2025-2026

Bugün 2 Ocak... Geçen yıla kadar bugün, 2 Ocak, benim doğum günümdü. Ama, 2025’in ocak ayında, 13 Ocak’ta kalp krizi geçirdim, kırmızı çizginin çoook ötesine geçmişim, farkında olmadan öbür tarafa gittim, tesadüfen ve kılpayı geri geldim, damarlarım kablo gibi olmuş, kalbime beş stent takıldı, “ikinci şans” sayesinde ikinci hayatıma başlamış oldum. Dolayısıyla, artık benim doğum günüm 2 Ocak değil, 13 Ocak, bu 13 Ocak’ta ikinci şans hayatımın birinci yaşını kutlayacağım.

43 yıldır gazetecilik yapıyorum, yüzbinlerce haber yaptım/yaptırdım, elimden milyonlarca haber geçti, sadece kendi kalp krizi haberimi yapmamıştım, 2025 yılında onu da yapmış oldum.

Ted Turner’ı tanıyor musunuz bilmiyorum... 24 saat kesintisiz yayın yapan dünyanın ilk haber kanalı CNN International’i kuran, Amerikalı medya efsanesidir.

Ted Turner’a “en çok ne yayınlamak istersin” diye soruyorlar, “en çok değil ama” diyor, “kanalımın mutlaka yayınlamasını istediğim bir haber var” diyor, “nedir” diye soruyorlar, “kıyamet gününü yayınlamak” diyor!

Evet... “Dünya son bulana kadar yayından ayrılmayacağız, kıyamet sırasında yayında olacağız, bu bizim son canlı yayınımız olacak ama, orada olacağız” diyor.

Her insanın ölümü, o insanın kıyametidir aslında... Ben de bir nevi “teaser” olarak kendi kıyametimin yayınını yapmış oldum 2025 yılında... O tarihte işsizdim, Youtube kanalımda kendi kıyametimin “fragmanı”nı yayınlamış oldum. Bir gazeteci olarak gerçekten şans ötesi bir yayındı bu, her gazeteciye nasip olmayan bir yayındı.

Tesadüflerin gücüne inanırım... Tesadüfler silsilesiyle, Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde pırıl pırıl iki genç hekim, gastroenterelojide uzman hekim Mustafa Süveran’ın olağanüstü dikkati ve liyakati, kardiyolojide Doçent Sena Sert Şekerci’nin olağanüstü dikkati ve liyakati sayesinde, ikinci şansım oldu, kalbime “beşi bir yerde” takıldı. Benim için hekimin çok ötesinde insanlardır... Ömrüm boyunca en ufak bir kalp sorunum bile olmamıştı, o gün de zaten reflü şikâyetiyle gitmiştim, beni tık diye ölümden kurtardılar.

O günden beri, özellikle Senacığıma danışmadan kalp operasyonunu filan boşver, manikür bile yaptırmam :))) Hekime güvenmek hayati önemde bir şey, hem ben hem eşim hem kızım, hayati derecede güveniriz Sena’ya... Acıbadem’e, Mustafa’ya, Sena’ya ailece minnet borçluyuz.

E hal böyle olunca... Doğum günümü 2 Ocak’tan, 13 Ocak’a taşıdım. Burcum değişmedi, oğlak’tım, oğlak kaldım :)))

Şaka bir yana, 2025’te böylesine kişisel bir trajediden kılpayı kurtulduğum için, 2025’te hayatını kaybedenlere karşı fazlasıyla hassasım. Sanırım kendimle özdeşleştirdiğim için, normalden daha yakın takip ettim.

Ve, böyle yakından takip edince görüyorsunuz ki, müthiş bir kayıp listemiz var. Hayatımızda derin izleri bulunan çok sayıda insanı kaybettik 2025’te… Sadece demokrasimizi ve hukukumuzu kaybetmekle kalmadık, yeri doldurulması çok güç olan insan varlığımızı da kaybettik.

Ferdi Tayfur’u kaybettik mesela 2025 yılında... Dünyaca ünlü keman sanatçımız Ayla Erduran’ı kaybettik. Denizden çıkardığı balık, ahtapot gibi organik malzemeleri kurutup tablolaştıran, sanatının dünyada benzeri olmayan, balıkadam ressam Nedim Celkan’ı kaybettik. Çağdaş Türk edebiyatının ustalarından Selim İleri’yi kaybettik. Madımak katliamından sağ kurtulan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin kurucusu Murteza Demir’i kaybettik. Türkiye Musevileri Hahambaşısı İsak Haleva’yı kaybettik. Tiyatro ve seslendirme sanatçısı Bedia Ener’i kaybettik. Türkiye’nin en önemli vergi uzmanı, Sözcü yazarı, değerli arkadaşım Nedim Türkmen’i, eşi, kızı ve oğluyla birlikte, 74 insanımızla birlikte Kartalkaya katliamında kaybettik. Gazeteci arkadaşımız Deniz Arman’ı kaybettik. Buggs Bunny-Barni Moloztaş gibi çizgi karakterlere sesiyle hayat veren duayen tiyatrocu Sezai Altekin’i kaybettik. Almanya’daki Türkiye Araştırmaları Merkezi’nin kurucu başkanı Profesör Faruk Şen’i kaybettik. Ders kitaplarımızdaki Gençliğe Hitabe ve İstiklal Marşı’nın yazımını yapan, onların fonunda yer alan meşhur Atatürk portresinin de çizeri, ressam/kaligraf Etem Çalışkan’ı kaybettik. Fenerbahçe’nin ilk gol kralı milli futbolcu Ogün Altıparmak’ı kaybettik. Tiyatro oyuncusu/eleştirmen Ümit Denizer’i kaybettik. Bir dönem Türkiye’nin en popüler işadamı olan Asil Nadir’i kaybettik. Eskişehirspor formasıyla iki kez gol kralı olan milli futbolcumuz, aynı zamanda maliye profesörü olan, futbolculuktan profesörlüğü giden ilk ve tek Türk futbolcumuz Fethi Heper’i kaybettik. Yöresel ezgilerin ve arabeskin unutulmazı Kahtalı Miçe’yi kaybettik. Hint kökenli Türk tarihçi Feroz Ahmad’ı kaybettik. Olimpik milli yüzücümüz Derya Erke’yi kaybettik. Türkiye’nin en önemli hattatlarından, Sultanahmet Camisi’nin, Hırka-i Şerif Camisi’nin kubbe yazılarını yazan, UNESCO’nun Yaşayan İnsan Hazineleri Ulusal Envanteri’nde yeralan Hasan Çelebi’yi kaybettik. Sosyalist yazar/aktivist Sevim Belli’yi kaybettik. Anadolu rock efsanesi Edip Akbayram’ı kaybettik. Tiyatromuzun sinemamızın şahane sanatçısı Şinasi Yurtsever’i henüz çok genç yaşta kaybettik. Oryantal dans denince ilk akla gelen isimlerden Tanyeli’yi kaybettik. Yeşilçam’ı Yeşilçam yapan isimlerden yapımcı/yönetmen Osman Sınav’ı kaybettik. Dört yapraklı yoncanın güzeller güzeli Filiz Akın’ı kaybettik. Olimpik kayakçımız Berkin Usta’yı kaybettik. Kuzey’in oğlu, Karadeniz’in delikanlısı Volkan Konak’ı kaybettik. Halk yararına analizleriyle tanınan ekonomist/gazeteci Evren Devrim Zelyut’u kaybettik. Tiyatrocu/eğitmen Ahmet Levendoğlu’nu kaybettik. Türk halk müziğinin, türkülerimizin, bağlamamızın efendisi Yavuz Top’u kaybettik. Asık suratlı siyaset sahnemizin gülümseyen yüzü Sırrı Süreyya Önder’i kaybettik. Yeşilçam’ı Yeşilçam yapan isimlerden bir başkası, yönetmen Ali Özgentürk’ü kaybettik. Darbuka sihirbazı Balık Ayhan’ı kaybettik. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası başkanı, namuslu bürokrat simgelerinden Rüşdü Saracoğlu’nu kaybettik. Türk sanat müziği efsanesi Kutlu Payaslı’yı kaybettik. Türk pop müziğinin efsanelerinden İlhan Şeşen’i kaybettik. Karikatürist Haslet Soyöz’ü kaybettik. Manisa büyükşehir belediye başkanı Ferdi Zeyrek’i kaybettik. Asrın cerrahı Gazi Yaşargil’i kaybettik. Klasik bağlamanın virtüözü Mehmet Erenler’i kaybettik. Spor spikeri arkadaşımız Sabri Ugan’ı kaybettik. Nihat Genç’i kaybettik, eğilmeden bükülmeden, biat etmeden, delikanlı gibi yaşadı, delikanlı gibi gitti, kimseye müdanası olmayan, gerçekten bağımsız ve özgün bir kalemdi, onun eksikliğini çok hissediyoruz. Gazetecilik mesleğinin duayenlerinden Hikmet Çetinkaya’yı kaybettik. Türkiye’nin ilk caz şarkıcılarından Rüçhan Çamay’ı kaybettik. Türk edebiyatının en çarpıcı kadın yazarlarından Pınar Kür’ü kaybettik. CHP genel başkanı, gazetecilik duayeni Altan Öymen’i kaybettik. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası başkanı, 2001 ekonomik krizini toparlayan bürokrat, Süreyya Serdengeçti’yi kaybettik. Türk pop müziğinin efsanelerinden Selçuk Alagöz’ü kaybettik. Spor spikeri denince ilk akla gelen isimlerden, efsane gazetecilerden Ümit Aktan’ı kaybettik. Türk popunun kraliçelerinden, ilk Türk kadın aranjör unvanına sahip, Banu’yu kaybettik. Ermeni kökenli tiyatro ve sinema oyuncularımızdan Anta Toros’u kaybettik. AIDS’le Mücadele Derneği kurucu başkanı Melahat Okuyan’ı kaybettik. Pop yıldızı/aktris Saadet Sun’u kaybettik. Fantezi müziğin olmazsa olmazlarından Güllü’yü kaybettik, Şair Yavuz Bülent Bakiler’i kaybettik. Duayen gazeteci Necati Zincirkıran’ı kaybettik. Neyzen, ebru sanatçısı, fotoğrafçı Niyazi Sayın’ı kaybettik. Memik Dede, Arif Erkin Güzelbeyoğlu’nu kaybettik. Sinema yıldızı Neşe Aksoy’u kaybettik. Yeşilçam’ın en yakışıklı jönlerinden Engin Çağlar’ı kaybettik. Tiyatromuzun duayenlerinden Ahmet Gülhan’ı kaybettik. Türk sanat müziği efsanesi, devlet sanatçısı, Muazzez Abacı’yı kaybettik. Son kabadayılardan Hasan Heybetli’yi kaybettik. Türk müziği eğitimcisi/koro şefi Süheyla Altmışdört’ü kaybettik. Zeki Triko, Zeki Başeskioğlu’nu kaybettik. Halkla İlişkiler kavramını Türkçe literatürde ilk kullanan kişi, Nermin Abadan Unat’ı kaybettik. Manisa Şehzadeler belediye başkanı, Manisa’nın ilk kadın belediye başkanı, Gülşah Durbay’ı kaybettik. Yılın son günü, Galatasaray’ın ve milli takımın efsanelerinden, spor yorumcusu Gökmen Özdenak’ı kaybettik.

Ne kadaaaar uzun bir kayıp listesi değil mi?

İçerde böyle, dışarıya baktığımızda, Gene Hackman’ı kaybettik mesela 2025’te... Gene Hackman’ı kaybettik, Val Kilmer’ı kaybettik, dünya ağır siklet boks şampiyonu George Foreman’ı kaybettik, Amerikan güreşinin en şöhretli ismi Hulk Hogan’ı kaybettik, heavy metal müziğin babası Ozzy Osbourne’u kaybettik, Giorgio Armani’yi kaybettik, Robert Redford’u kaybettik, usta yönetmen David Lynch’i kaybettik, Claudia Cardinale’yi kaybettik, Diane Keaton’ı kaybettik, Brigitte Bardot’yu kaybettik.

Lacivert gecelerde gökyüzünde yıldız kaydığında mesela, dilek tutarız hemen, aman kimseye söylemeyiz ha, dileğimiz tutmaz sonra!

Yanılsamadır oysa.

Alt tarafı göktaşıdır, atmosfere girerken yanar, yalandan iz bırakır ardında.

Niye’sini düşünmezsin ama, o yüzden tutmaz dileklerin!

Çünkü, yıldız dediğin, yeryüzünde kayar aslında, sahici izler bırakarak, yüreğimizde, hafızamızda, göz açıp kapayana kadar gelirler ve giderler.

Ve maalesef, farkında bile değiliz... Bankalarımız satılır mesela, limanlarımız satılır, olsun varsın, yarın öbür gün, geri alınır, fabrikalarımız madenlerimiz elden çıkar, olsun varsın, devran döner, yarın öbür gün yerine koyarız, maazallah toprak bile kaybedebiliriz, gün gelir, geri kazanırız. Ancak... Gidenin yeri dolmuyorsa, o millet, ilelebet kazanacağı ne varsa, kaybetmiş demektir.

Şu anda başımıza gelen maalesef budur aslında...

Değerlilerimiz gidiyor birer birer, elde avuçta değersiz önemliler kalıyor geriye!

Dolayısıyla...

2026 için bir dilek tutun.

Bu ülkede, insanlığa dair hayal kırıklığına uğramayalım artık.

Bir dilek tutun lütfen... Çocuklarımız neşeyle çocukluklarını, gençlerimiz doya doya gençliklerini yaşayabilsinler, kadın haklarını kravatlı talibanlar belirlemesin, bireysel özgürlüklerimizin üstünü kaplayan kabuk kalksın artık, altından sağlıklı cilt çıksın bu yıl.

Bir dilek tutun... İnsanların zihinlerine görünmez duvarlar ören, beyinlerine adeta beton döken tarikat-cemaat-zırcahil atmosferi dağılsın artık, akıl, bilim, kültür sanat, tarih şuuru, çağdaşlık, hukuk, vicdan, emek, hayvana sevgi, doğaya saygı iklimi, hakim olsun artık, bu yıl.

Bir dilek tutun... Zevksizlik, sakillik, çirkinlik, kabalık, yakışıksızlık, görgüsüzlük, hamlık, nobranlık, arsızlık, suratsızlık son bulsun artık, estetik, zarafet, hoşgörü hakim olsun, heeeerkes hayata gülümseyerek bakabilsin artık.

Aslanı kediye boğduramasınlar, eğitimliyi cahile kırdıramasınlar artık, bağıramasınlar artık bize, mürebbiye gibi parmak sallayamasınlar, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar, bilmedikleri halde çok biliyormuş gibi akıl öğretemesinler artık, bu mübarek ülkenin birbirinden güzel insanları, elini vicdanına koyan insanlar tarafından yönetilsin artık, bu yıl.

Bir dilek tutun...

Atatürk devrimleri kazansın.

Etnik parçaların yapıştırılmasıyla oluşan “mozaik milliyetçiliği”ne teslim olmasın Türkiye, renklerini istesen de ayıramayacağın “ebru” olsun, yeniden Ne Mutlu Türküm Diyene olsun, bir dilek tutun.

43 yıldır bu ülkeyi gözlemleyen bir gazeteci olarak, hayatın değerini bilecek kadar ölüm gördüm, maalesef... Ama şunu da gördüm, hatırladıkça bizimle birlikte yaşamaya devam ediyorlar. Varlıklarıyla anılarımıza değer katan, hatırasıyla onur duyduğumuz kayıplarımızı, özellikle, bizler için canını feda eden kahraman şehitlerimizi, asla unutmayacağımız, daima şükranla, minnetle anacağımız, boşu boşuna ölmemiş oldukları bir yıl olsun.

Bir dilek tutun... Liyakatsiz, sorumsuz ve basiretsiz yöneticiler yüzünden, namuslu ve masum insanların hayatlarına malolan ağır bedeller ödedi bu ülke… insanüstü fedakarlıklarda bulunduk milletçe… olağanüstü tahammül gösterdik, bir milletin taşıyabileceğinden çok çok daha fazla yük taşıdık, ama umudumuzu asla yitirmedik. Bir dilek tutun lütfen... Cumhuriyetimiz için güzel bir yıl olsun artık.

Papatya, sümbül, menekşe, begonvil, gelincik, hanımeli, karanfil, leylak, gül, manolya, nergis, zarif bir bahçe gibi olsun ülkemiz... Ruhumuzda yeni yıl tomurcuklarının açtığı şu yeni yılın ilk gününde, biteni değil, başlayanı müjdeleyen, hayata dair umutlarımızı yeşerten, mis kokulu, rengârenk, çiçek gibi bir yıl olsun.

Bir dilek tutun lütfen... Hiçbir yere giden oyuncak trenin çocuk yolcularıyız aslında, hiçbir yere giden oyuncak tren… Ömür menzilimiz her yılbaşında böyle viraj viraj tükenirken, sanki yeni başlıyormuş duygusuna kapılan çocuklar gibiyiz. Eğlenmeye bakın.

Bir dilek tutun...

Karamsar, umutsuz, mutsuz değil, eğlenceli bir yıl olsun.

Yazarın Diğer Yazıları