Türkiye’de muhalefetin işi gerçekten zor. Çünkü iktidarın en güçlü muhalifi artık muhalefet partileri değil, iktidarın kendisi.
AK Parti ilk yıllarında önünde Kemal Derviş’ten hazır bir ekonomi programı buldu. Masasında AB müktesebatına uyum şeklinde yol haritası vardı.
Tek başına iktidar olmanın gücünün, fren ve denge mekanizmalarının bozulmamış olmasının ve kurumların bugünkü seviyede zedelenmemesinin de etkisiyle önemli işlere ve kazanımlara imza atıldı. Ancak ekonomik, siyasi ve hukuki anlamda atılan önemli adımların, kazanımların tamamı tek tek eriyip gidiyor. “AK Parti iktidarı”nın dün yaptığı doğrulara bugün “AKP iktidarı” muhalefet ediyor ve değiştiriyor. Geçmişte yaptığı ve takdir edilen ne varsa tek tek bunları yok ediyor.
Bir zamanlar büyük törenlerle anlatılan reformlar, “çağ atlıyoruz” denilerek sunulan düzenlemeler, bugün sessiz sedasız geri çekiliyor. Üstelik bunu yapan da o gün alkışlayanlarla aynı siyasi kadrolar.
Sosyal güvenlikte devlet katkısını AK Parti getirmişti, AKP kaldırıyor
Son torba yasada sosyal güvenlik sistemine ilişkin devlet katkısının kaldırılması bunun yeni örneklerinden biridir.
2008 yılında sosyal güvenlik alanına yapılan reform kapsamında Devletin sosyal güvenlik sistemine yasal, düzenli ve sistemli katkısına ilişkin düzenleme yapıldı. Böylece Devlet; Merkezi Yönetim Bütçesinden Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) ay itibarıyla tahsil ettiği malullük, yaşlılık, ölüm sigortaları ile genel sağlık sigortası primlerinin dörtte biri (%25) oranında katkı sağlamaya başladı. İşte şimdi bu uygulamaya son veriliyor. Gerekçe evlere şenlik. Asıl amaç ise “SGK açık veriyor” diyerek emeklilere daha düşük emekli maaşı vermenin yolunu açmak, bütçe açıklarını da küçük göstermek.
Mayıs ayında da işsizlik sigortası fonuna devlet katkısı düşürüldü. İşsizlik sigortası işçiden çok işverenler için kullanılacak hale getirildi. Yeni torba yasada turizm sektörü için işsizlik sigortası fonunun kasası sonuna kadar açıldı. Bir dönem “sosyal devlet” vurgusuyla savunulan uygulamalar bugün bütçe dengesi gerekçesiyle daraltılıyor.
Her yıl reform olur mu?
Sorun, ekonomik şartların değişmesi değil. Elbette devletler gerektiğinde politika değiştirir. Sorun, dün “tarihi reform” denilen düzenlemelerin bugün neden yanlış bulunduğunun millete anlatılmamasıdır.
Siyasette hafıza zayıf olabilir ama arşiv unutmaz. Yargıda aynı filmi defalarca izledik.
Her birkaç yılda bir “yargı reformu” açıklandı.
Arkasından yeni bir reform.
Sonra bir reform daha.
İnsan ister istemez soruyor: Eğer her reform birkaç yıl sonra yeni bir reforma ihtiyaç duyuyorsa ilk reform gerçekten reform muydu? Yoksa birileri sistemi yapboz tahtasına mı çeviriyor?
Ekonomide tablo daha da dikkat çekici.
Bir dönem faiz politikası konusunda farklı bir yaklaşım kararlılıkla savunuldu. Ardından ekonomi yönetimi daha geleneksel para politikalarına yöneldi. Politika değişebilir; bu, yönetimin takdiridir. Ancak siyasal açıdan asıl mesele şudur: Dün kesin doğrular olarak sunulan tezlerin bugün neden terk edildiğine dair kapsamlı bir siyasi muhasebe yapıldı mı? Sorumlular hesap verdi mi? Vatandaşın sırtına yüklenilen maliyetler ortaya konuldu mu? Hayır.
Her yer yapboz tahtası gibi
Sadece ekonomi mi? Elbette değil. AK Parti iktidarından AKP iktidarına giden süreçte değişmeyen yok.
Eğitim sistemi değişti.
Sınav sistemleri değişti.
Vergi sistemi sürekli değişti.
Teşvik sistemi değişti.
Kamu personel sistemi değişti.
Değişti ama iyileşmedi, aksine daha da kötüye gitti.
Reform paketleri torba yasalara konuldu. Torbadan birilerine çok büyük kıyaklar çıktı. Kimsenin ruhu duymadı. Ama sorarsanız yeni bir reform yapıldı.
Kur Korumalı Mevduat önce büyük bir buluş gibi ilan edildi. Sona erdirilmesi davul zurnayla kutlandı. Birileriyse her ikisine de alkış tuttu.
Yerel yönetimler güçlensin diyenler bugün yerel yönetimleri adli, idari ve mali olarak kıskaca aldılar.
Yolsuzlukla mücadele denildi, yolsuzluk algı endeksinde tarihi olarak en kötü dönemlerden birini yaşıyoruz.
İki dönem kuralı dendi. Meğer iki dönem kuralından ömür boyu makama giden yol ne kadar da kısaymış!
Gerçek muhalefet zamanı geldi
İktidarın her alandaki sürekli geri vitesleri nedeniyle ekonomi düzelmiyor, enflasyon düşmüyor, bütçe açıkları azalmıyor, hukuk iyiye gitmiyor. Hukukun üstünlüğü endeksinde, yolsuzluk algı endeksinde hep gerilerde; sefalet endeksinde, enflasyonda hep önlerde yer alıyoruz. Gelir dağılımı bozuluyor. Halkın ekseriyetinin porsiyonu azalırken imtiyazlı bir azınlığın porsiyonları büyüyor.
Eski Ankara Valilerinden Nevzat Tandoğan’ın polisçe yakalanan solcu gençlere hitaben söylediği iddia edilen “Memlekete komünizm lazımsa onu da biz getiririz, size ne oluyor...” sözüne benzer bir durum söz konusu. AKP, ülkede muhalefet yapılacaksa onu da kendisi yapmak ya da en azından muhalefeti de dizayn etmek istiyor.
Dönem artık, iktidar kontrolündeki muhalefete son verme zamanıdır. İktidarı arzulayan, programı ve hedefleri olan gerçek, samimi, halka dokunan muhalefet yapma zamanıdır. Bu ülke insanının refahını, mutluluğunu, huzurunu esas alan gerçek muhalefet zamanı gelmiştir. Bugün yaşadığımız sancılar, bu hedefe kilitlenmiş bir iktidar yürüyüşünün doğum sancılarıdır.