ABD’de otoriterliğe kaç puan var?

Bir süredir şu cümleyi sık duyuyoruz.

“Batı da eskisi gibi değil.”

Demokrasi geriliyor, otoriterleşme yayılıyor, hukuk siyasetin gölgesine giriyor... Bu tespitleri genelde Türkiye, Macaristan, Polonya ya da İtalya üzerinden yapıyoruz. Ama New York Times gazetesi geçen hafta ilginç bir analiz yaptı.

Aynı ölçüm cetvelini alıp Amerika’nın önüne koydu. Duyguyla değil, sloganla değil; puan vererek baktı.

Ortaya çıkan tabloya göre ABD bir otokrasi değil ama artık “sorunsuz demokrasi” de değil.

★★★

The New York Times editoryal kurulu, demokrasinin içten içe aşındığını gösteren tam 12 başlık belirledi. Her başlıkta 0’dan 10’a giden bir ölçek var. Sıfır, Trump’ın ikinci döneminden önceki kusurlu ama işleyen Amerika. 10 ise Çin, İran, Rusya gibi tam otoriter rejimler.

Ve çıkan sonuç şu; Amerika artık sıfırda değil.

Örneğin ifade özgürlüğü ve muhalefetin bastırılması... Minnesota’da protestolara karşı yürütülen askeri tarz operasyonlar, iki göstericinin federal ajanlarca öldürülmesi, faillerin cezasız bırakılması... Tüm bunlar, bu başlıkta ABD’nin notunu 10 üzerinden 4 seviyesine taşıyor. Gazeteye göre konuşmak hâlâ serbest ama bedeli giderek artıyor. Fransa’da ya da Almanya’da da tanıdık bir his bu.

Yargının siyasallaşması başlığında tablo daha da tanıdık. Adalet Bakanlığı’nın siyasi rakiplere karşı bir baskı aracına dönüşmesi, iktidara yakın dosyaların rafa kaldırılması, Merkez Bankası başkanı gibi isimlerin soruşturma tehdidiyle karşılaşması... New York Times bu alanı da 4 puan civarında görüyor. Yani “bağımsız yargı” tabelası duruyor ama içi boşalıyor.

Yasamanın devre dışı bırakılması meselesi ise 10 üstünden 5 seviyesinde. Kongre’nin onayladığı fonların askıya alınması, parlamentoya danışılmadan getirilen tarifeler, yetkileri budanan kurumlar... Sandık var ama Meclis’in ağırlığı azalıyor. Avrupa’da “kararname demokrasisi” diye konuşulan şeyin Amerikan versiyonu.

Mahkeme kararlarına uyulmaması, olağanüstü hal söylemiyle yetki genişletilmesi, askeri ya da yarı askeri güçlerin iç politikada kullanılması... Bunların her biri tek başına “rejim değişti” dedirtmiyor belki ama New York Times’ın skalasında hepsi 4-5 bandına yerleşmiş durumda. Yani gri alan büyüyor.

★★★

Azınlıkların hedef gösterilmesi başlığında ise tablo daha sert. Göçmenler, trans bireyler, Müslümanlar... Sürekli bir “iç tehdit” dili. Bu alan için verilen not 5/10. Otoriterleşmenin klasik yakıtı; korku.

Bilgi ve medyanın kontrolü, üniversitelerin baskı altına alınması, akademinin hizaya sokulması... Bunlar da Amerika’yı orta seviye otoriterlik çizgisine yaklaştırıyor. Bilim insanlarının kenara itilmesi, fonların siyasi sadakatle dağıtılması, eleştirel medyanın düzenleyici kurullarla susturulması... Bunları Türkiye’de konuşurken şaşırmıyoruz; ABD içinse hâlâ şok edici.

İşin sembolik ama en çarpıcı tarafı ise kişilik kültü. Devlet kurumlarına liderin adının verilmesi, resmi ürünlerde liderin yüzü, başkanlığın bir marka gibi pazarlanması... New York Times bu başlıkta notu 10 üzerinden 6’ya kadar çıkarıyor. Buna “otoriter estetik” deniliyor.

Devlet gücünün kişisel kazanç için kullanılması da aynı seviyede. Trump’ın aile şirketleri, yabancı hediyeler, kripto gelirleri, ardından gelen siyasi ayrıcalıklar... Yolsuzluk bir istisna değil, sistemin parçası haline gelince not 6’ya kadar yükseliyor.

★★★

Ve en kritik eşik seçimler. Kuralların merkeziyetçi biçimde değiştirilmesi, posta oylarına müdahale girişimleri, seçim yönetiminin federal düzeyde ele geçirilmesi çağrıları... Henüz sandık iptal edilmiyor ama New York Times buraya da 10 otoriterlik puanı üzerinden 5 yazıyor. Yani tehlike çanları...

Amerikan gazetesine göre otokrasiler artık tankla gelmiyor.

Seçimler iptal edilmeden de demokrasiler aşınabiliyor.

Amerika hâlâ demokrasi.

Ama artık otomatik pilotta değil.

Ve bu Avrupa’da ve dünyanın birçok yerinde yaşanan tartışmanın ortak noktası...

Demokrasi bir günde gitmiyor.

Her gün biraz eksiliyor.

Yazarın Diğer Yazıları