500 bin lirayla geçinemeyen vekil

Millet “askıda ekmek”le karnını doyuruyor, hava karardıktan sonra pazarda “çıkma sebze” topluyor, battaniyeye sarınıp ucuz kıyma kuyruklarında bekleşiyor, fiyatı uygun diye kırık yumurta satılıyor bu ülkede artık, dünden kalan bayat simit satılıyor, son kullanma tarihi geçmiş ürünler bile alıcı buluyor maalesef... Hal böyleyken, AKP milletvekiline bakıyoruz, 150 bin dolarlık saat takıyor, millet sürünürken böyle görgüsüzlük olur mu diye haber yapılınca, özür dileyeceğine, inadına yapar gibi, bu defa 450 bin dolarlık saat takıyor, millet’in vekili olarak ne kadar zengin olduğunu göstermekten tuhaf bir zevk alıyor, bir başka AKP milletvekiline bakıyoruz, millete dönüp “Gazze’ye gidin” diye çağrı yapıyor, kendisi Maldivlere gidiyor, bir başkasına bakıyoruz, Monako’ya gidiyor, ıstakoz yiyor, milletin gözüne sokmak istercesine sosyal medya hesabından yayınlıyor, bir başkasına bakıyoruz, “Şam’a gidip Emevi camisinde namaz kılacağız” filan diyor ama, Şam’a gideceğine Amsterdam’a tatile gidiyor, elinde binlerce dolarlık çantası var, göstere göstere poz veriyor.

Bunlar yetmezmiş gibi, en son AKP’nin Tekirdağ milletvekilini izliyoruz, 500 bin liralık milletvekili maaşıyla geçinemediğini söylüyor, demeye kalmıyor, CHP’den seçilip AKP’ye transfer olan Mersin milletvekiline bakıyoruz, kendileri 500 bin lira maaş alırken, 20 bin lirayı reva gördükleri emeklileri fırçalıyor, “emekli maaşı 20 bin lira diye tepinip duruyorlar” diyor.

Millet biziz, aslolan biziz, bunlar milletin vekili.

Dolayısıyla... Millet olarak vekillerimize tanınan imkanları öğrenip, kendimizle kıyaslamamızda fayda var.

Öncelikle altını çizelim, milletvekilleri “maaş” almıyor, “ödenek” alıyor, zaten bu kelime oyunu sayesinde yaklaşık 500 bin lira alıyorlar. Maaş denilen kavram, hukuken, bir kadro karşılığında çalışan personele geçimini sağlayabilmesi için aylık olarak ödenen paradır. Milletvekilleri ise herhangi bir “kadro” karşılığında çalışmıyor, çünkü milletvekilliği diye bir meslek yok. Dolayısıyla, bunların aldıkları paranın adı maaş değil, ödenek... Peki bu ödenek nasıl belirleniyor? En yüksek devlet memurunun aldığı maaşa endeksleniyor. En yüksek maaş alan devlet memuru kim? Cumhurbaşkanlığı idari işler başkanı, onun maaşını “ödenek” olarak milletvekillerine veriyorlar. Aynı zamanda emekli de oldukları için çift dikiş maaş alıp, o en yüksek maaş alan devlet memurunu da ikiye katlıyorlar.

Bununla bitmiyor... Ödenekle beraber her milletvekiline yolluk veriliyor. Ne kadar veriliyor? Ödeneğin yarısı kadar veriliyor. Yani maaşlarının yarısı kadar yolluk alıyorlar. “500 bin lirayla geçinemiyorum” diyen milletvekili “mesela benzin parası almıyoruz” diyor, halbuki, her ay maaşının yarısı kadar yolluk alıyor, benzini o parayla alıyor, otopark parası öderse, onu bile bu yolluktan ödüyor, seyahatlerinde yiyor içiyor, bu yolluktan ödüyor.

Bununla da bitmiyor... TBMM’yi temsilen giderse, mesela Meclis adına yurt dışına gezmeye gidiyorlar, otel, uçak, yeme içme, bütün masrafları devlet tarafından karşılanıyor, üstüne de harcırah alıyorlar.

Evet, yurt dışına gezmeye gitti diye üste para ödeniyor!

Bununla da bitmiyor... İki yıl milletvekili olursa, emekli oluyor, çift maaş alıyor. Eğer, iki yıl milletvekilliği yapmadan görev süresi sona ererse, TBMM tarafından bir kıyak daha yapılıyor, henüz emekli olamamış vekillerin sigorta primleri, yine en yüksek devlet memuru için esas alınan prim üzerinden, dört yıl boyunca TBMM tarafından ödeniyor.

Bununla da bitmiyor... Milletvekillerinin, eski milletvekillerinin, eşlerinin, çocuklarının, annelerinin babalarının, heeeepsinin hastane ve tedavi masrafları, devlet tarafından karşılanıyor. Milletvekilliği bittikten sonra bile en kral özel hastaneye gidiyorlar, en iyi laboratuvara gidiyorlar, kendilerinin, eşlerinin, çocuklarının, annelerinin babalarının bütün hastane ve tedavi masraflarını devlet ödüyor. Bizzat meclis başkanı itiraf etmişti, iki ayda bir gözlük değiştiren milletvekili var, 32 dişine birden implant yaptıran milletvekili var, hatta, rezaletin daniskası, milletin parasıyla çüküne mutluluk çubuğu taktıran milletvekili bile olduğu iddia edilmişti.

Bununla da bitmiyor... Milletvekilleri her istedikleri özel hastaneye gidebiliyorlar ama, ayrıca, TBMM içinde baştabiplik var, radyoloji, mikrobiyoloji ve biyokimya laboratuvarları var, diş, dahiliye, kulak burun boğaz, çocuk, cildiye poliklinikleri var, daima hazır bekleyen hekimler, hemşireler, eczacılar, laborantlar ve diyetisyenler var.

Bununla da bitmiyor... “Geçinemiyorum” diyen milletvekili “uçak biletini biz ödüyoruz” diyor ama, yine kelime oyunu yapıyor, çünkü Türk Hava Yolları tarafından parayla eşdeğer kıyak yapılıyor, milletvekilleri “ekonomi sınıfı” bilet alıyor, bu biletler ücretsiz olarak “business class”a dönüştürülüyor.

Bununla da bitmiyor... Milletvekillerine iki ayrı gsm hattı ve iki ayrı cep telefonu veriliyor, bunların faturaları da Meclis tarafından ödeniyor.

Bununla da bitmiyor... Milletvekillerine, eşlerine ve çocuklarına, diplomatik pasaport veriliyor, vekillik sona erdikten sonra da, ömürleri boyunca hususi damgalı özel pasaport veriliyor.

Bununla da bitmiyor... Milletvekillerine trafik cezası kesilmiyor. Millete trafik cezası kesiliyor, milletin seçtiği vekile trafik cezası kesilmiyor. Peki milletvekili trafik suçu işlerse, hız yaparsa, kırmızı ışıkta geçerse ne oluyor? Hiç... Bu işledikleri trafik suçları bir tespit tutanağıyla Meclis’e gönderiliyor, hepsi o, para cezası ödenmiyor!

Bununla da bitmiyor... TBMM her yıl yaz mevsiminde çalışmalarına üç ay ara veriyor, milletvekilleri üç ay tatil yapıyor, Meclis kapalı olduğu halde, çalışmadıkları halde paralarını tıkır tıkır almaya devam ediyorlar.

Bununla da bitmiyor... Milletvekili ölürse, geride kalan ailesine 12 aylık maaşları tutarında ölüm yardımı ödeniyor.

Bununla da bitmiyor... Milletvekillerine milletvekili kimliği veriliyor, milletvekillerinin eşlerine de Meclis tarafından “özel tanıtım kartı” veriliyor, ayrıca, her milletvekilinin 10’ar yakınına, “milletvekili yakını” diye yaka kartı veriliyor.

Bununla da bitmiyor... Milletvekillerine ikişer danışman hakkı veriliyor, danışmanların maaşını Meclis ödüyor. Milletvekillerine sekreter veriliyor, 600 milletvekili 600 sekreter var, sekreterlerin maaşını da Meclis ödüyor.

Meclis’te lokantalar var.

Türkiye’de enflasyonun olmadığı tek lokanta, Meclis lokantası... Dışarda bir çorba bile içemeyeceğin fiyata, Meclis lokantasında kebabıyla tatlısıyla mükellef ziyafet çekebiliyorsun.

TBMM lokantasından her ay ne kadar yemek çöpe atılıyor biliyor musunuz? Her ay 400 kilo yemek çöpe atılıyor!

İYİ Parti soru önergesi verdi, AKP mecburen cevap verdi, oradan biliyoruz... Meclis lokantasında bol bol pişiriliyor, bol bol servise konuyor, her ay yenmediği için 400 kilo yemek çöpe atılıyor.

Kim ödüyor bunların hepsinin parasını? Hava karardıktan sonra pazarda çöpün kenarından çıkma sebze toplayan Türk vatandaşları ödüyor.

Meclis mutfağında yüzlerce personel, onlarca aşçı çalışmasına rağmen, özel günlerde dışarıdan özel şefler getiriliyor. Mesela, açılış resepsiyonuna, gastronomi Nobel’ini kazanan Mardinli şef Ebru Baybara Demir’i getirdiler, özel ikram mönüsü hazırlattılar. Dereotlu Trakya turşusuyla servis edilen tuzlu tart içerisinde Çerkez tavuğu, Birecik patlıcanı içerisinde fıstıklı Hatay humusu, Diyarbakır çöreği üzerine kiraz sapıyla tütsülenmiş vişneli Erzincan tulum peyniri, tuzlu tart içerisinde yaban mersinli kaparili tahinli patlıcan salata, zeytinyağlı sumak ekşili incir dolması, vişne soslu bakla favalı zeytinyağlı incirli Urla enginarı, Kastamonu çemensiz pastırma ve Hakkari otlu peyniri ile Aydın inciri, biber ve domates eşliğinde sarımsaklı kuzu teşt... Afiyetle yediler.

Kim ödedi?

Ucuz olduğu için dünden kalan bayat simidi yiyen Türk milleti ödedi.

Şimdi bakın lütfen, muhalefet dahil, bugüne kadar asla sorulmayan soruyu size sorayım... Bu yoksul millet, bu milletvekillerinin avanta lokantasını sırtında taşımak zorunda mıdır?

İngiltere’de mesela, İngiliz parlamentosunda, İngiliz parlamenterlerin yemek yiyebileceği bir restoran var mı? Var. Ama nasıl var? İşletmecisi var. Yani, o restoran meclisin değil mi? Değil. Yani, İngiliz parlamenterler meclis lokantasında oturup, dışarda 30 pounda satılan bir yemeği 3 pounda yiyebiliyor mu? Asla. Dışarda 30 poundsa, orada da aynı, çünkü işletmecisi var, devlet veya İngiliz halkı tarafından finanse edilmiyor, yok öyle avanta!

Fransa’da mesela, Fransa meclisinde, Fransız milletvekillerinin yemek yiyebileceği bir restoran var mı? Var. Ama nasıl var? İşletmecisi var. Fiyatlar dışarda bir restoranda ne kadarsa, orada da o kadar, Fransa devletinin kesesinden veya Fransız halkının cebinden finanse edilmiyor.

Almanya’da, Alman meclisinde Alman milletvekillerinin restoranı var mı? Var. İşletmecisi var. Alman milletvekilleri dışardan misafir bile getiremez. Mesela, bana bir şinitzel yap deyip, üç kuruş verip çıkamaz, dışarda bir restoranda o şinitzel kaç paraysa, gene o kadar ödemek zorundadır. Alman milleti tarafından finanse edilmez. Almanya’da milletvekilleri bizdeki gibi kuzu tandırı 30 liraya yese, Almanya ertesi gün o meclisi kapatır!

İtalya böyle, Danimarka böyle, Portekiz böyle, İspanya böyle, İsveç böyle, Finlandiya böyle... Her şey dahil sistemiyle çalışan tatil köyü değil orası, parlamento... Hiçbir ülke, milletvekillerinin yemeğini finanse etmiyor.

Avrupa ülkelerinde, meclis başkanlıkları ihale açıyor, meclis binasındaki restoranlar veya kafeler, ihaleyle işletmecilere veriliyor, işletmeciler de Paris’te Roma’da Madrid’te Londra’da restoran işletir gibi, meclis restoranını işletiyor.

Aşçı da işletmecinin, garson da işletmecinin, bulaşıkçı da... Ben gideyim devletin kesesinden kebapçı alayım, pizzacı alayım diyemez, lazımsa kendisi personel olarak alır, fiyatına yansıtır.

Ben gideyim de, mutfak için lazım olan tencereyi tavayı tabağı çatalı bıçağı devletin kesesinden alayım diyemez, devlet züccaciye dükkanı mı kardeşim, ne lazımsa, kendisi alır.

Her ay başında ihtiyaç listesi vereyim de, etimi balığımı yağımı pirincimi devlete ödeteyim diyemez, mönüsünde neye ihtiyacı varsa, kendisi alır.

Nasıl olsa bana giren çıkan yok, nasıl olsa ben ödemiyorum, bol bol yapayım, yemezlerse çöpe atarım diyemez, bu yüzden sıfır atık’la çalışır, atarsa kendisine girer.

ABD mesela, yahu senatoyu filan boşver, ABD başkanı, hep anlatıyorum, Beyaz Saray’da evinde yediği yemeğin bile parasını kendi cebinden ödüyor, kullandığı peçetenin bile, kullandığı kürdanın bile parasını kendi cebinden ödüyor. Başkanın yediği yemek Washington’da kaliteli bir restoranda ne kadarsa, o kadar ödüyor. Amerikan halkı niye ödesin?

Bizde habire anayasayı değiştirelim diyorlar.

Sen önce bunu değiştir!

Bizim sayın Meclisimiz, İsrail’i protesto ediyor, İsrail’e destek veren Amerikan şirketlerinin ürünlerini meclis lokantasında kullanmıyor, Coca Cola’yı, Neskafe’yi Meclis lokantasında yasakladılar.

Peki, İsrail meclisinde İsrail milletvekillerinin restoranı var mı? Var. Orada yiyip içtiklerini İsrail halkı mı finanse ediyor? Hayır. Normal restoran nasıl işletiliyorsa, orası da öyle işletiliyor.

Bizim sayın Meclisimiz güya Coca Cola’yı boykot ediyor ama, Sultan Mahmut çorbasından soslu dil balığına, çentik kebaptan zeytinyağlı kerevize, dana kavurmadan levrek buğulamaya, fıstıklı kadayıftan bademli keşküle kadar, heeeepsini milletin sırtına yüklüyor!

Girin Allah aşkına internete, Google’dan bakın, haberler orada duruyor... Bir önceki yıl Meclis’e 42 aşçı, 6 pastacı, 48 garson, 18 bulaşıkçı almışlardı, geçen yıl aynı meclise 25 aşçı, 50 garson, 28 bulaşıkçı daha aldılar, kebapçılar pizzacılar aldılar. “500 bin lira maaşla geçinemiyorum” diyen milletvekilinin meclis lokantası işte bu.

Bununla da bitmiyor... Meclis’te milletvekilleri için, erkek berberi de var, kadın kuaförü de var, Meclis binası içinde Ziraat Bankası, Vakıfbank ve Türkiye İş Bankası şubeleri var, milletvekillerinin çocukları için kreş var.

Bununla da bitmiyor... İstanbul Beşiktaş’taki Meclis Konukevi’ni kullanabiliyorlar, Florya Atatürk Köşkü Sosyal Tesisi’ni kullanabiliyorlar, Yalova Termal Sosyal Tesisi’ni kullanabiliyorlar.

“500 bin lira maaşla geçinemiyorum” diyen milletvekili, milletin sırtından, işte bu kadar yoksul bir hayat sürüyor!

Yazarın Diğer Yazıları