Tahran’da sıradan bir gün... Bankaya giren orta yaşlı bir esnafı düşünün. Yıllardır dükkânın cirosunu orada tutuyor, kızının düğün parasını oraya koymuş, “faizi yüksek” diye arkadaşına da önermiş.
Bir ülkede umut en hızlı nerede kırılır? Sandıkta değil bazen “yarın paramı çekebilir miyim” sorusunda kırılır. İran’da da öyle oldu.
28 Aralık 2025’te Tahran’daki Kapalı Çarşı’da esnaf kepenk kapattı; zamlar, enflasyon ve döviz kurundaki sert düşüş yüzünden birçok küçük işletme iflasın eşiğine gelmişti.
Sonrasında protestolar başladı. Haftalardır sokakları dolduran öfkenin çıkış noktası ne başörtüsü ne de “özgürlük” talebiydi. Onlar altta birikmişti. Kırılma anı, bir bankanın çöküşüydü.
★★★
The Wall Street Journal’a göre, fitili ateşleyen Ayandeh Bank’ın iflasıydı.
Ayandeh Bank, 2013 yılında İranlı iş adamı Ali Ansari tarafından kuruldu. Ülkenin en zengin ailelerinden birine mensup olan Ansari’nin Kuzey Londra’da milyonlarca dolarlık bir malikanesi bulunuyordu. Siyasi olaraksa eski Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın koruması altındaydı.
Ansari, İran’daki diğer bankalara göre en yüksek faiz oranlarını sunarak milyonlarca mevduat sahibini kendine çekti ve merkez bankasından yüklü miktarda borç aldı.
Kaynaklarının yüzde 90’ını patronuyla ilişkili inşaat şirketlerine, AVM’lere ve hükümet yandaşlarına aktaran bir bankaydı. Merkez Bankası denetçileri tarafından açıkça “Ponzi benzeri” bir mekanizma olarak tanımlandı. Bankanın bilançosunda 5.2 milyar dolarlık açık oluştu. Devlet, iflasın ardından bankayı ülkenin en büyük kamu bankası olan Bank Melli’ye devretti ve zararları üstlendi.
Bu hamle teknik olarak bir kurtarmaydı; toplumsal karşılığı ise bir güven yıkımı oldu. Çünkü Ayandeh, sıradan bir banka değildi. Yaklaşık 7 milyon mevduat sahibi vardı.
Bu sayı, İran’da neredeyse her haneye dokunan bir finansal travma anlamına geliyordu. İnsanlar paralarını çekemeyecekleri korkusuyla bankalara akın etti, krizin psikolojisi sokaklara taştı.
★★★
Bankacılık krizi tekil bir vaka da değildi. İran Merkez Bankası verilerine göre ülke bankacılık sisteminin yaklaşık yüzde 70’i doğrudan devlet kontrolünde. Ayandeh’in ardından en az 5 bankanın daha benzer riskler taşıdığı açıklandı. Sistem, yıllardır Merkez Bankası’ndan teminatsız likiditeyle ayakta tutuluyor; bu da para basımı üzerinden enflasyonu besliyordu.
Tam bu noktada eş zamanlı başka fay hatları da kırıldı.
2024’ten itibaren İran genelinde doğal gaz ve elektrik kesintileri kronik hale geldi. Sanayi bölgelerinde üretim durdu, hanelerde günlük yaşam aksadı. Su krizi derinleşti. Bazı kentlerde uzun süreli kesintiler yaşandı. Enerji ve su gibi en temel hizmetlerin dahi sürdürülemez hale gelmesi, devlet kapasitesine dair algıyı zayıflattı.
Ülke o kadar ciddi bir su kriziyle karşı karşıyaydı ki, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan başkenti, Tahran’dan Hint Okyanusu kıyısına daha yakın bir yere taşımayı önerdi.
Dış cephede ise para kanalları hızla daraldı. İran’ın petrol ihracatı, yaptırımlar nedeniyle büyük ölçüde “hayalet filo” üzerinden yürütülüyordu. Son dönemde bu filonun sigorta, finansman ve liman erişimlerine yönelik baskılar arttı. Irak bankaları üzerinden sağlanan dolar akışı kesildi. Aynı dönemde ABD’nin Venezuela’ya yönelik operasyonu, Tahran’da açık bir mesaj olarak okundu. Gri alanlar daralıyordu.
★★★
Sonuç, döviz cephesinde sert bir kırılma oldu. Riyal, birkaç ay içinde dolar karşısında yüzde 84 değer kaybetti. Gıda fiyatları yıllık bazda yüzde 72’lik artışın üzerine çıktı. Ücretler bu artışı takip etmedi. Emekli maaşı 100 dolar, asgari ücret 110 dolarda çakılı kaldı. Riyalin değeri saat başı düşerken, esnaf fiyat etiketini koyamaz hale geldi. İthalatçılar ürünü rafa koymadan zarar yazmaya başladı.
Devletin yanıtı ise krizin boyutuyla orantısızdı. Protestoların yayılması üzerine kişi başına aylık 10 milyon riyal, yani yaklaşık 7 dolar (300 lira) tutarında nakit destek açıklandı. Bu resmen alay etmekti. Yüzde 87 enflasyon karşısında sadaka kalan bu ödeme, sokaktaki öfkeyi yatıştırmak yerine devletin mali çaresizliğini görünür kıldı.
Ardından zamlar geldi. Sübvansiyonlu döviz kuru kaldırıldı, ekmek ve enerji desteklerinin azaltılması gündeme alındı, ithal benzinin piyasa fiyatından satılması planlandı. Devlet bütçesinde 10 milyar dolarlık sosyal destek kesintisi öngörüldü. Bu adımlar, bankacılık krizinin yarattığı güvensizlikle birleşince protestolar kaçınılmaz hale geldi.
Orta sınıf yok oldu.
Gıda bulunmaz oldu.
Bankadaki paralar buhar oldu.
Banka kuyruğunda et kuyruğunda başlayan panik, böylece çarşıya, üniversiteye ve mahallelere yayıldı.
İşte olan budur.