6 kilo düşen 10 yıl yaşlanır

Şu aralar her insanın en büyük hayali kahveyi şekersiz içmek değil, hayatı iğneyle inceltmek.

Bir zamanlar zayıflamak için sabah yürüyüşü, akşam salata gerekirdi. Şimdi Ozempic, Mounjaro, Wegovy gibi GLP-1 sınıfı ilaçlar sahneye çıktı.

GLP-1, vücudun kendi tokluk sinyallerini taklit eden bir hormon. Bu ilaçlar iştahı azaltıyor, mide boşalmasını yavaşlatıyor, beyne “doydun” mesajını daha erken gönderiyor. Sonuç, daha küçük porsiyonlar, daha hızlı kilo kaybı, daha ince bedenler.

Kağıt üzerinde hikaye mükemmel.

Tartı düşüyor. Bel inceliyor. Kan şekeri toparlanıyor. Kolesterol düzeliyor. Sosyal medyada “öncesi-sonrası” fotoğrafları alkış topluyor. İnsan aynaya bakıp “nihayet” diyor.

Ama işte tıbbın en sevmediği kelime burada devreye giriyor... “Ama...”

Çünkü kilo vermek iyi de nereden kilo verdiğiniz de önemli...

★★★

Yeni kuşak metabolik ilaçlarla yapılan çalışmalarda çok çarpıcı sonuçlar var. Mesela Eli Lilly, 80 haftada ortalama 32 kilo verdiren bir ilaç deniyor. Bunun da vücut ağırlığının yüzde 28’inden fazlasına denk geldiği 100 haftanın üstüne çıkıldığında yüzde 30’u aşan kayıplardan söz ediliyor. Bu ne biliyor musunuz? Bir mide ameliyatı sonrası ulaşılan sonuca denk.

Lilly’nin yeni ilacı, vücudun açlık ve tokluk sistemine aynı anda üç ayrı noktadan müdahale ediyor. Yani yalnızca iştahı kısmıyor; mideyi, beyni ve metabolizmayı birlikte etkileyerek kilo kaybını hızlandırmayı hedefliyor.

Gerçekten olağanüstü rakamlar. Ama bu kadar kilo kaybı çok tehlikeli. Unutulan küçük bir ayrıntı var. Bu insanlar sosyal medyadan duyup eczaneye koşan sıradan kullanıcılar değil; seçilmiş hastalar, kontrollü koşullar, doktor takibi, ölçüm, izlem, doz ayarı... Yani laboratuvar disiplini.

Oysa hayat laboratuvar değil.

Evde bu iş şöyle yaşanıyor. Sabah iştah yok. Öğlen iki lokma. Akşam bir yoğurt. Sonra tartıya çıkılıyor ve ekranda eksilen rakam görülünce zafer ilan ediliyor. Beden ise aynı anda başka bir tutanak tutuyor: Protein azaldı, kas uyarısı düştü, kalori alarm seviyesine indi, vitamin ve mineral desteği yetersiz kaldı.

Tartı “bravo” diyor. Kaslar “imdat” diyor.

Asıl tartışma burada başlıyor. Kaybedilen 30 kilonun ne kadarı yağ? Ne kadarı kas? Ne kadarı su? Ne kadarı yağsız kütle? Tartı bu sorulara cevap vermez.

O yüzden Batı’da yeni bir ifade konuşuluyor... Zayıflama salgını ve zayıflama kırılganlığı!

Yani insanın zayıflarken güçten düşmesi. Merdiven çıkarken dizlerin titremesi. Sandalyeden kalkarken destek araması. Poşet taşırken kolunun çabuk yorulması. Bir kavanoz kapağını açarken bile eski gücünü bulamaması.

★★★

Ne acayip çağdayız. İnsan pantolon bedeninde gençleşiyor, ama merdiven başında yaşlanıyor.

Çünkü hızlı kilo kaybında yağ kaybı kadar yağsız kütle kaybı da gündeme geliyor. Klinik veriler bazı hastalarda yağsız kütle kaybının yüzde 10’a yaklaşabildiğini gösteriyor. Yağsız kütle yalnızca kas değildir; su, bağ dokusu ve organ dokuları da bu başlığın içindedir. Ama bu, kasların etkilenmediği anlamına gelmez. Bazı analizlerde toplam kilo kaybının yüzde 15-24 bandına çıkabildiği, buna karşılık 6 kiloya varan yağsız kütle kaybı görülebildiği belirtiliyor.

6 kilo kas ve yağsız doku kaybı, bedende 10 yıl yaşlanmadır. Bu kadar net.

★★★

Kas dediğimiz şey plaj süsü değildir. Kas, metabolik organdır. Şekeri yakar. Yağı kullanır. İnsülin duyarlılığını destekler. Dengeyi korur. Kemiğe yük bindirir. Yaşlılıkta düşmeyi, kırığı, yatağa bağımlılığı önleyen görünmez sigortadır.

Siz kilo verirken kası da verirseniz, bedenin motor hacmini küçültmüş olursunuz. Arabayı hafiflettim diye sevinirken motoru da söküp bagaja koymak gibi.

Üstelik beden çok cimri bir muhasebecidir. Kullanılmayan kası pahalı bulur. Siz 100 kiloyken bacak kaslarınız her gün o yükü taşır. Bu bile farkında olmadan yapılan bir direnç egzersizidir. Kilo hızla düşünce mekanik yük azalır. Eğer o sırada ağırlık çalışması, direnç egzersizi, yeterli protein yoksa beden kararını verir. Der ki, “Bu kadar kasa gerek kalmadı.”

Sonra kalça boşalır, bacak incelir, omuz düşer, kol güçsüzleşir. Tartıdaki başarı, bedendeki taşıyıcı kolonların incelmesiyle birlikte gelir.

★★★

Bir başka tehlike de iştahın fazla baskılanmasıdır. Bazı iğne kullanıcılarının yedikleri gün içinde 600-800 kaloriye kadar düşebilir. Dışarıdan bakınca harika görünür: “Hiç acıkmıyorum”, “İki lokma yetiyor.” Fakat beden bunu alkışlamaz. Alarm sayar.

Çünkü bu düzende protein yetmez. Amino asit yetmez. Demir, çinko, B12, D vitamini, kalsiyum, magnezyum, lif eksik kalabilir. İnsan kilo verirken aynı anda kendini içeriden eksiltebilir.

★★★

İşin bir de bırakma meselesi var. Bu ilaçlar “birkaç kilo vereyim, yazlığa fit gideyim” araçları değildir. Araştırmalar, iğneleri bırakanların kiloları geri alma hızının, yaşam tarzıyla kilo verenlere göre 4 kat hızlı olabileceğini gösteriyor. (Kaynak: British Medical Journal)

Bazı çalışmalarda ilaçlar bırakıldıktan sonra verilen kiloların üçte ikisini 1 yıl içinde geri dönebildiği bildiriliyor. Yani 15 kilo veren biri, 10 kiloya yakınını geri alma riskiyle karşı karşıya. Daha da kötüsü, kas azalmışsa geri gelen kilo daha fazla yağ olarak dönüyor.

Yani tablo şu olabilir... İlaçla hızlı zayıfla. Kas kaybet. İlacı bırak. İştah geri gelsin. Kilo geri dönsün. Ama bu kez daha az kaslı, daha fazla yağlı, daha yavaş metabolizmalı bir bedenle baş başa kal.

Bu artık zayıflama değil, beden kompozisyonunun sessizce bozulmasıdır.

Tartı insanı kandırabilir. Kas kandırmaz. Merdiven hiç kandırmaz.

Yazarın Diğer Yazıları