Biri size gelse ve “Bana oy ver, sana nakit 5 bin dolar vereyim” dese ne dersiniz? Bu bir film senaryosu değil. ABD Başkanı Donald Trump, 9 Eylül’de Dallas’ta, Cumhuriyetçiler Kongre’nin kontrolünü korursa yetişkin Amerikan vatandaşlarına 5 bin dolar vereceğini söyledi.
★★★
Binlerce yıl önce Roma’da siyasetçinin seçmene ulaşmasının iki yolu vardı: Vaat ve çıkar. Bunun adı bile vardı: Ambitus. Oy için para, şölen ve yiyecek dağıtmak öylesine yaygındı ki Roma bunu yasaklamak için defalarca kanun çıkardı.
“Panem et Circenses”, yani ekmek ve sirkler... Karnı doyan, gözü boyanan kalabalığın desteğini kazanmak. Roma’nın tahıl dağıtımıyla gladyatör gösterilerinden bugüne uzanan siyasetin hesabı... Halkın oyunu ve sadakatini kazanmak.
19. yüzyıl erken dönem Amerikan demokrasisi de bugünkü gibi steril değildi. “Treating”, yani ikram geleneği vardı. Adaylar seçmenlere içki dağıtırdı. Amerika’nın kurucu babası George Washington’ın bile 1758’deki seçimde bira, şarap, rom punch ve elma şarabı ikram ettirdiği Mount Vernon kayıtlarında var.
20. yüzyıl başında New York’ta ise Tammany Hall çetesi işbaşındaydı. Sistem tıkır tıkır işliyordu... Sana iş bulur, kalacak yer ayarlar, kışın donmaman için kömür verirdi. Karşılığında seçim günü oy isterdi. Sistemi anlamak isteyenlere Daniel Day Lewis’in Kasap Bill’i oynadığı “New York Çeteleri” filmini tavsiye ederim.
★★★
Şimdi Trump’a dönelim. Cumhuriyetçiler 3 Kasım’daki ara seçimlerde Kongre’nin kontrolünü korursa “Trump temettüsü” verilecek. Seçmenle açıkça şu bağ kuruluyor... Cumhuriyetçiler kazanırsa siz de kazanacaksınız. Ve 5 bin dolar alacaksınız.
Ara seçimde 435 sandalyenin tamamı, Senato’nun yaklaşık üçte biri yenileniyor. Aslında Trump’ın başkanlığı oylanmıyor. Ama Trump’ın iktidar gücü oylanıyor. Kongre’de çoğunluk giderse Beyaz Saray’ın hareket alanı daralacak. Böyle bir tabloda Trump oyuna yeni bir kart sürdü: Nakit 5 bin dolar.
Peki para seçmenin oyunu değiştiriyor mu? Meksika’da ölçtüler. Brezilya’da ölçtüler. Venezuela’da ölçtüler. Sonuçlar pek romantik değil.
Meksika’yı 70 yıl boyunca aralıksız yöneten Kurumsal Devrimci Parti (PRI), seçim zamanı kırsala yiyecek ve yardım dağıtmasıyla ünlüydü. 2012’de Soriana adlı zincir marketlerinde kullanılabilen hediye kartlarıyla oy satın aldığı ortaya çıktı. Houston Üniversitesi kartların seçmen davranışını nasıl etkilediğini araştırdı. Sonuç çarpıcıydı. Marketlere yakın mahallerde kartı alan seçmenler gidip iktidar partisine mührü basmıştı.
Dikkat ederseniz burada soyut bir ekonomik vaat yok. Vergi indirimi yok, beş yıllık kalkınma planı yok. Elinde kullanabileceğin alışveriş kartı var. Trump’ın yaptığıyla yöntem aynı değil ama psikoloji aynı yere dokunuyor.
Meksika’da 1997’de başlayan Progresa programında yoksul ailelere, çocukların okula devamı ve sağlık kontrolleri karşılığında nakit yardım verildi. Seçimden 21 ay önce programa alınan bölgelerde, yalnızca 6 ay önce alınanlara göre sandığa katılım 5 puan, iktidardaki PRI’a destek 3.7 puan daha yüksek çıktı.
Yani para yalnızca mutfağa girmedi. Sandığa da girdi.
Brezilya’ya gidelim. Yıl 2006. Lula da Silva’nın partisi yolsuzluk skandalıyla çalkalanıyordu. Parti seçimde gidecekti. “Bolsa Família” adlı yardım programı başlattılar. Çocuğunu okula gönderene, sağlık kontrolünü yaptırana düzenli nakit yardım veriliyordu. 11 milyon yoksul aile ulaştılar.
“Bunda ne kötülük var? Devlet yoksula bakmasın mı? Bu rüşvet değil, sosyal devlettir!” diyebilirsiniz. Haklısınız. İşin gri alanı da burada. Program açlığı azaltırken iktidara siyasi destek de sağladı. Yoksul kuzeydoğu bölgelerinde Lula güçlü oy aldı. Yolsuzluk skandalları ise iktidarı deviremedi. Nakit yardımı, aile bütçesinin yanında seçim haritasını da etkiledi.
Venezuela’da iş daha karanlık bir boyuta taşındı. Maduro, kendi seçmen kitlesine dijital “Vatan Kartı” dağıttı. 2018 seçimlerinde oy merkezlerinin yanına açılan “Kırmızı Noktalar”da seçmenlerin oy verdikten sonra gelip “Vatan Kartını” okutuyordu. Karşılığında koca bir gıda kolisiyle evine dönüyordu.
Hatta 2022’de Barinas’ta seçimler tekrarlanırken CLAP adlı gıda paketlerinin dağıtımı tavan yaptı. Ama bu kez iktidar bir laboratuvar deneyi gerçekleştirdi. Yardım paketleri, Maduro yanlılarına değil, ılımlı muhaliflere ve kararsızlara gönderildi. Yani hedef, zaten oy verecek olandan çok oyu dönebilecek seçmendi. Peki ne oldu? Maduro’nun partisinin oyu yüzde 36.8’den yüzde 41.3’e çıktı. Yaklaşık 5 puanlık artış!
★★★
Şimdi bu hesabı Venezuela’nın yoksul mahallelerindeki makarnadan çıkarıp dünyanın en büyük ekonomisine getirin. Karşınızda 5 bin dolarlık çek vaadi.
Siyaset vatandaşın hakkını satın alınabilir bir sadakate çevirdiği anda devlet de bozulmaya başlar. Seçmen yurttaş olmaktan çıkar, müşteri haline gelir.
Ve sonunda demokrasi şu seviyeye iner: “Bana oy ver, sana para vereyim.”
Bu belki seçim kazandırır. Ama ülke kazandırmaz.