İyi tarihçiler; “30 Ağustos olmasaydı” diye sorar ve cevabını yazarlar. Bugün onlardan özet yapacağım: 30 Ağustos olmasaydı Türkiye Suriye olurdu. Mısır olurdu. Irak olurdu. Libya, Afganistan, Bahreyn, Suudi Arabistan olurdu. Mezhep batağı bela. Mezhepler arasında çatışmayı aşamadıkları için başkasının kuklası olmaya mahkumlar. ★★★ 30 Ağustos olmasaydı. Türkiye olmayacaktı.30 Ağustos 1922 Büyük Zafer’den bu yana 104 yıl geçti. 104 yıl içinde ülkeyi yeniden mezhepçilik, tarikat, cemaat bataklığına düşürme arayışları uç verdi. Başlangıçta; ürkek, çekingen, sinsice ve örtülüydüler. Sonunda “yeni kurucu babamızı bulduk yeni devlet kuruyoruz” demeye kadar geldiler. ★★★ Mustafa Kemal’e saldırma tarihçiliği peydahlayanlar da “yeni devlet kurucularını (!)” destekleyenlerden çıkıyor. Yalan, dedikodu üretiyorlar. Sahte evrak yaratıyorlar. 104 yılın sonunda Mustafa Kemal’e ve onun “Türkiye’yi mezhepçilikten çekip kurtaran” liderliğine çamur bulaştırmayı hızlandırdılar. ★★★ Hepsi korunuyor. Yüksek maaşlarla bakanlıklarda, belediyelerde, TRT’de ve tüm devlet kurumlarında; akıl veren danışman, program yapan tarihçi, devlet şirketleri ilanları ile beslenip dergi, gazete yayınlayanlar el üstünde tutulur oldu. ★★★ 104 yıl geçti. 30 Ağustos Zaferi’nin hakkıydı: Cehalet kalkacaktı. Yoksulluk bitecekti. Yeryüzünde ve gökyüzünde her alanda başarı gelecek; Türkiye uluslararası sahnede saygı duyulan, adaletine güvenilen, dostluğundan iyilik fışkıran, düşman azaltan, bütün komşularıyla sorunsuz ve parası ile pasaportu itibarlı bir ülke olacaktı. ★★★ 30 Ağustos; “Bizden adam olmaz ezilmişliğine düşmüş ve teslimiyetçi olmuşlara karşı meydan okuyuşun” adıydı. Bunun için egemenlik, saraydan alındı, halka verildi. Kulluktan kurtulun. Vatandaş olun. Toprağı işleyin. Çarkları döndürün. Aklınızı özgürleştirin. Çağdaş uygarlık. Tam bağımsızlık. Laikliğe sıkı sarılın.30 Ağustos; tutuculuktan yaratıcılığa geçmekti. Halifeye, hurafeye, monarşiye, tek adama, teslimiyete asla geri dönmemekti. ★★★ 30 Ağustos Zaferi: Bağımsız yargıç. Tarafsız savcı. Fırsat eşitliği. Emeğe saygı. Fikir özgürlüğü. İnanç hürriyeti. Parlamenter yönetimle uyum içinde, namuslu, dürüst, ahlaklı yaşamayı amaçlamıştı. ★★★ Zafer hakkını arıyor. 104 yılın son 25 yılı içinde ülkeyi yeniden mezhepçilik ve saltanat bataklığına düşürme arayışları uç verdi, Meclis özgürlüğünü yitirdi. Yargıç, savcı, hukuk iktidarın “korkut-sindir aracına” dönüştü. İşçi hakkını alamıyor. Çiftçi perişan. Esnaf şaşkın. Sanayici teşvik peşinde. Tüccar fırsat kollayıcı. Derin krizin içindeyiz. ★★★ Ülkenin geleceğini ipotek ederek, eldeki bütün devlet malını-mülkünü önce özelleştirip yerli iş adamına sonra da yabancılaştırarak (yabancıya satarak) ve köprülere geçiş garantisi, hastanelere hasta garantisi, oto yollara kâr garantisi, yabancı sermayeye yüksek kâr etme garantisi vererek; yani davul halkın boynunda tokmak yabancı sermaye ile iş birliği içindeki yandaş yeni zenginin ve din tüccarı siyasetçinin elinde batakçı bir modele geldi saplandı. Zaferin hakkı bu değildi. PORTAKAL SANDIĞI ÜSTÜNDEN Hitler de kitap yaktırmıştı! Ekrem İmamoğlu, duruşmalar sırasında baskı gördüğünü ve bu nedenle savunmasını “kitap olarak” bastıracağını açıkladı. Doğruysa “İmamoğlu’nun savunmasını yazdığı kitaba” yayım yasağı gelmiş. Nereye gidiyoruz? Nazi Almanyası’nda da birçok üniversite bahçesi ile kent meydanlarında kitap yakılmıştı. Yakılan kitapların ortak özelliği, Nazi rejiminin dünya görüşüne aykırı görüşleri anlatıyordu. Thomas Mann, Erich Maria Remarque, Sigmund Freud, Karl Marx, Bertolt Brecht, Erich Kästner, Stefan Zweig, Heinrich Heine’nin yazdığı kitaplar; “demokratik düşünceyi savunuyor, savaş karşıtlığını işliyor, Nazi ahlak anlayışına karşı çıkıyor” gerekçesiyle meydanlarda üzerine benzin dökülerek yakıldı.