Yılmaz Büyükerşen, Cüneyt Arkın’ı anlattı: İkimizin de bir merakı vardı

Hayatını kaybeden Yeşilçamın usta ismi Cüneyt Arkın’ın çocukluk arkadaşı olan Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, katıldığı bir televizyon programında anılarını anlattı.

Yılmaz Büyükerşen, Cüneyt Arkın’ı anlattı: İkimizin de bir merakı vardı

Cüneyt Arkın'ın ölümünün ardından dün sosyal medya hesabından, “Çocukluk arkadaşım, dostum ve sinema tarihimizin efsanesi sevgili Cüneyt Arkın’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Usta oyuncumuza Allah’tan rahmet diliyorum. Başımız sağ olsun” ifadelerini kullanan Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, bugün katıldığı bir televizyon programında Cüneyt Arkın ile olan çocukluk anılarını paylaştı.

image small

“7 YAŞINDAN BERİ ARKADAŞTIK”

Cüneyt Arkın'a gerçek ismi Fahrettin Cüretlibatur ismini kullandığını ifade eden Büyükerşen, 7 yaşından beri arkadaş olduklarını söyledi. İlkokullarının birbirlerine çok yakın olduğunu belirten Büyükerşen, “Fahrettin ile ortaokul ve liseyi aynı okulda okuduk. Tarihi Atatürk Lisesi o dönemde hem ortaokul hem de lise eğitimi veriyordu. Ortaokulda sınıflarımız farklıydı ama lisede aynı sınıfta sıra arkadaşıydık” dedi.

image small

“FAHRETTİN KARİYER YAPMAYI DÜŞÜNMEDİ”

Okul zamanında sakin çocuklar olduklarını ve çok iyi ders çalıştıklarını anlatan Büyükerşen, şu ifadeleri kullandı;

*Lise son sınıfa kadar Fahrettin ile aynı sırayı paylaştık. Sonra yollarımız ayrıldı. O İstanbul Tıp Fakültesi'ni kazandı ben de Eskişehir'de Ankara Hukuk Fakültesi'ne kayıt oldum, bir sene okuduktan sonra Eskişehir'de İktisadi Ticari İlimler Akademisi kurulunca dosyamı alıp Eskişehir'e geldim.

*Fahrettin çok çalışkan bir kişiydi. Tıp Fakültesi döneminde hocalardan kendisini asistan olarak almak istediler. Ama Fahrettin akademik kariyer yapmayı düşünmedi.

*Yaz aylarında bir araya gelirdik. Yedek subaylığını da Eskişehir Hava Hastanesi'nde yaptı. Hava Hastanesi'nde sabahları askeri vasıta ile garnizona gider, uçuşa gidecek olan pilotların muayenelerini yapardı.

*Sonra hastaneye gelir ve saat 15.00'a kadar poliklinik hastalarına bakardı. Daha sonra da bir araya gelirdik.

image small

“İKİMİZİN DE BİR MERAKI VARDI”

Cüneyt Arkın’ın da kendisi gibi en büyük merakının edebiyat olduğunu belirten Büyükerşen şöyle konuştu:

*İkimizin de bir merakı vardı. O da edebiyattı. Edebiyat derslerinde de hocaların gözde öğrencilerinden sayılırdık. Türkçeyi çok iyi kullanmaya gayret ederdik. Kompozisyon derslerinde adeta ikimiz yarışırdık.

*Bazen o bazen ben birinci olurdum. Çok iyi bir eğitim sistemine sahiptik. Öğretmenlerimiz sadece bize verdikleri eğitimlerle değil bizi kültür ve sanat ile de donatmak isterlerdi. Yani lisede verilen derslerle sınırlı kalmazdı bilgilerimiz. Her sınıfın bir tiyatrosu vardı. Bizim de vardı.

*Sınıflar arası bir tiyatro yarışması yapılırdı. O bakımdan bir tiyatro kültürümüz vardı. Lise son sınıfta radyo istasyonu kurmuştuk. Cumartesi ve Pazar günleri radyo yayını yapardık. Fahrettin'in çok iyi hikayeciliği vardı. Hakikaten çok iyi hikaye yazardı, hayali çok genişti.

*Gerçi hepimizin hayali genişti ama hayallerimizin hepsini gerçekleştiremezdik. Fahrettin'in o dönemde İstanbul'da çıkan edebiyat dergilerinde, mecmualarında hikayeleri olurdu. Fahrettin'in bir özelliği atletik bir yapıya sahipti. 19 Mayıs törenlerinde gösteriler yapılırdı. O gösterilerde yer alır, resmi geçitlerde en başa manga başı gibi ekibin başına öğretmenlerimiz Fahrettin'i yerleştirirdi.

*Yaramazlıklarımız, kavgalarımız, resimli romanlarımız ve edebiyat tarafımız o tarihte çıkardığımız duvar gazetesine yansırdı. Ben karikatür çizerdim, Fahrettin de fıkralarını yazardı.

*Bir arkadaşımız da daha sonra bankacı oldu. O da şiir yazardı. Öylesine bir kültür donanımına sahip bir kadroyduk biz. Çok güzel yazılar yazanlar da duvar gazetesinin yazılarını yazardı. O zamanlar sınavlar sözlü şeklinde yapılırdı.

*Fahrettin hiç takılmadan geçti. Ben ise coğrafya dersinden ‘Amazon Nehrinin debisini' bilemediğim için beni Eylül'e bıraktı.

“HAYALİ ÇOCUK HASTANESİ AÇMAKTI”

Cüneyt Arkın’ın gençlik yıllarındaki hayalleri hakkında da açıklamalar yapan Büyükerşen, sözlerini şöyle sürdürdü;

*Fahrettin Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Yedek subay olarak Hava Hastanesi'ne tayin oldu. Yedek subaylık bittikten sonra bir muayenehane açacaktı. İlk eşi de Tıp Fakültesi son sınıftaydı İstanbul'da.

*Mezun olduktan sonra o da Eskişehir'e gelecek ve o küçük muayenehane ihtisas yapacaklardı. Sonrasında da bir çocuk hastanesi kurma idealleri vardı. Ama o ideali yedek subaylığının bitimine 2 ay kala bir zamanda onun kaderi değişti.

*Yedek subaylık yaparken ben de İktisadi Ticari İlimler Akademisi'ni bitirdim. Akademi öğrencisiyken Sağlık Bakanlığı, Devlet Hastanesi'nde bir kan bankası kurdu.

*Kan verenlere para ödeneceği belirtildi. Bizler de şehrin bir eksik tarafı olduğunu düşünen gençler olarak tiyatro kurmak istiyorduk. Bir tiyatrosu yoktu Eskişehir'in.

*500'e yakın akademi öğrencisi kurulan kan bankasına giderek kan verdik. Elde ettiğimiz parayla da seyyar tiyatro sahnesi kurabilmek için malzeme aldık. Tiyatromuzun adına da Türk Devrim Ocakları ismini verdik.

“KENDİSİNİ JOYN WAYNE BENZETİRDİK”

Büyükerşen, Cüneyt Arkın’ı sinema filmi çekimi için kendisinin yönlendirdiğini ifade ederek şunları söyledi:

*Biz tiyatro yaparken Fahrettin de yedek subaylığını yapıyordu ve 2 ayı kalmıştı. Eskişehir Hava Kuvvetleri'nde havacılıkla ilgili ilk Türk filmi çekiliyordu. Başrolünü Göksel Arsoy'un oynadığı ‘Şafak Bekçileri' filmiydi. Yönetmenliğini Halit Refiğ yapıyordu. Filmde yardımcı oyuncu ihtiyacı da vardı. Birçok yedek subay var, teğmen var.

*Garnizon Komutanı Muhsin Batur onlarında filmde rol almasına izin verirdi. O günlerde Fahrettin yine Hava Hastanesi'nden çıkıp bizim tiyatroya gelmişti. Bizim provalarımızı izlerdi. Kendisine filme meraklı olduğunu söyledim.

*Kendisini de Joyn Wayne benzetirdik. Kızlar benzetirdi, bizler ise dalga geçerek konuşurduk. Bütün fotoğraflarında kaşlarını yukarıya kaldırmış olarak görürüsünüz. Benimsemişti yani Joyn Wayne olmayı.

*Kendisine ‘Şafak Bekçileri' filmi çekildiğini ve orada yedek subayları, teğmenlere de görev verdiklerini söyledim. Benim söylediklerimi ciddiye aldı. Biraz da benimki şakaydı, takılmaydı. Aramızdaki samimiyetten dolayı. ‘Hiç aklıma gelmedi. Yarın gidiyorum' dedi. Ertesi gün hakikaten gidiyor.

*Halit Refiğ'i sahneler, kablolar toplanırken görüyor. Kendisi de rol almak istediğini söylüyor. Halit Refiğ kendisine geç kaldığını belirterek kartını veriyor ve İstanbul'a davet ediyor. Daha sonra olanları bana anlattı ve ertesi gün İstanbul'a gitmiş.

*Bir süre sonra geldi ve Halit Refiğ ile anlaştığını, kendisine başrol vereceğini söyledi. Filmlerden para kazanarak sermaye yapacağını ve kazanacağı para ile çocuk hastanesi kuracağını iletti. Gidiş o gidiş.

*Hakikaten ilk filmde başrol, olacak iş değil. Ses dergisinde çalışan arkadaşıma da mektup yazarak Fahrettin'i anlattım ve onu kapak resmi yapmasını istedim. Birdenbire yıldızı parlamaya başladı.

“DUBLÖR KULLANMAZDI”

Kendisinin çok atletik ve spora da meraklı olduğunu vurgulayan Başkan Büyükerşen, “Filmlerinde dublör kullanmamaya başladı. Giden atın üzerinde ayakta dikilir, takla atar, kalelere sıçrar, kılıç çeker filan. Hoca tutup özel ders almış. Her gittiğimizde de bir tarafının sarılı olarak görüyorduk. Dublör istememesi de yönetmelerin canına comcom. İkinci bir masraftan kurtuluyorlar. Diyebilirim ki ayaklarında, kollarında, ellerinde kırılmadık yer kalmamıştır” dedi.

“İKİMİZİN DE BİR KUSURU VARDI, BACAKLARIMIZ YAMUKTU”

Cüneyt Arkın’ın sosyal yönünün çok kuvvetli olduğunu ve yakışıklı olduğunu belirten Büyükerşen, şunları söyledi;

*İran'a bir davet üzerine film çekmeye gitti. Galiba orada bir İran Şahı'nın ailesinden bir tanesi Fahrettin'e aşık oluyor. İş alevlenince duyulunca Şah'da da öfke uyandırıyor. Onu kovacak, kaçıp Londra'ya gitti o zamanlar.

*Öğrenciliğimiz yıllarında kız arkadaşlarımı olurdu. Fahrettin de bir albayın kızını seviyordu. Fahrettin çok yakışıklıydı ama ikimizin de bir kusuru vardı, bacaklarımız yamuktu. Albayın kızı cama çıkardı ve biz yolun karşısında kaldırımda bacaklarımızın yamukluğu belli olmaması için karo taşlarının hizasında yürümeye çalışırdık.

*Albayın kızı, Fahrettin'e, ‘Katır tırnağım' derdi. Biz bozulurduk. Ancak katır tırnağı zarif, ince ve uzun bir çiçekmiş. Onu o vesile ile öğrendik. Albayın kızıyla olmadı. Başka birisi ile evlendi. Tabi her genç gibi aşk hayatlarımız da oldu, kız arkadaşlarımız da oldu. Kızlara iltifat etmeyi çok iyi bilirdi.

“EN SON GEÇEN HAFTA GÖRÜŞTÜK”

Türkiye'nin yaşayan efsanelerini bir araya getiren Tuluhan Tekelioğlu'nun ‘Efsaneler' belgeselinin İstanbul’daki galasında en son yüz yüze görüştüklerini telefonla ise en son geçtiğimiz hafta görüştüklerini belirten Büyükerşen, telefon konuşmasında geçen diyaloglarını şöyle anlattı:

“Geçtiğimiz hafta telefonla görüştüklerini belirten Büyükerşen, “Geçen hafta telefon etti bana. ‘Yılmazcığım seni de Eskişehir'i de çok özledim. Sen gelmiyor musun ben gelemiyorum' dedi. Nede gelemediğini sorduğumda da rahatsızlıklarının olduğunu belirterek ‘Bu ihtiyarlık rezalet. İnsan genç kalmalıymış hep' dedi. Biraz dertleştik. Hastalıkları konusunda kendisini teselli etmeye çalıştım. İlk fırsatta düzelirse Eskişehir'e geleceğini söyledi. Ama kısmetmiş. Türk sineması büyük aktörlerinden birisini kaybetti. Eşi Betül, kendisine çok iyi baktı.”

“ÖBÜR DÜNYADA DA BAŞROL OYNAYACAK”

Yarınki törene katılacağını ifade eden Büyükerşen, en yakın arkadaşına şu şekilde veda etti:

“Fahrettin sanıyorum var ise öbür dünya, öbür dünyada da başrolleri oynayacaksın muhakkak ve çok hayranların olacak. Allah hepimizin taksiratını afetsin.”

Cüneyt Arkın hayatını kaybetti İlginizi Çekebilir Cüneyt Arkın hayatını kaybetti Cüneyt Arkın'ın doğduğu köyde büyük üzüntü İlginizi Çekebilir Cüneyt Arkın'ın doğduğu köyde büyük üzüntü
Loading...