Washington Post bu hafta peş peşe üç bilimsel araştırmayı gündeme taşıdı. Üçü de başka başka yerden geliyor ama aynı kapıya çıkıyor... Beyin yaşlanırken bize her zaman “unutuyorum” diye haber vermiyor.
İlk araştırma beni açıkçası en çok tuvalet kapısında yakaladı.
Bir insan hayatı boyunca mahremiyetine dikkat ediyor. Sonra bir gün evde, ofiste tuvalete giriyor, ihtiyacını gideriyor ama kapıyı kapatmıyor. Ya da aralık bırakıyor. Üstelik bunu bir kez dalgınlıkla değil, giderek daha sık yapıyor.
Tek başına bundan hastalık teşhisi çıkmaz. Ama konumuz zaten kapı değil. Konu, o insanın yıllardır sahip olduğu sosyal frenlerin gevşemeye başlaması.
Washington Post’un anlattığı hastalığın adı frontotemporal demans yani FTD. Alzheimer’dan farklı olarak ilk darbeyi her zaman hafızaya vurmuyor. İnsan hâlâ evinin yolunu buluyor. Çocuğunun adını biliyor. Dün akşam ne yediğini hatırlıyor.
Ama artık eskiden asla yapmayacağı şeyleri yapıyor. Yakınlarına karşı kayıtsızlaşıyor. Empatisini kaybediyor. Daha önce ağzından çıkmayacak sözleri küfürleri ulu orta söylüyor. Parasını saçıyor. Dolandırıcıların tuzağına daha kolay düşüyor. Sosyal utanması kalmıyor.
Ve çevresindekiler aynı cümleyi kuruyor... “Yahu bu adam eskiden böyle değildi.”
Mayo Clinic’e göre bu hastalık çoğunlukla 40 ile 65 yaş arasında başlıyor. Yani 50 yaşında da... Bizim “Daha genç, bunamaz” dediğimiz yaşlarda.
Buradaki mesele tuvaletin kapısı değil. Beynin kapısındaki bekçinin görev yerini terk etmeye başlaması.
★★★
Washington Post’un bu hafta yayımladığı ikinci araştırma ise daha da tuhaf.
Bu kez işaret seste.
50 yaşın üzerindeki 833 binden fazla insanın sağlık kayıtları incelendi. İşitmesi normal olduğu halde ses bozukluğu yaşayan kişilerle, ne ses ne de işitme sorunu yaşayanlar karşılaştırıldı.
Sonuç dikkat çekici.
Sesi bozuk olanlarda zihinsel gerileme veya demans görülme olasılığı yüzde 58 daha yüksekti.
Burada ses kısıklığından söz etmiyoruz sadece. Sesin eskisine göre belirgin biçimde zayıflaması, titremesi, çatallanması, perdesinin istemsiz değişmesi, konuşurken sesi sürdürememek...
Sabah kalktınız, boğazınız ağrıyor diye “Bunuyorum” demek değil bu. Reflü de sesi bozar. Sigara da. Enfeksiyon da. Parkinson da.
Ama yeni ortaya çıkan ve kalıcı hale gelen bir ses değişikliğini “Yaşlandım işte” diye çöpe atmayın. Çünkü konuşmak basit bir iş değil. Akciğer hava verecek, ses telleri titreşecek, kaslar birlikte çalışacak, işitme sistemi çıkan sesi kontrol edecek. Bu dev orkestranın şefi ise beyin.
★★★
Şimdi gelelim üçüncü çalışmaya. D vitamini ve omega-3.
Sağlık dünyasının dokunulmazları.
Özellikle 50 yaşından sonra milyonlarca insan “Beynime iyi gelir, hafızamı korur” diye kullanıyor.
Ama yeni araştırmalar gösteriyor ki, genç bir beyne iyi gelen ya da en azından zarar vermeyen bir vitamin, yaşlanan beyinde de aynı şekilde çalışmıyor.
British Medical Journal’da yayınlanan araştırmada ortalama yaşı 67 olan 5 bin 65 kişi 6 yıl izlendi.
D vitamini takviyesi kullananlarda zihinsel performans ve planlama, karar verme gibi yönetici işlevlerde daha hızlı gerileme görüldü.
Ama kritik ayrıntı şu... Bu sonuç D vitamini eksikliği olanlarda çıkmadı. Kanındaki D vitamini zaten normal olduğu halde ayrıca takviye alanlarda çıktı.
Demek ki eksik olanı yerine koymak başka şey, “Biraz daha iyidir” diye vücudunda zaten yeterince bulunanı sürekli almak başka.
Omega-3’te de tablo huzur verici değil. 55 yaş üzerindeki kişilerde yapılan yeni çalışmada, omega-3 takviyesi kullananlarda bazı zihinsel testlerde gerileme daha hızlı bulundu.
Yıllardır “Omega-3 beyne iyi gelir” diyoruz. Yeni çalışma ise en azından yaşlanan beyinde bunun garanti olmadığını söylüyor.
Üstelik eklem kıkırdak ağrısı için alınan glukozamin konusunda da alarm var. Hafif zihinsel bozukluğu olan kişilerde glukozamin kullanıldığında, bu kişilerin Alzheimer veya demans geliştirme oranı daha yüksek bulundu.
Bütün bu çalışmaların ortak mesajı çok basit... Beyin, yaşlandıkça aynı beyin değil.
Davranış değişiyor. Ses değişiyor. Metabolizma değişiyor. Ve kullandığımız maddelerin etkisi de değişebiliyor.
O yüzden “vitamindir, zararı olmaz” cümlesini artık çöpe atmak gerekiyor.
Takviye demek masum demek değil. Ve bunama da her zaman anahtarınızı nereye koyduğunuzu unutmakla başlamıyor.
İlk işaret, açık kalan bir tuvalet kapısı oluyor.