu an pilot olarak uyguladığımız bir proje daha var. Bu projeyi bütün Türkiye’de uygulamak istiyoruz. ‘Okulda Bağımlılığa Müdahale’ diye bir program. Bu Yeşilay’ın oluşturduğu Türkiye Bağımlılıkla Mücadele eğitim programının bir ek versiyonu. Ne yazık ki birçok okul yönetimi, madde kullanan bir çocuğu fark ettikleri zaman hemen savunmaya geçerek onu başka bir okula gönderme çabasına giriyor. Biz istiyoruz ki okul bir çocuğun madde kullandığını fark ettiyse, rehber öğretmen hemen konuyu ele alsın, değerlendirsin. Bu yüzden ‘aileye nasıl söylenecek, aileye nasıl hareket etmesi gerektiği nasıl öğretilecek’ gibi konularda onlara eğitimler vermek istiyoruz. Bu program İstanbul ve birkaç ilde başladı. Türkiye genelinde bütün rehber öğretmenleri bir eğitimden geçireceğiz. Bu çocukları nasıl fark ederiz, onlara nasıl yaklaşırız, süreci nasıl idare etmeliyiz? Bu eğitimleri vereceğiz.

“EĞİTİM MÜFREDATINA GİRECEĞİZ”

Okullarda yürüttüğünüz projelerde, MEB’le birlikte mi çalışıyorsunuz?

Tabii. Milli Eğitim Bakanlığı ile bir protokolümüz var zaten. Bu konuda bize çok destek verdiler. Bu süreçte yaklaşık 11 milyon çocuğa ulaştık. İlk eğitimimizi verdik. Bu büyük bir oran. Elbette bu eğitimler devam edecek ve süreklilik arz edecek. En önemlisi de bağımlılık konusunu müfredatın içerisine yerleştirmeye çalışıyoruz. Eğitimlerimizde asıl önemli nokta şu; biz eğitimi verdik ama çocuklar bu eğitimden ne aldılar? Tekrar bu çocuklarla testler yaptık ve bu testler de tamamlandı, sonuçları bilimsel bir makale olarak yayınlanacak.

Bugüne kadar bilimsel veriler konusunda eksik kalmışız. Yani eline broşür allan herkes, okullarda bağımlılık eğitimi vermeye çalışmış. Bu doğru bir sistem değil. Birçok nokta var incelemeniz gereken: Hangi yaş grubuna ne anlatacaksınız, eğitim içeri ne olacak, Türkiye’nin bağımlılık profili ne, çocuk bu eğitimleri anlayabilecek mi yoksa anlattıklarınızla acaba özendirecek ya da merak mı uyandıracaksınız? Çok ciddi soru işaretleri var. Biz içerik geliştirme noktasında birçok bilim dalından destek aldık ve bunları sürekli yenilemeye çalışıyoruz.

“EN BÜYÜK HEDEFLERİMİZDEN BİRİ: DUMANSIZ ÜNİVERSİTELER”

Üniversitelerde neler yapıyorsunuz?

Üniversitelerde daha çok akran eğitimi şeklinde çalışmalar yapılıyor. Çünkü üniversitedeki gençler yaş itibariyle dışarıdan eğitime daha kapalıdır. Bilgilendirmeler yapıyoruz ama Yeşilay kulüplerindeki gençlerimizi eğitiyoruz. Onlar da kendi akranlarını eğitiyorlar. Bugün Türkiye’deki üniversitelerde yüze yakın kulübümüz var. Aslında büyük projemiz şu; dumansız üniversiteler oluşturabilmek. Sağlık Bilimleri Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi ile bir protokol imzaladık. Adım adım çalışıyoruz, birden olmayacak ama hedef ‘dumansız üniversiteler’

Bu uygulama gençlerde, bir özgürlük kısıtlaması gibi algılanabilir mi?

Algılanabilir ama bugün ABD’de neredeyse dumanlı üniversite yok. Biz bu uygulamayı bir özgürlük kısıtlaması olarak algılamalarını değil, içselleştirerek bize katılmalarını sağlamak istiyoruz. Zaten yasak koyarsak başarılı olamayız. Üniversitede sigara kullanımı oranı çok yüksek. Bir yerde başlama yeri diyebiliriz. O nedenle bu proje de çok önemli bizim için.

ÜCRETSİZ ÇAĞRI HATTI: 444 7 975

Çocuklarından şüphelenen aileler size nasıl ulaşabilir?

Bizim en büyük ama çok da bilinmeyen faaliyetlerimizden biri de, çağrı hattımız: 444 7 975. Bu çağrı hatlarında telefonu bir psikolog açıyor. Örneğin ebeveynler arıyor ve “Çocuğumun odasında bir uyuşturucu buldum, ne yapmalıyım?” gibi sorularını bu danışma hattındaki psikoloğa sorarak yardım alabilirler. Psikolog bir takım sorularla aileyi yönlendiriyor ve özellikle İstanbul’dalarsa merkezlerimize davet ediyorlar. Bu çok özel ve ücretsiz bir hizmet. İşte bu hizmetlerin Türkiye’nin her yerinde olması için bize destek olmalarını istiyoruz.

“AMATEM’LERE ULAŞAMAZLARSA BİZİ ARASINLAR”

Hatta şu anda AMATEM’lerle de çalışıyoruz. Mesela aileler bizi arayıp, AMATEM’e ulaşamadık derse biz ilgilenip onlar için randevu alıyoruz. Danışmanlık ve destek de veriyoruz ve süreci takip ediyoruz.

Büyük iller dışında, Türkiye’de özellikle odaklandığınız iller var mı? Madde bağımlılığı tehdidi için hangi iller dikkat çekiyor?

Türkiye olarak bir bağımlılık haritamız yok maalesef. Bu büyük bir eksik. Bu konuda da önerilerimiz var ama bunun için büyük bir güç gerekiyor. Ama Güneydoğu illerimizde, özellikle Suriye’den gelen göçmenlerin yaşadığı yerlerle ilgili ciddi şikayetler var. Şanlıurfa ve Diyarbakır’ı örnek verebilirim. Orada da neler yapabileceğimizi düşünüyoruz, çünkü o çocuklar da okula gitmiyor, boşluktalar.

Bağımlılıkla ilgili birçok sivil toplum kuruluşunun yanında, eski bağımlıların da bir takım merkezler açtığını görüyoruz. Bu konu için ne söylemek istersiniz?

Bizim projelerimizde eski bağımlılar mutlaka yer alacak. Onların bu süreci yaşamış insanlar olarak görüşlerine ihtiyacımız var. Ancak onların kendi başına açtıkları merkezlerde bilimsel temelde eksiklikler olduğunu görüyoruz. Yeşilay olarak herkesle işbirliğine açığız. Eğer bu kişiler bize ulaşırlarsa onları da projelerimize katmak isteriz.