“Öldüğünde elleri ters kelepçeliydi”

3 çocuk babası, güvenlik şirketi yöneticisi Birol Yıldırım'ın (42), bir kavgaya karışan çalışanının durumunu öğrenmek için gittiği karakolda, kameraların olmadığı mutfak bölümünde ölü bulunması yakınlarını kahretti. SÖZCÜ'ye konuşan anne Mediha Yıldırım "Karıncayı bile incitmezdi, sapasağlam gittiği karakoldan tabutu çıktı" dedi.

1 milyona yakın nüfusuyla Türkiye’nin ve İstanbul’un en kalabalık ilçesi olan Esenyurt’ta bir karakolda 5 Haziran’ı 6 Haziran’a bağlayan gece yaşanan şüpheli ölüm, olayda can veren güvenlik şirketi yöneticisi Birol Yıldırım’ın yakınlarını kahretti.

Anne Mediha Yıldırım, yaşadıklarını ve oğlunun başına gelenleri şu sözlerle dile getirdi:

“Çocuğum karıncayı incitmezdi. Kavgacı değildi. Efendiliğini hiç bozmazdı. Sapasağlam gittiği karakoldan tabutu ile çıktı. Çocuğumu orada öldürdüler. Zaten güvenlik kameralarının görüntüleri ortada. Her şeyi gösteriyor. FETÖ'cüleri nasıl ayıkladılarsa, bu polisleri de öyle ayıklasınlar. Çocuğumun hiçbir suçu yok. Çocuğumun suçu olsa derim ki, ‘Ya bu suçtan oldu. Bu da böyle oldu' derim. Adaletin yerini bulmasını istiyorum. Oğlumun kalp krizi geçirdiğini ve bu yüzden öldüğünü söylediler. Çocuğum kalp krizi mi geçirdi tamam. Hastaneye götürürsün veya gönderirsin, beni de ararsın oğlumun yanına giderim. Derim ki, ‘Oğlum kalp krizi geçirdi, öldü.' Çocuğumu öldürdüler. Sağlam adam bile orada kalp krizi geçirir.

“BÜYÜKLERE SESLENİYORUM: 3 ÇOCUK YETİM KALDI”

Oğlumu benden kopardılar. 3 çocuğumu (torunlarımı) yetim bıraktılar. Oğlumu neden öldürdüler? Büyüklere sesleniyorum; polislere güvenemezsek kime güveneceğiz. Benim yüreğimi yaktılar. Devletime sesleniyorum: benim çocuğumun hakkını arasın, üstüne yatmasınlar. Terörist değil benim çocuğum. Şu, bu değil. Teröriste bile bu muameleyi yapamazlar. Benim saf temiz çocuğumu bu hale getirdiler. Süleyman Soylu'ya da Tayyip Erdoğan'a da sesleniyorum. Sesimi duysunlar. Çocuğumun hakkını kayıp etmesinler”

 “YAŞAMAYI ÇOK SEVEN NEŞELİ BİR İNSANDI”

Birol Yıldırım'ın ablası Canan Portakal, kardeşini “Ortaokul mezunuydu. Liseyi açıktan okuyordu mezun olacaktı. Birçok işte çalıştı ama o güvenlik işinde karar kıldı. Amir oldu. Yaşamayı çok seven, çok neşeli, çok saygıdeğer bir insandı. İnsanların kalbini hiç kırmazdı” sözleriyle anlattı. Canan portakal, şüpheli ölümün yaşandığı gece tanık olduğu olayları ise şöyle anlattı:

“TÜFEĞİNİ DE MASADAN KAPTI KARŞIMIZA DİKİLDİ”

“Haziran'ın 5'ini 6'sına bağlayan gece, sabaha doğru saat 4'e 20 kala gibi kuzenimden telefon geldi. Ne olduğunu sordum, bana Birol'un öldüğünü söyledi. ‘Karakolda öldürmüşler. Birol ölmüş. Ne olmuş bilmiyorum' dedi. Eşimle birlikte Esenyurt Polis Karakolu'na gittik. Gittiğimizde kapının önünde cenaze arabası vardı. Eşimle içeri girdik, kardeşimi sorduk. İki fırfırlı polis hemen ayağa kalktı, tüfeğini de masadan kaptı karşımıza dikildi. Bize, ‘Sizin burada ne işiniz var. Biz bu konu hakkında size açıklama yapamayız, gerekli açıklamayı savcılık yapacak. Dışarı çıkın' dedi. Herhangi bir gerekçe de vermedi bize. Karakoldan bizi kovdular, kapı yetmedi bizi karşı kaldırıma kadar kovaladılar. Sadece benle eşim vardık. Bizi daha sonra hastanenin morguna götürdüler. Eşimi aldılar, savcı da oradaymış. Eşime kağıt imzalattılar. Eşim okumak istemiş ama savcı kızmış, ‘Ne okuyacaksın. Biz kaç memur bunu hazırladık. Biz yaptık da sen neyin okuma derdindesin hadi imzala' demiş. Zorla kağıtları imzalatmışlar.

“DARP EDİLDİĞİNİ ABLAM TEŞHİS ETTİ: BURNU ÇÖKMÜŞTÜ”

Eşim teşhis için içeri girdiğinde kardeşimin yüzünü bile doğru düzgün görememiş. Darp edildiğini ablam teşhis etti. Adli tıptan çıkarırlarken ablam denk gelmiş, göstermek zorunda kalmışlar. Yüzü açıldığı zaman ablam, kardeşimin burnunun çöktüğünü, yüzünün etrafında morluklar olduğunu görmüş. Ablam resmini çektirmiş de öyle öğrendik darp edildiğini. Burada olayı yapan o iki yıldızlı komiser. Olayı ateşleyen de sadece o komiser, diğerleri yanındaki yaverleri.

“KENDİ İMKANLARIMINLA ÖĞENDİK”

İstanbul Valiliği yaptığı açıklamada saat 3 civarında aileye haber verildi deniyor. Merhumun burada birinci derece akrabası da benim, bana haber veren olmadı. Ne polis karakolundan, ne valilikten, ne de başka bir yerden. Biz kendi imkanlarımızla öğrendik.

“BABAYI DÖVÜP OĞLUNA, OĞLUNU DÖVÜP BABASINA İZLETTİLER”

Birol Yıldırım’ın karakola gitmesine yol açan kavganın Esenyurt’ta site içiresindeki kafede meydana geldiğini belirten Canan Portakal, o olayı da şöyle anlattı:

“Kafede çıkan olayda, kardeşimin çalışanı Barış Uysal gözaltına alınıyor. Alınmadan önce oğlu da yanındaymış. Bir şeyler olacağını anlayıp oğlunu dışarı göndermiş. Barış Uysal'ı da karakola alıyorlar. Bu sefer de oğlunu aramasını, onu da çağırmasını istemişler. O sırada da Barış beyi  dövüyorlarmış. Oğlu Alihan Uysal, ‘Ben karakolun kapısına varınca zaten ekip arabasının içinde 3-4 polis babamı dövüyordu. Ben daha karakolun kapısındayken beni de dövmeye başladılar' dedi. Hastaneye götürdüklerinde doktor bakmadan, ‘Darp izine rastlanılmadı' deyip geri gönderiyor. Döverek geri karakola getirmişler. Karakolda, Barış beyin kafasına basıp, dövüp oğluna izletiyorlar, oğlunu dövüp babasına izletiyorlar. Barış beyin oğlu Alihan anlattı bunları. Bunlar kardeşim daha oraya gitmeden önce oluyor.

“BAĞIRMAM, POLİSE EL KALDIRMAM”

Kardeşim, karakola gidip Barış Uysal'ı sorduğunda, bir polis, ‘Ne zamandan beri güvenlikler polis dövmeye başladı' diyor. Kardeşim de, ‘Sen güvenliklere etek giydirecekmişsin, sen benim muhatabım değilsin' diyor. Ondan sonra orada sesler yükseliyor. O komiser kardeşimin karakoldan gitmesini istiyor. Kardeşim gidecekken alıyorlar hepsi kardeşimi. Kardeşime, ‘Bağır bana' diyor. Kardeşim, ‘Bağırmam, ben polise el kaldırmam. Benim kardeşim Suriye'de asker, kuzenim Afrin'de asker' diyor. Biz sonuna kadar kardeşimin hakkını arayacağız. Barış Uysal'ı da savcılığa bizim lehimize ifade verdikten sonra tutukladılar.

“DOKTOR ‘DARP İZİ YOK' DEDİ

Kardeşim efendi efendi karakola gidiyor. Ne bir saygısızlığı oluyor ne başka bir şey. Kardeşimi duvara öyle bir vuruyor. O bizim Allah'ımızın kulu olamaz. Ama Esenyurt Devlet hastanesinin doktoru, ‘Hiçbir darp izine rastlanmamıştır' diyor. Kardeşimin ise burnu çökmüştü. Kardeşim öldüğünde elleri ters kelepçeliydi. Sen savcı mısın, sen hakim misin? Onu aldın da hemen öldürme kararını nereden çıkardın. Sen kimsin ki Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşını öldürüyorsun?”

“BABAM HERKESE YUMUŞAK DAVRANIRDI”

Babasını kaybettikten 3 gün sonra 18 yaşına giren Şeyma Nur Yıldırım da şöyle konuştu:

“Biz 3 kardeşiz. Babamızın öldüğünü öğrendiğimiz gün kardeşim lise sınavına gireceği için ona babamızın öldüğünü söylemedik. Babam asla sorun çıkaran bir insan değildi. Aksine her soruna çözüm bulmaya çalışırdı. Babam herkese yumuşak davranırdı. Ben babamın ölümünü annemle birlikte öğrendim. Bize kalp krizi geçirdiğini söylediler. Sabaha karşıydı. Biz haberi alınca karakola gittik. Halam ile eniştem bizden önce gitmişlerdi. Onlara yaptıkları kötü muamelenin aynını bize de yaptılar. Karakola girdiğimizde polisle cenazemiz olduğunu, onun için geldiğimizi söyledik. Oradaki polisler bize kızarak, ‘Siz niye buraya geldiniz? Burada ne işiniz var, ne arıyorsunuz burada' diyerek bizi dışarı attılar.

“SESİMİ DUYUN”

Kamera kayıtlarında izlediğiniz gibi, babama orada, ‘Yürü git' deniliyor. Babam oradan çıkmaya çalışırken neden bir anda ensesinden tutulup, duvara çarpılıp ters kelepçe yapılıyor. Git dediğiniz bir adamın neden 12 kişi birden peşine koşup içeri tekrar alıyorsunuz. Babam orada terörist değildi, tecavüzcü değildi, tacizci değildi. Böyle olan insanlara yapmadığınız bu muameleyi neden babama yapıyorsunuz. Elinde bomba mı vardı, belinde silah mı vardı yoksa bıçağı mı vardı? O komiser, babamı mutfağa neden sokturdun? Size yemek mi yapacaktı babam? Babamı öldürdükten sonra mutfağı neden yıkadınız? Ben bunların cevaplarını istiyorum. Babam orada neden öldü? Size ne dedi de ölme derecesine kadar getirdiniz? Babamın bekleme salonunda öldüğünü söylediniz, sonra oranın anahtarı yok dediniz. Birazcık vicdanınız varsa, aynı Allah'ın kuluysak eğer ve şu gözlerime baktığınızda, gözleriniz doluyorsa, sesiniz birazcık titriyorsa benim sesimi duyun ve itiraf edin. Biliyorsunuz ki kamera kayıtları yavaş yavaş çıkıyor. Biz sesimizi duyurmaya devam edeceğiz. Babam için her şeyi yapacağız. Ben kızı olarak, ailesi olarak bu davanın asla peşini bırakmayacağız.”

BAŞSAVCILIK: DERHAL SORUŞTURMA BAŞLATILMIŞTIR

Olaya ilişkin Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da yazılı bir açıklama yapılmış, o açıklamada şu ifadelere yer verilmişti:

“Esenyurt ilçesi Merkez Polis Karakolunda 06.06.2021 tarihinde hayatını kaybeden B.Y.’nin (Bülent Yıldırım) ölümü ile ilgili olarak Başsavcılığımızca derhal soruşturma başlatılmıştır. Cumhuriyet Savcılığımız aynı gün Polis Merkezindeki güvenlik kamerası kayıtlarını temin ederek sesli ve görüntülü materyallerle olay yeri incelemesini yapmıştır. Ölen şahısla ilgili adli muayene yapılmış olup ölüm sebebi ve zamanının tespiti için Adli Tıp Kurumuna sevk edilmiştir. Olayla ilgili olarak Polis Merkezinde görevli tüm polisler, bekçiler ve sivil vatandaşlar olmak üzere olay mahallinde bulunan tüm kişilerin ifadelerine başvurulmuştur. Güvenlik kamera kayıtlarıyla ilgili teknik analiz ve Adli Tıp Kurumundaki detaylı inceleme devam etmekte olup soruşturma tüm yönleriyle araştırılmak suretiyle titizlikle sürdürülmektedir”

120 meslek örgütü ve STK, İşkencedere için bir araya geldi İlginizi Çekebilir 120 meslek örgütü ve STK, İşkencedere için bir araya geldi Yaşlı kadına yoğun bakımda işkence iddiası İlginizi Çekebilir Yaşlı kadına yoğun bakımda işkence iddiası