Bir rejim nasıl ayakta kalır?
Soğuk bir sabah… Tahran’da bir mahallede protesto başlıyor.
Bir tarafta öfkeli gençler…
Diğer tarafta ellerinde coplarla onları dağıtan insanlar.
Ama o copu tutan kişi, bir yabancı değil. Aynı mahallede büyümüş bir komşu çocuğu.
İran rejimini anlamak istiyorsanız, önce bu sahneyi anlamanız gerekir.
★★★
Bugün Batı’da sıkça kurulan cümle şu... “İran’ı vuruyoruz ama rejim değişmiyor.”
Bu cümle eksik. Çünkü İran’daki yapı klasik bir “rejim” değil. Bu bir sistem. Hem askeri, hem ekonomik, hem de toplumsal bir ağ. Ve o ağ, sandığınızdan çok daha derin.
Şii din adamlarını, paramiliter güçler ve bunlara yakın iş camiası ekonominin yarısından fazlasını kontrol ediyor.
Bu ne demek? Bu, rejimin sadece siyasetle değil, maaşla, krediyle, iş fırsatıyla ayakta durduğu anlamına gelir. İran’da milyonlarca insan rejime ideolojik olduğu için değil…
Rejim sayesinde yaşadığı için bağlı.
★★★
Sistemin kalbinde iki yapı var. Birincisi, Devrim Muhafızları... En az 125 bin maaşlı personel…
Ama mesele asker sayısı değil. Bu yapı aynı zamanda dev bir holding. Petrol, doğalgaz, inşaat, telekomünikasyon… Ülkenin en büyük projeleri bu yapının kontrolünde.
Yani bir general aynı zamanda iş insanı. Bir komutan aynı zamanda müteahhit.
Muhafızlar barajlar, otoyollar ve metro hatları, hastaneler, lüks oteller ve kafeler için kamu ihaleleri verilen büyük şirketleri kontrol ediyor.
★★★
İkinci yapı ise daha kritik... Besic. Yaklaşık 700 bin kişilik yarı sivil milis ağı.
Ama bu insanlar kışlada yaşamıyor. Onlar toplumun içinde. Üniversitelerde eğitim görüyor, belediyelerde, yandaş şirketlerde kolayca iş buluyor. Karşılığında her ay birkaç gün temel eğitim almaları bekleniyor.
Yani rejim, sadece devlette değil… Toplumun içinde örgütlü.
Bu yüzden bir protestoda karşınıza çıkan kişi, bazen devlet değil… Komşunuz oluyor.
Protestolar patlak verdiğinde, “ücret karşılığı” başkentin doğusundaki mahallesinde protestocu gençleri copla dövmek için Besic’e katılmaya koşanlar dahi var.
★★★
Peki bu insanlar neden molla rejimini koruyor? Çünkü sistem onları ödüllendiriyor.
Ucuz kredi… Düşük kurdan döviz… Üniversiteye öncelikli giriş… İyi maaşlı işler…
Hatta bazı durumlarda 5 kat daha yüksek ücretler.
Yani sadakat, sadece ideolojik değil… Ekonomik.
Bu yüzden rejimi devirmek, sadece bir iktidarı devirmek değil. Bir gelir modelini yok etmek anlamına geliyor.
★★★
Anketlere göre rejimi aktif olarak destekleyenlerin oranı sadece %20. Ama kritik nokta şu... Bu yüzde 20, dağınık değil.
Organize. Silahlı. Ekonomik olarak birbirine bağlı.
Diğer yüzde 80 ise öfkeli… Ama parçalı.
Ve tarih bize şunu söylüyor... Organize yüzde 20, dağınık yüzde 80’i çoğu zaman yener.
İran’daki sistemin adı aslında literatürde “askeri + dini vakıf + ekonomik ağ modeli... “
Bu yapı vergi ödemez. Devlet ihalelerini alır. Rejimin tüccarları ucuz dövize erişir.
Ve en önemlisi... Kendi kendini besler.
Mesela bir örnek vereyim... Yaptırımlar sonrası İran’dan çekilen çokuluslu enerji şirketlerinin bıraktığı boşluk, doğrudan Devrim Muhafızları’na bağlı şirketlerle dolduruldu. Özellikle Güney Pars doğalgaz sahasında bu yapılara ihalesiz projeler verildi. Rejimin en büyük ekonomik kolu olan Hatem el-Enbiya şirketinin üstlendiği projelerin toplam değeri 50 milyar dolar; bu rakam İran ekonomisinin yüzde 14’üne karşılık geliyor.
Rejime sadık gençler İran’ın en iyi üniversitelerine öncelik kazanıyor ve bu da onları üst düzey devlet görevlerine ve aşırı sağcı grupların kontrolündeki şirketlerde iyi maaşlı işlere yönlendiriyor.
İran’ın üç milyon devlet memurunun da rejime bağlılık göstermesi bekleniyor. Bu kişilermesleki baskı altında, hükümet yanlısı mitinglere otobüslerle taşınıyorlar.
Bu yüzden dışarıdan bakıldığında yapılan hata şu... “Liderleri vurursak sistem çöker.”
Hayır. Çünkü bu sistem lider merkezli değil… Ağ merkezli.
Bir lider gider… Ama onun yerine geçecek yüzlerce kişi o sistemin içinden çıkar.
★★★
Prusyalı General ve askeri tarihçi Clausewitz’in söylediği o eski hata burada tekrar ediyor... Savaşı matematik zannetmek.
Ama İran örneği bize şunu gösteriyor. Savaş sadece tankları, uçakları, üsleri yok etmek değildir. Savaş, insanların neye bağlı olduğunu anlamaktır.
Ve İran’da insanlar… Bir bayrağa değil… Bir sisteme bağlı.
Bu yüzden rejim değişmiyor. Çünkü İran’da rejim bir bina değil. Yıkınca çöken bir yapı değil.
İran’da rejim… Bir ekosistem.