Tarih tekerrür eder derler...
Ama bazı coğrafyalarda bu artık bir söz değil, bir kader.
Çok yakın bir tarihte; 8 Aralık 2024’te, 13 yıldır süren Suriye iç savaşı yalnızca 12 günde sona erdi.
Harita değişti.
Colani, Şara oldu.
El Kaide’nin uzantısı HTŞ, bir anda “yeni Suriye’nin” yönetici gücüne dönüştü.
Yıllarca vekalet savaşlarının sahnesi olan bu coğrafyada, sırtını İran ve Rusya’ya dayayan, kimyasal silah dahil her türlü vahşetle anılan Esad, bir gecede Moskova’ya kaçtı.
Dün “devlet başkanıydı”, ertesi gün mülteci...
Aradan bir yıl bile geçmedi.
Bu kez sahneye bir başka “güven” senaryosu çıktı.
2015’te YPG’nin adı değiştirildi, kulağa daha “hoş” geliyor diye Suriye Demokratik Güçleri (SDG) oldu.
Rakka’nın IŞİD’den temizlenmesiyle başlayan süreçte, SDG, ABD’nin sahadaki en önemli ortağı ilan edildi.
Öyle ki bu ortaklık, NATO müttefiki Türkiye’yi zaman zaman karşısına alacak kadar ileri taşındı.
Daha geçen ay...
Pentagon bütçesinden SDG için 130 milyon dolarlık destek onaylandı.
Silah vardı, para vardı, siyasi koruma vardı.
Her şey yerli yerindeydi.
Derken “bir şey” oldu.
Ama sahada değil, önce masada...
Suriye’de harita bu kez 44 saatte değişti.
ABD’nin “vazgeçilmez müttefiki” SDG bir anda devreden çıktı.
Sahadaki boşluğu, düne kadar “radikal” diye tanımlanan Şara doldurdu.
SDG “out”, Şara “in”...
Suriye ordusu operasyon başlattı, SDG direnmeden çekildi.
SDG’nin bir hafta öncesine kadar kontrol ettiği topraklar bir anda %40 azaldı.
Petrol ve doğalgaz sahaları, sınırlar, barajlar bir bir Suriye yönetimine devredildi.
Kimse ne olduğunu anlamadı.
Ama aslında biz bu sahneyi daha önce de izledik.
İp hep aynı eldeydi.
Kuyu hep aynı kuyuydu.
Değişen sadece içine itilenlerdi.
Afganistan’da oldu.
Irak’ta oldu.
Libya’da oldu.
Şimdi Suriye’de oluyor.
ABD’nin ipiyle kuyuya inen herkes, bir gün ipin yukarıdan kesilebileceğini öğreniyor.
Ama nedense bunu hep çok geç fark ediyor.
Bugün SDG’nin yaşadığı şey, yarın başka bir aktörün “beklenmedik yalnızlığı” olabilir.
Çünkü bu coğrafyada müttefiklik, sözleşmeyle değil, ihtiyaç süresiyle ve kimin o anda daha kullanışlı olduğu ile sınırlı.
Trump ile geçen 1 yıl
Tam 365 gün oldu.
Bir yıl önce bugün Donald Trump, yemin edip yeniden Beyaz Saray’a yerleşti.
Süre kısa geldi değil mi?
Şaşırmayın. Çünkü bu bir yıl, takvim yaprağı değil; resmen bir ömür gibi geçti.
Her gün aynı duyguyu bıraktı geride: Keyfilik.
“Gücü olanın canı ne isterse o olur” hissi...
Sanki dünya, kuralların değil dürtülerin yönettiği bir yere savruldu.
Ve bu yılın belki de en “yeni” hali şuydu: Tepkisizlik.
Dünya sus pus oldu. Birçok lider, itiraz etmek yerine “idare edelim” çizgisine geçti.
Trump’ı kızdırmayalım, “eğleyelim”, o gün geçsin...
Oysa bazen en büyük onay, alkış değil; sessizlikti.
Trump’ın attığı adımları tek tek saymak zor.
Zaten mesele de liste değil.
Daha ilk gün, Paris İklim Anlaşması’ndan çekildi.
ABD’nin dünya ölçeğinde yürüttüğü bazı uluslararası işbirliklerini geriye sardı.
ABD’de asker sokağa indi.
Gümrük vergisi ceza aracına dönüştü.
Bir ülkenin devlet başkanını yatağından alıp kaçırdı.
Herkese parmak salladı.
Topraklara göz dikti.
Bir yandan “ABD’yi yeniden büyük yapacağız” dedi; diğer yandan dünyanın ortak masasında sandalye tekmeledi.
Ama asıl iz, kurumların üzerinde kaldı.
Trump’ın yönetim tarzı, kurumları yönetmek değil; onları hizaya sokmaktı.
Devletin fren mekanizmalarını “engel”, dengeyi “ayak bağı” gibi gördü.
Bağımsız olması gereken yapılarla kavga etti; bağımsız kalmak isteyenlere etiket yapıştırdı.
ABD Merkez Bankası (FED) bunun simgesi oldu.
Faiz insin istedi. İnmediğinde kavga büyüdü.
FED Başkanı’nı hedefe koydu; hakaret etti, küçümsedi.
Siyaset ile para politikası arasındaki duvarın üstüne basa basa yürüdü.
Bu bir yılda olağanüstü olan, gündelikleşti.
Bir kararnameyle değil; kararname üstüne kararnameyle...
Bir krizle değil; kriz üstüne krizle...
Trump’la geçen bir yıl, bir ülkenin yönetilmesinden çok, dünyanın sinir sisteminin sınanması gibiydi.
Şokun dozu yükseldikçe, toplumların tepkisi düştü.
O yüzden bu bir yılın özeti “Trump hangi kararı aldı?” değil.
Asıl soru şu: Trump, karar alma biçimiyle neyi kalıcı hale getirdi?
Çünkü tartışma artık tek tek imzaları aşan bir yerde duruyor.
Devlet, bir kişinin iradesine göre mi şekillenecek; yoksa kurumların kendi frenleri ve gelenekleri mi korunacak?
Trump’ın gücü, bu soruyu her gün yeniden sordurmasında.
365 günün sonunda geriye kalan sadece Trump değil; Trump’a alışan bir dünya.