Biz yıldız tozuyuz!

Bu insanlar bu taşlara sadece gördüklerini mi çizdiler. Bir yırtıcı leopar. Ürkek adımlı bir kaç ceylan. Kurnaz bakışlı tilki. Nerdeyse sığır büyüklüğünde koyun. Birbirine kur yapan turna kuşları. Belli ki, bu insanlar sadece gördüklerini çizmediler. Zihinlerinin önemli bulduğunu da çizdiler. 5.5 metreye ulaşan “T” biçiminde 30 tona yakın ağırlıkta taş dikmeler üzerine resim koymayı yazı gibi düşündüler.

★★★

Çakmak taşından el baltası yapmayı, ceylanı vuracak oku şekillendirmeyi, kare ya da dikdörtgen ev dikmeyi, siyez buğdayının ilk atasını ekip biçmeyi ve hayvanlara tuzak kurup avlamayı henüz bulmamışlardı ama üzüntüyü, sevinmeyi, cesareti, korkuyu resimli yazıyla anlattılar. Ve leoparın üzerine oturmuş adam heykeli yapıp; “güç artık bende diye övünüp kabarmayı” resimle ilan ettiler.

Anadolu’da yaşıyorlardı.

Mekanları Şanlıurfa’ydı.

11 bin 600 yıl evveldi.

★★★

Onun da öncesi var.

13 milyar 800 milyon yıl önce “Büyük Patlama” oldu. Gaz bulutları, gaz bulutlarıyla buluştu. Evren, patlayan bir yanardağdan fışkıran lavlar gibi sıcak bulamaç halinde doğdu.

Henüz yıldızlar yoktu.

Gezegenler yoktu.

Güneş yoktu.

Ay da yoktu.

İnsanın zerresi bile yoktu.

★★★

Dünyayı var eden ve biz insanların vücuduna, beynine, bilincine yapı taşı olan hidrojen, helyum, demir, karbon, silikon, oksijen gibi elementler de henüz yoktu. Bulut halinde lav bulamacın en yoğun bölgesinden yıldızlar var oldu. 13 milyar 800 milyon yıl dile kolay; bu akıl durduran yekpare zaman dilimi içinde 6 milyar yıl önce yıldızlar yaşam ömürlerini tamamlayıp patladılar.

Yıldız tozu oluştu.

Toz evrene saçıldı.

★★★

Yıldız tozu dönmeye başladı, ortadaki madde sıkıştı; “Güneş” oldu. Güneşin çevresinde gaz ve toz dönmeye devam etti. Kozmik toz, yerçekimi ile birbirine çarpa çarpa birleşip büyüdü “Dünya” oluştu. 4.5 milyar yıl önceydi. Büyük bir kaza oldu, Dünyaya bir kütle çarptı. Bu çarpışmadan ışığını Güneş’ten alıp dünyaya yansıtan “AY” peydahlandı. Dünya soğumaya başladı.

“Atmosfer” doğdu.

“Su buharı” oluştu.

“Okyanuslar” belirdi.

★★★

Dünya kendi ekseninde ve güneşin etrafında döndü, döndü, döndü; kozmik evrim, gezegen evrimi, kimyasal evrim, biyolojik evrim sonunda “ilk yaşam” ortaya çıktı. İlk yaşam, ilk canlı, ilk insan “yıldızların tozundan” doğdu.

Çamurdan yapılmadık.

Biz insanlar, hayvanlar, börtü böcek hepimiz yıldız tozuyuz. İlk canlı 3 milyar 800 milyon yıl önce tek hücreli mikro organizmalardı. Ve ilk insan da 300 bin yıl önce, “güçlü olanın ve uyum yapanın yaşayabildiği doğal ayıklanma” ile hayat buldu. 2 ayakları üzerinde durdu, insan oldu.

★★★

2 ayağı üzerinde diklenen insan, elinin baş parmağını, serçe parmak, orta parmak, işaret parmağı ile buluşturabilme aşamasına ulaşmıştı. Alet yapabilir, alet tutabilir, alet kullanabilir, oku kavrayıp atabilir, taştan kap kacak şekillendirir, dev kaya yatağı üzerinde yerin altında oval biçimde ve kapısı çatıdan evler yapabilir oldu.

Şanlı Urfa’da oldu.

Ve yakın şehirlerde...

Hepsi Anadolu’da...

★★★

Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı’nın 148 kurucusundan biri olan üniversite yıllarından arkadaşım Faruk Pekin, “Taş Tepeler”in yeni başlayan kazılarında Dünya insanlık ve kültür tarihini değiştiren bilinmedik yeni bulgulara ulaşıldı. Görmelisin” önerisinde bulundu. 13 milyar 800 milyon yıllık bu yekpare zamanın son 11 bin 600 yılına “Yeni bir ışıklı kapı aralayan” değerli arkeolog profesör, doçent akademisyenler ile ekiplerinin, bin-bir emekle bulduklarını görmek, dinlemek için hafta içinde 3 gün Şanlıurfa’ya gittim.

★★★

İsot hasadı bitmişti.

Fıstıklar toplanıyordu.

Pamuk tarlalarında kozalaklar içinden beyaz altın (pamuk) neredeyse patladı, patlayacaktı. Şanlıurfa’da bu mevsimde sabahın henüz 08.00’inde bile tepelerde, yamaçlarda hava 40-42 dereceyi buluyordu. Bu sıcakta başlarında üniversiteden arkeolog hocaları tüm kazı ekibi, bir beyin cerrahı titizliğinde, bir saat tamirci ustası dikkatinde, bir kuyumcu sabrıyla birinin elinde fırça, diğerinin elinde mala, öbürünün elinde eleme eleği, “açma alanı” adını verdikleri toprağın içinden 11 bin yıl öncesi insanından, hayvanından, bitkisinden bir kalıntıyı zerre zedelenmeden çıkarmaya odaklanmıştı. Sanki kazı ekibi başkanı hocalar, yardımcıları, çalışanları “dezavantajı avantaja çeviren sihirbaz” insanlardı.

YARINKİ YAZI: Bugün ne biliyorsak ilkel denilen aslında çok uygar 11 bin 600 yıl önceki insanların sayesinde öğrendik.

PORTAKAL SANDIĞI ÜSTÜNDEN

Niçin öyle değil de böyle oldu!

Göbeklitepe, tekti. Şimdi yanına 11 tepe daha eklenmiş, 12 olmuş. 10’unda kazı, Prof. Dr. Necmi Karul’un (Taş Tepeler Projesi Kontrolörü) yol göstericiliğinde birbiriyle bağlantılı başlamış. Yeni bir buluntu ve onunla ilgili bilgi merkezde toplanıyor, analiz alışverişi yapılıp; “ne oldu, kaç bin yılda oldu, niçin öyle değil de böyle oldu, toplayıcıydı, avcıydı, tepede yaşıyordu, niçin yamaca indi, ne oldu da yerleşik hayata geçti” sorularına cevap arıyorlar. Türk arkeologların da buz kırıcılığında; “Toprağı kazıyıp eski eser bulmak yerine insanlık nasıl gelişti” sorusunun cevabı aranıyor. Bütün dünyaya ışık olacak yeni arkeoloji Şanlıurfa’dan doğuyor. Tevrat’a dayandırılmak istenen arkeoloji çöküyor. Çatalhöyük’te 4 yıl kazı yapıldı, sonra 65 yıldır niçin durdu ya da durduruldu? Bilgi kıvamını bulacak. Makaleler yazılacak. Dünya uygarlığına giden yolun çok erken neredeyse başlangıç aşaması olan Anadolu Kültür Ağının yeni bilgileri tüm insanlık ile buluşacak. “Taş Tepeler Projesi” içinde yer alan 12 kazı alanı ve kazı başkanları: Göbeklitepe: Prof. Dr. Necmi Karul. Çakmaktepe: Doç. Dr. Fatma Şahin. Sayburç: Doç. Dr. Eylem Özdoğan. Sefertepe: Doç. Dr. Emre Gündoğan. Gürcütepe: Doç. Dr. Mücella Erdalkıran. Karahantepe: Prof.Dr. Necmi Karul. Harbetsuvan: Dr. Kazuya Shimogama (Japon ekip) Yeni Mahalle Höyüğü: Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi ekibi. Mendiktepe; Prof. Dr. Douglas Baird. Liverpool Üniversitesi. Söğüt Tarlası: Prof. Dr. Mehmet Özdoğan çalışmalarını devralıp yürüten ekip. Ayanlar Höyük: Anadolu Arkeoloji Enstitüsü ve Japon ekibi birlikte. Yoğunburç: Prof. Dr. Gan Caiachao Çin ekibi. Bu 12 kazı alanı gibi tüm Anadolu’yu kucaklayacak 30 kazı alanı yeri belirlendi, isimleri henüz açıklanmadı.

Yazarın Diğer Yazıları