Perde kapandı, kupayı İspanya kaldırdı. Ancak turnuvanın hikayesini şampiyon değil, ilerleyen yaşına rağmen organizasyona tek başına damga vuran Lionel Messi yazdı.
Spiker camiamız onun için “Helal olsun! Bu yaşta iyi top oynuyor”dan öte cümleler kuramadı. Oysa 39 yaşındaki Messi’nin 20 yaşındaki elit atletlere karşı sahada olması, futbol tarihinin en büyük biyolojik ve anatomik meydan okumalarından biridir.
Farkı anlamak için tartıda 80 kilo gelen iki sporcu, bir baba ile 20 yaşındaki oğlunu, hayal edin. İkisi yan yana tartıya çıktığında aynı kiloda görünebilir. Ancak bu büyük bir yanılsamadır. 20 yaşındaki bedenin büyük bölümü harekete, patlamaya ve sürate hizmet eden saf bir kas dokusundan oluşurken; 40 yaşına merdiven dayamış bedende o kasların içine ve çevresine yağ dokusu yerleşmiştir. Ve o yağın ağırlığı 20 yaşındaki gence göre 4.5 kilo fazladır. Yani tartıda kiloları eşittir ama içeride bedenlerinin gücü, verimliliği ve güç-ağırlık oranı bambaşkadır.
İnsanlar yaşlanmayı genellikle kasların erimesi olarak düşünür, oysa futbolcularda kas kaybından ziyade patlayıcılık kaybı yaşanır. Yaşam boyu antrenman yapan sporcularda kas kütlesi kilo olarak büyük oranda korunsa bile hızlı kasılan Tip II kas liflerinde ve sinir sisteminin kası bir anda devreye sokma kapasitesinde gerileme olur. Güç ve süratteki bu yaşa bağlı düşü tam da 40 yaş çevresinde görünür. O yaşta kafaya sıçrama gibi patlayıcı güç testlerinde bir anda yüzde 14 kayıp yaşandığı ölçülmüştür.
Messi hâlâ güçlü olabilir ama aynı kuvveti 20 yaşındaki rakibi kadar saliseler içinde üretmek ve bunu maç boyunca aynı sıklıkla tekrarlamak çok zordur.
★★★
Halk arasında “Adamın ciğeri yetmedi” denilir ya; bu biliminde çok doğru bir terimdir. Zira 20’li yaşlardaki bir sporcu dakikada 4 litreye yakın oksijen kullanabilirken, 40’ına merdiven dayamış bir bedende ise bu kapasite 3 litreye düşer. Arada neredeyse 1 litreye yakın net bir oksijen kullanım farkı vardır. Oksijen tüketme kapasitesi (VO max) her 10 yılda yüzde 10 azalır. Ayrıca yaşla birlikte kalbin hızı da düşer. 20 yaşındaki birinin kalbi maksimum dakikada 194 kez atabilirken, 39 yaşındaki birinde bu sınır 180’e geriler. Kalp ve akciğerdeki bu düşüş sonuçta hücrelerin enerji üretmesini de sınırlar.
Bunu sahaya uyarlayalım. Maç içinde iki oyuncunun da yan yana, aynı hızla depara kalktığını hayal edin. Bu koşu, ikisinden de aynı miktarda oksijen talep eder. 20 yaşındaki genç, bu deparı atarken kendi kas kapasitesinin sadece yüzde 63’ünü kullanır ve kaslarında hala büyük bir konfor alanı vardır. Messi ise tam yanındaki bu gençle aynı hızda koşarken, kendi biyolojik sınırları gereği kas kapasitesinin yüzde 80’ine ihtiyaç duyar, yani kırmızı bölgeye, son sınıra çok daha fazla yaklaşır.
50 yaşındaki bir babayla 20 yaşındaki oğlunu yan yana koşturduğumuzda ise bu durum çok daha çarpıcı hale gelir. Oğul kapasitesinin yüzde 63’ünü kullanarak rahatça koşarken, baba için o koşu artık kas ve kalp kapasitesinin yüzde 92’lik kısmına dayanmış bir ölüm kalım sınırıdır.
İşte bu yüzden 40 yaşındaki bir gövde, ilk koşuda genci yakalayabilir. İkinci koşuda da yan yana gidebilirler. Çünkü ilk 5-10 metrelik tek bir kısa sprint, ciğerlerden ziyade kaslardaki hazır kimyasal enerjiye bağlıdır. Ancak modern futbol bunu bir kere istemez; sizden 90 dakika boyunca durmaksızın hızlanmanızı, fren yapmanızı ve yeniden patlamanızı ister. Yaş farkının gerçek faturası 1’inci deparla 10’uncu depar arasındaki o toparlanma süresinde kesilir. Genç beden aynı hareketi yapar, nefesini iki saniyede düzenler ve motoru hemen sıfırlar. Yaşlı beden ise bir önceki koşunun kas yorgunluğunu taşıyarak bir sonraki pozisyona yakalanır.
★★★
İşte tam bu noktada Messi’nin yaşla kurduğu o bilgece anlaşma devreye giriyor. O, enerjisini pusuya yattığı anlarda saklayarak “strolling football” yani yürüyerek futbol oynama ekolünü bir sanata dönüştürüyor. Messi’yi farklı kılan, gençlerin avantajlı olduğu o uzun mesafe koşularını tamamen eleyip oyununu kısa mesafeli mikro-aksiyonlara indirmesidir.
Futbolda herkes en hızlı oyuncunun en iyi çalım atan oyuncu olduğunu zanneder. Oysa her başarılı yön değiştirmenin ilk adımı etkili bir yavaşlama, yani frenleme mekanizmasıdır. Messi, topla yüksek hızda ilerlerken çok kısa mesafede hızını sıfıra indirebiliyor. Bu yavaşlama anında vücut, kasları kısaltarak değil, uzatarak çok yüksek bir kuvvet üretir ki buna eksantrik kasılma denir. Bu süreç quadriceps, hamstring ve baldır kaslarına hızlanmaya oranla çok daha büyük, yıkıcı bir yük bindirir. Futboldaki bağ ve kas sakatlıklarının neredeyse tamamı bu ani frenleme anlarında yaşanır.
Şöyle düşünün; 20 yaşındaki bir savunmacı yanlış yöne gidip sert bir fren yaptıktan sonra, o yüksek yükü genç ve esnek tendonlarıyla absorbe edip, yeniden Messi’ye dönebilir. Vücudunda biriken laktik asit ve oluşan mikroskobik hasarlar 24 ila 48 saatte temizlenip tamir edilir. Bir sonraki maça adeta sıfır kilometre bir araç gibi çıkabilir. 40 yaşındaki Messi içinse hücresel yenilenme, vücutta kasların protein yapması ve büyüme hormonu (HGH) salınımı yavaşlamıştır. Sert bir maçın ardından, o eksantrik mikroskobik hasarları onarması 72 ila 96 saati bulabilir.
Ama işte Messi’nin asıl alametifarikası; düşük ağırlık merkezi ve kusursuz kısa sprint ve fren tekniği sayesinde bu yıkıcı yükü yıllardır sakatlanmadan yönetebilmesidir. Saatte 31 kilometre gibi hala çok ciddi toplu sprint seviyelerine çıkabiliyor ve o hızdan anında sıfıra inip, rakibi daha ne olduğunu anlamadan yeni bir yöne patlayabiliyor. O durduğu anda, 20 yaşındaki rakibi biyolojik üstünlüğüne rağmen savrulup gidiveriyor.
Turnuvanın resmi verileri de bu tabloyu kanıtlıyor. Genç yıldızlar maç başına 11-12 kilometre koşarken, Messi ortalama 10 bin 300 metre kat etti. Bu mesafenin 6 bin 700 metresini, yani yüzde 65’ini ise yürüyerek geçirdi. Bu yürüme oranı Lamine Yamal, Kylian Mbappe ve Erling Haaland gibi yıldızlardan belirgin biçimde daha yüksek.
Turnuvanın en çok yürüyen oyuncusu olmasına rağmen, o pusu anlarından aniden sıyrılıp 90 dakika başına tam 85 yüksek sprint üretti. Bu sayı, sürekli pres yapan Haaland’ın 74 sprintinden fazla, Mbappe’nin 97 sprintine ise fazlasıyla yakın.
Yani Messi’nin bedeni 20 yaşındaki bir atlet kadar sık ve patlayıcı deparlar fırlatabildi. Ve turnuva boyunca işte bu yakıt ve zaman mühendisliğini kusursuz uyguladı. O, hangi üç saniyenin maçın kaderini değiştireceğini sahadaki herkesten çok daha iyi biliyor.
Kupa İspanya’nın ellerinde yükselmiş olabilir, fakat futbol dünyası sahada yılların kendisinden eksilttiklerini benzersiz bir hareket mühendisliğiyle görünmez kılan bir dehanın, modern futbolun o robotik atletlerini nasıl çaresiz bıraktığını ve bu turnuvaya nasıl kendi imzasını attığını asla unutmayacak.