Kömür madeni yapmak için Akbelen Ormanı’nı kesip yok etmek istiyorlar, buna itiraz eden 25 yaşındaki Esra’yı tutukladılar.
★
Varsın dünya bizsiz dönsün, biz Esra’yı konuşalım bugün.
★
Vatandır çünkü Esra.
Esra’yı savunmak, vatanı savunmaktır.
★
Niye derseniz...
★
Her şey Cevat Şakir’le başlamıştı. Robert Kolej’den mezun oldu, İngiltere’ye gitti, Oxford Üniversitesi’nden tarih diploması aldı, yurda döndü. Gazeteciydi. Cumhuriyet’in ilanından hemen sonra yayın hayatına başlayan ve tabuları yıkan haber içerikleriyle Türk basınında çığır açan Resimli Ay dergisinde çalışıyordu.
İstiklal Mahkemeleri’ni eleştiren bir öykü kaleme aldı, kurşuna dizilen dört asker kaçağının son günlerini anlattı, askerden kaçmanın suç kabul edilmesini eleştiriyordu. Bu öykü nedeniyle tutuklandı, yargılandı, “askerleri isyana teşvik etmek”ten suçlu bulundu, üç yıllığına Bodrum’a sürüldü.
O günkü mantığa göre, aslında yeryüzü cenneti olan Bodrum, kimsenin adresini bile bilmediği sürgün yeriydi.
Bu sürgün Cevat Şakir’i cezalandırmayı amaçlıyordu ama Halikarnas Balıkçısı’nın dogmasına vesile oldu. Çünkü, sürgün cezasını tamamladıktan sonra Bodrum’dan ayrılmadı, Bodrum’un antik çağlardaki ismi olan Halikarnas’ı mahlas olarak benimsedi, Halikarnas Balıkçısı oldu.
Yöreyi yazmaya başladı, artık sadece gazeteci değildi, balıkçıydı, süngerciydi, bahçıvandı, rehberdi, etrafına fener gibi ışık saçan kalemiyle, Ege ve Akdeniz medeniyetlerinin Diyojeni’ydi.
Mavi Yolculuk’un babası oldu. İnsanımızı, denizimizi, ormanlarımızı, duyguyla, mitolojiyle, şiirsel bir dille harmanladı.
Mavi Sürgün, Yaşasın Deniz, Aganta Burina Burinata, Anadolu Efsaneleri, Gülen Ada, Çiçeklerin Düğünü, Arşipel, Gündüzünü Kaybeden Kuş, Deniz Gurbetçileri... Hangisini saysam bilmem ki, birbirinden eşsiz romanlar, büyüleyici hikayeler, denemeler, hatta çocuk kitapları yazdı.
Aldı okurlarını, ilham verici kelimelerin enginliğinde, tee oralara götürdü. “Gök kadar beyaz denizin cam sessizliğinde, tepetakla dinelen çamların akisleri, gönül dinlendirici oluyordu. Teknem Yatağan o suların üzerinden geçerken, o ağaç akislerini yarım mil ötelere kadar halka halka titretirdi. Oralarda dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan buhur ağacı ormanları vardır. Hafif hafif amber kokarlar. Bir yaprak kalabalığı olan her ağaçtan, başka ağaca sarmaşıklar kurarlar. Çiçeğin biri koptu mu, yere kelebek konmak üzere olduğu sanılır. Buhur ağaçları ta kıyıda ayaklarını sedef yansımalı sularda yıkarlar. Gördüklerim hâlâ gözlerimde yaşıyor” diye yazdı.
Böyle böyle anlattı, öğretti, sevdirdi, “çevre bilinci”nin öncü yazarı oldu.
★
Küçücük teknesiyle dolaşırdı, doğayı, denizi, deniz insanlarını o küçücük teknesinde yazardı. Tirhandildi. Bodrum’a özgü, ahşap, yelken ve kürekle yol alan, alt tarafı sekiz metre boyunda, kayıktan halliceydi.
İsmi, Yatağan’dı.
Mavi Sürgün’de anlattı. “Ahiköy o zamanlar nahiyeydi, şimdi kaymakamlık oldu, ben Bodrum’dayken Yatağan adında kayığım vardı, Ahiköy’ün ilk kaymakamının karısı Bodrumluymuş, yeni kurulan kaymakamlığa bir ad takmak gerekince, ‘Yatağan’ diye, benim kayığımın adını vermişler” dedi.
Evet... Muğla’nın ilçesi Yatağan’ın eski adı, Ahiköy’dü, bucaktı, 1944 yılında ilçe oldu, ilçe olunca ismi değiştirildi, çevre bilincinin sembolü olsun diye, Halikarnas Balıkçısı’na atfen, Yatağan yapıldı.
★
Mümbit topraklara sahip olan bu bereketli, şirin ilçemiz, Halikarnas Balıkçısı’nın yöre insanlarına mirasıydı.
Çevre bilinci demek, Yatağan’dı, Yatağan demek, çevre bilinciydi.
★
Gel zaman git zaman, 1982 yılında, Yatağan’a termik santral diktiler!
Sek köyünü kamulaştırarak işe başladılar, sonra Eskihisar köyünü, sonra Yeşilbağcılar köyünü derken, termik santralın kömür ihtiyacını karşılamak için 10 kadar köyümüz haritadan silindi.
Açık ocak maden işletmeciliğiyle devasa iş makineleriyle öylesine devasa alanlar kazıldı ki, öylesine devasa çukurlar oluştu ki, bir zamanlar ne ekersen fışkıran bereketli tarlalarımız ay kraterine döndü.
★
Açık ocak madenciliği ne demek?
Mesela Soma’daki gibi, Zonguldak’taki gibi tüneller kazılarak yeraltına inilmiyor, önce yüzeydeki ağaçlar ve bitki örtüsü kazınıyor, kömür cevheri yüzeye çok yakın tabakada olduğu için, kepçelerle, hafriyat yoluyla kaza kaza kömür çıkarılıyor.
Kayaları patlatıyorlar, iş makineleriyle, darbeli delicilerle parçalıyorlar, sonra kepçelerle inşaat hafriyatı gibi damperli kamyonlara yükleyip götürüyorlar. Zümrüt gibi doğa, ay kraterine dönüşüyor.
★
Yatağan termik santralının kömür ihtiyacı için -açık ocak madenciliği nedeniyle- bir zamanlar zeytin ağaçlarıyla kaplı olan, erik, şeftali, kayısı, nar, meyve ağaçlarıyla kaplı olan 25 köyümüzün köy vasfı kalmadı, tarım kalmayınca nüfus da kalmadı, gençler kaçtı, bütün yöre tarumar oldu.
Sadece ağaçları köklemekle kalmadılar, santralın filtresiz bacasından alenen kanser fışkırdı, bitkiler öldü, toprak öldü, börtü böcek öldü. Gazeteciliğe Ege Bölgesi’nin gazetesi Yeni Asır’da başladığım için defalarca manşet yaptım, gözlerimle şahidim, kuşlar bile öldü, insanlar ölmeye başladı, bebeler sakat doğmaya başladı.
★
Kömür elbette lazım ama böyle vahşi madencilik olur mu? Oldu.
★
Yatağan avuç içi kadar bir yer, şöyle hesap edin lütfen... İki milyon ev düşünün, hepsinin sobalı olduğunu düşünün, bu iki milyon evin yaz kış demeden, gece gündüz demeden, 365 gün 24 saat aralıksız soba yaktığını düşünün, Yatağan termik santralı işte bu kadar kömür yakıyor!
Üstelik, ülkenin en kalitesiz kömürünü yakıyor.
Santralın bacası işte bu kadar duman püskürtüyor.
Gözle görülmeyen partiküller yüz kilometre çapında yayılıyor. Yeraltı sularına sirayet ediyor.
★
1982’de bu santral açıldığında Yatağan ilçemizde sadece iki eczane vardı, santralle birlikte mantar gibi çoğaldı, bugün küçücük Yağatan’da neredeyse bir milyon nüfuslu büyükşehir kadar eczane var.
Yatağan termik santralını besleyen maden ocakları kanser gibi yayıldı, maden alanları yayıldıkça, kişi başına düşen kanser ilaçlarının satışında rekor kırıldı.
“Özelleştirme” denilen yandaşlaştırmadan sonra, iyiden iyiye sömürge madenciliğine geçildi. Lenf kanserinde korkunç bir tablo var. Yatağan’da bronşit, astım, koah yüzünden hastanelik olanların sayısı, Muğla ortalamasının dört katına çıktı. Santral öncesinde 80 yaşını geçenlerin sayısı neredeyse köy nüfusunun yarısıydı, bugün artık yaşlılığa bağlı olarak değil, henüz 40’lı yaşlarda termik santrala bağlı hastalıklar yüzünden ölüyorlar.
★
Halikarnas Balıkçısı’nın yadigarı olan, çevre bilincinin sembolü̈ olan Yatağan’ı işte böyle mahvettiler.
İnsanların yaşam alanlarını, insanların yaşam hakkını ellerinden aldılar.
★
Sonra?
Sonra, sayın yerli ve milli hükümetimiz, TBMM’de kabul edilen kanun torbasının içine ekleyiverdi, zeytinlikleri madenlere açıverdi.
Muhalefet cenahı “zeytinlikler yok olacak” dedi, iktidar cenahı ise “hayır, maden şirketleri kestiğinin iki misli zeytin ağacı dikecek” dedi.
Muhalefet medyası “zeytinlikler yok oluyor” dedi, saray medyası ise “hayır, zeytin ağacı sayısı bile artıyor” dedi.
★
Halbuki...
Mesele zeytinden ibaret değildi.
Elbette her bir zeytin ağacı çok çok önemlidir ama, kanundaki kelime oyunuyla aslında, insanların yaşam hakkı ellerinden alındı.
★
Yatağan termik santralı, 2014 yılında yandaş iş adamına verildi.
Kemerköy termik santralı, aynı yıl yandaş iş adamına verildi.
Yeniköy termik santralı, aynı yıl yandaş iş adamına verildi.
Zeytinden ibaret zannedilen kanun, aslında işte bu üç termik santral için çıkarıldı.
★
Yatağan termik santralıyla, orman içinde yer alan Yeniköy termik santralının arası sadece 13 kilometre... Yeniköy’le hem orman içinde hem denize sıfır konumda olan Kemerköy termik santralının arası sadece 25 kilometre... Birbirine bu kadar yakın mesafedeki bu üç termik santral, aslında, yeryüzü cennetimizin “Bermuda şeytan üçgeni”ydi!
★
Zeytinden ibaret zannedilen kanunla, bu bahsettiğim “Bermuda şeytan üçgeni” komple imha olacak. Yatağan termik santralının tek başına yarattığı tahribat, en az üçe katlanacak.
Bu üçgen içinde yer alan 90’dan fazla köy -florasıyla faunasıyla- komple yok olacak, ne tarım kalacak, ne orman kalacak, ne yeraltı suyu kalacak.
Yatağan termik santralı yüzünden patlama yapan hastalıklar bütün bölgeye yayılacak, açık söylüyorum, sağlıklı insanlar ecel tabir ettiğimiz vadeyle ölmeyecek, Bermuda şeytan üçgeni yüzünden hastalanarak ölecek.
★
Esra’nın tutuklandığı İkizköy, işte bu Bermuda şeytan üçgeninin tam ortasında yer alıyor.
Yeniköy ve Kemerköy termik santrallarına kömür sağlamak için açık ocak madenciliğiyle maden sahasını genişletmek için İkizköy sınırları içindeki Akbelen Ormanı’nı yok etmek istiyorlar.
Acele kamulaştırma kararı çıkardılar. Bu yılbaşında, ocak ayında, asrın liderimizin tık diye imzasıyla acele kamulaştırma kararı çıkarıldı, İkizköy dahil, bölgedeki yedi köy acele kamulaştırma kapsamına alındı.
Yani?
Özel mülkiyeti yok saydılar. “Ben istediğim yere el koyarım, istediğim yeri maden sahası yaparım” diyorlar.
İkizköy halkı 2019 yılından beri işte buna direniyor.
★
Daha da enteresanı... Tarım ve hayvancılık yok edildiği için, köyün gençleri iş bulma umuduyla şehirlere göç etti veya üniversitede okuyorlar, orta yaşın altındaki erkekler çalışabilmek için köy dışına gittiler, bu yüzden, Akbelen direnişine kadınlar önderlik ediyor.
★
İkizköy muhtarı, varlığıyla onur duyduğumuz bir kadın, Nejla Işık.
Akbelen Ormanı direnişinin manevi lideri, ağaçlarımızı korumak için, sincaplarımızı kaplumbağalarımızı kuşlarımızı, çiçeklerimizi korumak için, havamızı suyumuzu doğamızı korumak için mücadele edenlerin toplum lideri, işte bu İkizköy muhtarı Nejla Işık.
★
Çevre mücadelesine 2017 yılında istimlak kararı çıkınca başladı, 31 Mart 2024 yerel seçiminde İkizköy muhtarı seçildi.
İkizköy’deki ilham verici mücadelesiyle, dünyanın en prestijli yayın kuruluşlarından BBC tarafından “2024 yılında dünyanın en etkili 100 kadınından biri” seçildi.
Akbelen Ormanı’nı korumak için verdiği mücadelesi, hem şirkete hem de hükümete karşı verdiği çevre mücadelesi, küresel boyutta onurlandırıldı.
★
Nejla Işık’ın yer aldığı küresel listede kimler vardı?
Nobel Barış Ödülü sahibi Iraklı insan hakları savunucusu Nadia Murad vardı, en çok uzay yürüyüşü yapan kadın unvanına sahip, Amerikalı astronot Sunita Williams vardı, Oscar ödüllü Çinli yönetmen Chloe Zhao vardı, Hollywood yıldızı Sharon Stone vardı, Kanadalı yapay zeka mühendisi Sasha Luccioni vardı, 11 tane olimpiyat madalyası olan Amerikalı atlet Allyson Felix vardı, Grammy ödüllü Guatemalalı müzisyen Gaby Moreno vardı, genetikte çığır açan Brezilyayı biyolog Silvana Santos vardı, Nepal’den Sudan’a, Rusya’dan Nijerya’ya, Endonezya’dan İngiltere’ye, Japonya’dan Meksika’ya efsane kadınlar vardı, evet, Nejla Işık işte bu listede, “dünyanın en etkili 100 kadınından biri” seçildi.
★
Maden şirketinin yenemediği kadın işte bu.
Sayın hükümetimizin bir türlü diş geçiremediği muhtar, işte bu.
★
Esra, işte böyle bir kadının, böyle bir annenin kızı.
Anne böyle muhteşem olursa kızı nasıl olur?
★
Aslına bakarsanız, sadece Esra’yı tutuklamış olmuyorlar... Asıl, annesinin direncini kırmak için, annesine eziyet etmek için, kızını tutuklatıyorlar.
★
Peki, bu termik santralları kim işletiyor? Yani Akbelen Ormanı’nı haritadan silmek isteyen ve Esra’yı tutuklatan şirket kimin? Limak ve İçtaş ortaklığının.
Limak kimin? Nihat Özdemir’in.
Nihat Özdemir kim?
★
Hani AKP iktidarında özelleştirme ayağıyla Türkiye’de adeta her şeyi satın alan, neredeyse bütün ihaleleri kapan beş müteahhit var ya, onlardan biri Nihat Özdemir.
Dünya Bankası tarafından 137 ülkede 6 bin 400 ihale incelendi, küresel bir rapor hazırlandı, bütüüün dünyada kamudan en fazla ihale kapan şirket hangisi çıktı biliyor musunuz? Nihat Özdemir’in şirketi çıktı.
AKP döneminde aldığı ihalelerle “dünya şampiyonu” oldu.
Lütfen sabırla okuyun, tek tek listeyi vereyim... Millete ait Tekel’in içki bölümünü, rakı bölümünü, sadece 292 milyon dolara bu Nihat Özdemir’e verdiler, boş şişe bile daha pahalıya satılırdı, aradan az biraz geçti, Nihat Özdemir aynı rakıyı üç katına, 810 milyon dolara Amerikan şirketine sattı, oturduğu yerden yarım milyar dolar kaptı.
Özelleştirme denilen kavram, Nihat Özdemir’e çalıştı... Sabiha Gökçen Havalimanı’nın hem inşaatını hem işletmesini Nihat Özdemir aldı. İstanbul Havalimanı’nın inşaatını ona verdiler. Çanakkale Köprüsü’nü ve Çanakkale Otoyolu’nun inşaatını ona verdiler. Kuzey Marmara Otoyolu’nu ona verdiler. Çandarlı Limanı’nı, İskenderun Limanı’nı, Çetin Barajı’nı, Gürsöğüt Barajı’nı, Banta Barajı’nı, Burgaz Barajı’nı, Adatepe Barajı’nı, Arkun Barajı’nı, Obruk Barajı’nı, Karacasu Barajı’nı, İkizdere Barajı’nı, Uzunçayır Barajı’nı, Nihat Özdemir’e verdiler. Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı’nı ona verdiler. Ankara yüksek hızlı tren garını ona verdiler. Gaziantep Çevreyolu’nu, Mersin Stadyumu’nu, Yusufeli Barajı’nı, Ankara Sivas hızlı tren projesini ona verdiler. Elbette bu projelerin çoğunda kendisi gibi iktidar yandaşı ortakları var ama, neticede anahtarları ona verdiler. Sırf 2014 yılından bu yana 15 şehrimizde 60’tan fazla projesine onay aldı. Türkiye’nin 14 şehrinde tıpkı bu Akbelen Ormanı gibi, madenlerine yer açmaya çalışıyor. İstanbul’un göbeğinde beton santralları var. Kırklareli’nde hem madenleri var, hem çimento fabrikası var. Tekirdağ’da madeni var, Balıkesir’de Sındırgı, İvrindi, Karesi, her ilçesinde madeni var. Ankara’da madenleri var. Diyarbakır Ergani’yi adeta komple buna verdiler, Siirt’te, Kilis’te madenleri var. Mardin’de enerji santralı var. Hatay’da herkes can derdinde, millet hâlâ konteynerlerde oturuyor, millet su bile bulamıyor, sayın hükümetimiz aynı Hatay’da enerji santralı işini buna verdi. Saymakla bitecek gibi değil... Boğaziçi elektrik dağıtımı, Akdeniz elektrik dağıtımı, Hamitabat doğalgaz çevrim santralını, Tatar hidroelektrik santralını, Kirazlık hidroelektrik santralını, Alkumlu hidroelektrik santralını, Akbelen Ormanı’nda krize sebep olan Kemerköy termik santralını, Yeniköy termik santralını ona verdiler. İzmir limanının inşaatını ona verdiler. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın merkezini İstanbul’a taşıdılar ya, İstanbul’daki 352 metre yüksekliğindeki o binanın inşaatını Nihat Özdemir’e verdiler. Dedim ya, Dünya Bankası’nın küresel araştırmasına göre, bütün dünyada kendi hükümetinden en fazla ihale alan şirket, bütün dünyanın ihale şampiyonu, Nihat Özdemir oldu. AKP döneminde Türkiye’ye ait, Türk milletine ait, bunca şirketi, bunca ihaleyi, bunca serveti, Nihat Özdemir’e verdiler.
★
Akbelen Ormanı’nı haritadan silmek isteyen, Kemerköy ve Yeniköy termik santrallarının sahibi, işte bu Nihat Özdemir.
★
Nihat Özdemir’in şirketi, 2019 yılında Akbelen çevresindeki köylere ihbarname gönderdi, “bütün bölge zaten kamulaştırılacak, elinizde fırsat varken topraklarınızı bize satın” dedi. İkizköy direnişi işte bu yüzden başladı.
Sıranın kendilerine geldiğini gören çevre köyler de İkizköy direnişine katıldı, topraklarını satmama kararı aldılar.
Muğla Çevre Platformu’nun desteğiyle, çevreci avukatlarla tanıştılar, mücadeleye başladılar, bakanlıklara dilekçeler yazdılar, TBMM’ye gittiler, milletvekillerinden yardım istediler.
Termik santralları işleten şirket baktı ki, köylünün teslim olmaya niyeti yok, zorbalığa başladılar, İkizköy’ün suyunu kestiler.
Covid pandemisi varken, sokağa çıkma yasağı varken, fırsat bu fırsat diyerek, Akbelen Ormanı’nı kesmeye kalktılar, Nejla Işık gözyaşlarıyla herkesi yardıma çağırdı, sosyal medyadan videolar yayınladı, köy halkı gruplar halinde nöbet tuttu, ağaçların kesilmesini engellediler.
2021 yılının temmuz ayında, Ege ve Akdeniz’de orman yangınları başladı, termik santralları işleten şirket yine fırsat bu fırsat dedi, yangının yayılmasını önleme gerekçesiyle, Akbelen Ormanı’nda kesim yapmak istediler, kelimenin tam manasıyla yangından mal kaçırmaya çalıştılar, son anda gene engellendi.
Dava üstüne davalar açıldı, yürütmeyi durdurma kararları alındı.
Bu defa maalesef jandarma sahaya sürüldü, köylüleri güç kullanarak yerlerde sürüklemeye başladılar, avukatlar darp edildi.
Derken, 2022 yılına gelindi, Resmi Gazete’de zart diye yönetmelik yayımlandı, zeytinlikler maden sahaları için sorun olmaktan çıkarıldı!
★
Bu yönetmelik, zeytinin idam fermanıydı. Çünkü... Zeytin Yasası tee 1939 yılında çıkarılmıştı, adı üstünde, zeytinlikleri korumak için çıkarılmış bir yasaydı. Bu yasaya göre, zeytinliklerde inşaat yapamazsın, kimyasal atık çıkaracak, toz duman çıkaracak tesismiş fabrikaymış falan kuramazsın, zeytinliklere ahır bile kuramazsın, ağıl bile kuramazsın, koyun keçi bile sokamazsın, Atatürk’ün talimatıyla hazırlanan ve Atatürk’ün vefatından hemen sonra Meclis’ten çıkarılan yasa, böyle diyordu.
2002’ye kadar böyle gelindi, 2002 yılında AKP iktidara geldi, şak... Hemen 2003 yılında bu yasayı değiştirmek istediler, Meclis’ten püskürtüldü, değiştiremediler, bakın sıkı durun lütfen, 2006, 2008, 2009, 2013, 2017, 2021, on defa denediler, on defasında da başaramadılar, zeytin yasasını değiştiremediler.
Sonra malum, tek adam rejimine geçtik, Meclis’i işlevsiz hale getirerek, egemenliği saraya verdik, 2022 yılında bütün dünya pür dikkat Rusya-Ukrayna savaşını takip ederken, o toz duman arasında, sessiz sedasız şekilde şak diye maden yönetmeliği çıkarıldı. Türkiye’de 190 milyon zeytin ağacı var, bunların 130 milyonu maden sahası kapsamına sokuluverdi.
Bu yönetmelik anayasaya aykırı olduğu için yargıdan döndü, Danıştay tarafından iptal edildi ama, o arada maden şirketlerine yol verilmiş oldu.
★
İşte bu bahsettiğim yönetmelik çıkar çıkmaz, Kemerköy ve Yeniköy termik santrallarını işleten şirket, İkizköy’de zeytinlikleri kesmeye başladı. Direnmeye çalışan köylüler hem şirketin özel güvenlik elemanları tarafından hem de jandarma tarafından zorla uzaklaştırıldı. Jandarmaya direndiler diye davalar açıldı, köylüler hapis cezalarıyla korkutuldu, gözaltına alındılar, karakola çekildiler, mahkemelerde süründürüldüler, para cezaları verildi.
TOMA’lar getirildi, TOMA’lar eşliğinde ağaç kesimi yapıldı.
Gerçekten inanılması güçtür ama, çevrecilerin Milas’a girişi çıkışı mahkeme kararıyla yasaklandı.
Akbelen Ormanı için TBMM’de CHP’nin önergesiyle genel görüşme talep edildi, AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.
★
Derken... Asrın liderimizin imzasıyla acele kamulaştırma kararı çıkarıldı.
Mahkeme kararının sonucu beklenmeden bu işi yapamazsınız diyen İkizköy yine direniyordu, vay sen misin direnen, işte hepimiz gördük, İkizköy muhtarı Nejla Işık’ın 25 yaşındaki kızı Esra’yı tutukladılar.
★
Muhtar Nejla Işık’ı bu şekilde cezalandırmaya çalışıyorlar.
Ağaçları mı istiyorsun, kızını alırız, görürsün sen ağacı diyorlar.
★
Bermuda şeytan üçgeni olarak tabir ettiğim bölgede, Yatağan-Kemerköy-Yeniköy termik santrallarının oluşturduğu üçgende, bugüne kadar 20’den fazla köyümüz, kömür madenleri nedeniyle, açık ocak madenciliği nedeniyle yok edildi. Yaklaşık 100 bin dönüm arazi, maden alanı oldu. Bu 100 bin dönümün 30 bin dönümü orman arazisiydi, kalanı da nitelikli tarım arazisi ve zeytinlikti, hepsi yok oldu.
★
Özel mülkiyet hakkı yok sayılıyor, hukuk devleti ilkesi yok sayılıyor, hak arama özgürlüğü yok sayılıyor, anayasal haklarını kullanan vatandaşlara “suçlu” muamelesi yapılıyor, davalar sonuçlanmadan oldubittiyle herkesi toprağından atmaya çalışıyorlar, ne Danıştay tanıyorlar, ne Anayasa Mahkemesi, köylünün elindeki resmi tapuları zorla maden şirketine devretmeye çalışıyorlar, köyleri boşaltıp, köyleri maden şirketine devredip, köylüyü sürgün etmek istiyorlar.
★
İkizköy direniyor ama, bu mesele sadece İkizköy meselesi değil... Muğla il sınırlarının yüzde 60’ına maden ruhsatı verildi, yanlış okumadınız, bütün Muğla’nın yüzde 60’ında maden ruhsatı var.
Türkiye geneline bakacak olursak, sırf yabancı şirketlerin Türkiye’de sahip olduğu maden alanı, Türkiye topraklarının dörtte biri kadar!
★
Esra’yı tutukladılar.
Esra aslında vatandır.
Kırlangıçların yuvası İkizköy’de açan çiçektir Esra, Akbelen Ormanı’ndaki sincaptır, tavşandır, kaplumbağadır Esra, bitki örtümüzdür, ağustosböceklerinin sesidir, kuşlarımızın cıvıltısıdır, dağlarımızın kokusudur, rüzgarlarımızın esintisidir Esra, güneş dünyanın her yerinde güneş ama, sendeki gibi parıldayanı var mı kardeşim, yüreğini böylesine ısıtanı var mı, işte o güneşin doğaya verdiği yaşama sevincidir aslında Esra.
Esra’yı savunmak vatanı savunmaktır.
★
Ne diyordu Halikarnas Balıkçısı?
“Geceleri rüyamda kendimi savaşan bir general gibi görüyordum” diyordu.
Savaşını anlatıyordu, “arkamda yüzbinlerce portakal ve greyfurt ağaçları kökleri üzerinde kalkmışlar, ilerliyoruz ve düşmanımız ölüme karşı, vitamin ve ışık bombaları, portakalları, greyfurtları, çiçekleri atıyoruz” diyordu.
“Burası engin göklerin memleketidir” diyordu.
Yıllaaar sonra Yatağan, Kemerköy, Yeniköy termik santrallarını diktikleri caanım coğrafyayı şiirsel diliyle tasvir ederken, “burası engin göklerin memleketidir, içten gelen bir türküyü kapıp koyverin, uzaklaştıkça türkü gökte masmavi olur, ışık burada karanlığı aydınlatmakla kalmaz, aydınlattığı maddeyi değiştirir ve görülen bir şair rüyasına çevirir, başka yerlerde ölüp nur içinde yatılacağına, burada nur içinde yaşanır” diyordu.
★
Ne mutlu ki, Halikarnas Balıkçısı olarak yaşadı, kendi tabiriyle, ölüp nur içinde yatacağına, nur içinde yaşayarak gitti.
Bugünlere kalsaydı, bugünleri görseydi, “Halikarnas Madencisi” olarak kahırdan giderdi!