Basılmamış kitabı sansür etmek!

Sevgili okurlarım, Ekrem İmamoğlu tutuklu bulunduğu Silivri cezaevinde bir kitap yazmış. Kitabın adı Millet Şahidimdir.

Mahkemelerde yaptığı savunmaları anlatmış. ‘Mış’ diyorum çünkü kitabı ne yazık ki okuyamadım. Sizler de okuyamayacaksınız çünkü mahkeme kararıyla yasaklandı.

Hem de henüz basılmadan, piyasaya verilmeden, matbaa aşamasında iken!

Bu durum, çağımızın ‘dünya lideri’ tarafından yönetilen Türkiye için yüz kızartıcı bir olaydır. Geçmişte ve günümüzde bazı diktatörlükler vardır, kitaplar oralarda yasaklanırdı. Örneğin geçmişte Nazi Almanya’sında, Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi!

İmamoğlu kitabında ne yazar, savunması dışında neler söyler, günün birinde okuyabilirsek öğreniriz!

★★★

Şimdi size bu kitap sansürü konusunda benim de geçmiş yıllarda başıma gelen bir olayı anlatayım.

Yıl 1984. Milliyet gazetesindeyim. 12 Eylül darbesinin hızı biraz olsa bile durulmuş. Seçimler yapılmış, Özal başbakan olmuş ama sıkıyönetim bütün ağırlığı ile sürüp gidiyor. Her konuda askerlerin sözü geçiyor.

Mayıs 1983’te ilk kitabım 24 Ocak: Bir Dönemin Perde Arkası çıktı. Bu kitap büyük olaylar yarattı. Bunun devamı olarak ikinci bir kitap daha yazdım.

12 Eylül: Özal Ekonomisinin Perde Arkası.

Darbe gecesi Ankara’da neler olduğunu ve sonrasını ilk kez açıklıyorum. Bu kitap da inşallah büyük olay yaratacak.

Kitabın özeti önce bir yazı dizisi olarak Milliyet’te çıkacak, sonra piyasaya kitap olarak verilecek.

İlk baskı olarak beş bin adet basıldı ve matbaada bekliyor.

18 Şubat 1984 günkü Milliyet’te yazı dizisi birinci sayfanın manşetinden aynen şöyle verildi:

“Geniş yankılar uyandıracak bir dizi daha. 12 Eylül Özal Ekonomisinin Perde Arkası. Olay yaratan 24 Ocak Bir Dönemin Perde Arkası kitabının yazarı EMİN ÇÖLAŞAN bir kez daha yakın ve daha önemli bir dönemin perde arkasını aralıyor. Olaylar bilinmeyen yönleriyle, gizli ve ayrıntılı belgeleriyle Pazartesi günü Milliyet’te.”

Bizim anons gazetede yer almasına aldı ama tam da o gün Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından bütün yayın organlarına bir bildiri gönderildi. Aynen şöyle:

“12 Eylül öncesi siyasi çekişme ve çatışma ortamına benzer bir durumun önlenmesi hakkında 2969 sayılı kanunda belirtilen konularda yayın yapılmayacak ve Sıkıyönetim Komutanlığının bugüne kadar yayımladığı kısıtlamalara titizlikle uyulacaktır.”

★★★

O gün tesadüfen İstanbul’dayım. Yazı İşleri Müdürümüz rahmetli Doğan Heper’le konuştuk...

“Geçmiş olsun Emin, senin yazı dizisi elimizde patladı. Bu sıkıyönetim bildirisi senin diziyle ilgili olabilir. Tam yazı dizininin anonsunu verdiğimiz gün adamlar bu emri gönderdi. Bildirinin adresinin kim olduğu belli değil ki. Belki de bizim bugünkü anonsumuzdan pirelendiler.”

Gazete yönetimi haklıydı. En ufak bir hata nedeniyle gazeteleri kapatıyorlardı. Bir gazetenin üç gün kapatılması bile ölümdü. Ayrıca basılmakta olan kitaplara bile henüz matbaalarda iken el koyuyorlardı.

★★★

Ne yapmalı ne etmeli bilmiyoruz ki... 1. Ordu ve Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Necdet Öztorun’a doğal olarak ulaşamadık. Ama Selimiye Kışlasında komutanın Kurmay Başkanı Tuğgeneral Çetin Başar’a ulaştık. Allah rahmet eylesin, dört dörtlük bir askerdi. Bildirinin muhatabının kim olduğunu bilmiyordu. “Siz bana iki kitap bırakın, bizim adli müşavir arkadaşlarımız önce bir okusun. Sonrasına bakarız. Suç varsa da yoksa da size bildiririz. Hatta bu gece önce ben okurum kitabınızı.”

Başar Paşa iki gün sonra aradı:

“Emin Bey kitabı komutanımız da okudu. Ancak sanırım bu konuda daha üst düzeyde bir karar verilmesi gerekecek.”

İş giderek büyüyordu. 27 Şubat 1984 gecesi evden Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Haydar Saltık’ın emir subayı aradı.

“Cumhurbaşkanımız Sayın Kenan Evren, Genelkurmay Başkanımız Sayın Necdet Üruğ ve Kara Kuvvetleri Komutanımız Sayın Haydar Saltık için sizden hemen üç adet kitap rica ediyoruz.”

Adresi verdim, askerler evden gelip kitapları aldılar. Hemen ertesi gün Üruğ ve Saltık Paşaların İstanbul’a gidecekleri TRT’de açıklandı. Bu haberi duyunca eşim Tansel Çölaşan’a “TRT bir de İstanbul’da benim kitabı konuşacaklarını söylese amma da reklam olur haa” diye kendimce espri yaptım!

★★★

Kitap bütün aşamaları geçti, şimdi son kararı Kenan Evren verecek. Bekliyorum. Günlerden 19 Mart 1984... Sonuç bana bildirildi.

Kitapta suç unsuru yoktu ama komutanların bir ‘ricası’ olacaktı. Rica demek emir demekti. Bazı sayfalarda anlatılan bölümler çıkarılacaktı. Çıkarılmasını istedikleri sayfaları tek tek yazdırdılar.

Çıkarılan bölümlerin yerine aynı uzunlukta yeni bölümler yazdım. Milliyet Yayın basılmış olan beş bin adet kitabın o sayfalarını tek tek dibinden kestirdi. Bunların yerine yeniden yazdığım sayfalar basıldı ve bunlar yine tek tek, o kesilen yerlere yapıştırıldı.

Elinde bu kitabın ilk baskısı olan okurlar bazı sayfaların en dibinden yapışık olduğunu göreceklerdir. İşte o yapışık sayfaların öyküsü budur!

Kısacası, kitap sansürü belası geçmişte bana da uğramıştı ama hadiseyi mümkün olduğunca kazasız belasız atlatmıştım.

Ekrem İmamoğlu’nun cezaevinde yazdığı ve savunmalarından oluşan “Millet Şahidimdir” isimli kitabını henüz matbaada basım aşamasında iken el koyup toplatmışlar.

Mahkeme kararıyla yasaklamışlar.

Ne demeli, yakıştı mı?

Yazarın Diğer Yazıları