Anayasa Mahkemesi (AYM) eski Üyesi ve Başkanvekili hukukçu, emekli Büyükelçi Osman Paksüt, CHP hakkında verilen “mutlak butlan” kararıyla ilgili Yargıtay’ın onamasının “facia” olduğunu, kararın bozulmasının ise “çözüm olmadığını” belirtiyor, “Partiyi ancak kurultay kurtarır. Başka ikinci bir seçenek yok” diyor.
Hukukçular neredeyse bu konuda aylardır konuşuyor. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin kararını yorumluyor. Şimdi de Yüksek Seçim Kurulu’nun topu nasıl taca attığına ilişkin değerlendirmeler yapılıyor.
KURULTAY YAPILMASI MÜMKÜN MÜ?
CHP Sözcüsünün “Tedbir kararı var. Bu karar kalkmadan kurultay toplanmasının mümkün olmadığı” sözünü hatırlattığım Paksüt, “Mümkün değil sözü çok yanlış ve tamamen gerçeğe aykırı. Hatta kurultayın yapılması zorunlu” dedi, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Anayasal ilkelere baktığınız zaman, butlan kararını veren mahkemenin vaziyeti, 2023 yılındaki hukuki durumu geri döndürdüğünü esas alırsak, o zaman bile gecikmiş olan bir kurultayın bundan sonra daha fazla geciktirilmesi yani CHP’nin demokratik iç işleyişten tamamen koparılması gibi bir neticenin hukuken arzu edilmiş olması söz konusu olamaz. Tam tersine düzgün, dürüst bir kurultayın yapılmasının yolunun açılmış olması lazım. Madem o kurultay şaibeliydi, güvenilmezdi, dolayısıyla sonuçlarıyla beraber yok sayılır.
O zaman, düzgün, güvenilir, herkesin kabul edebileceği bir kurultayın en kısa sürede yapılması zaten butlan kararının kendisinin icabı. Oraya atananın görevi kurultay yapmasıdır.
BU ÇAĞRI BÖLÜNMEYİ BİTİRİR
Kılıçdaroğlu, ‘Genel Başkan benim’ diyorsa yapması gereken ilk iş orada makam arabalarını ‘Hırsızlık malıdır’ diye sergilemek ya da gaz kokuları arasında çikolata ikramı yapmak değil. Dakika bir, yapması gereken ilk iş ‘Hemen kurultaya gidiyoruz’ diye açıklaması olmalı. O zaman parti içindeki bölünme, hatta hakaretleşme, hoş olmayan tablo balon gibi söner. Herkes kucaklaşır, CHP’nin ne kadar demokratik bir parti olduğu bütün millete ve tabanına gösterilmiş olur.
Bu bilerek yapılmıyor. Yapılmamakla parti Anayasal meşruiyet çizgisinin de dışına çıkartılıyor. Böyle giderse yakında CHP tüzel kişilik olarak anayasa dışı, anayasa ilkelerine uymayan bir oluşum haline gelir. Çünkü kurultay yapmamakta direnen bir siyasi parti olamaz.”
YETKİ DEĞİL, VAZİFE
Kurultay için imzalar toplandığına göre kurultaya çağırma yetkisi Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nda. Aslında buna “yetki” değil, “görev” demek daha yerinde olur. Osman Paksüt, “Orada bir takdir hakkı yok. Yani ‘Delegeler imza toplar ve genel başkan uygun görürse kurultaya çağrı yapılır’ diye bir hüküm yok. O genel başkanın yerine getireceği şekli bir görevdir” diyor. 2024’te yürürlüğe giren tüzükte bunun böyle olmadığını hatırlattığımda konuyu şöyle açtı Paksüt:
“2024’te yürürlüğe giren CHP tüzüğü de butlanla yok sayılan yönetim tarafından değiştirilmişti. Ama yaptığı iş ve işlemler yok sayıldığı için daha sonra kabul edilen tüzük de geçersiz sayıldı. Tüzük olmaması galiba Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının işine geliyor. Çünkü tüzük gereği yapmaları gereken parti meclisinin yetkisinde olan işleri de sadece genel başkan kararıyla parti meclisini de devre dışı bırakarak yapmak gibi bir niyetleri olduğunu düşünüyorum.
Bunun işaretlerini de verdiler. Örneğin Merkez Yürütme Kurulu’nun (MYK) oluşması için Parti Meclisinin onayı gerekiyor. Hani nerede? Demek ki eski tüzüğü de uygulamıyor. Şu anda hukuki boşluk var. Dolayısıyla genel başkan bütün yetkileri kendinde toplamış, ‘Ben ne dersem olur’ tavrı içinde bu tamamen anayasa dışı bir adım.”
DÜZLÜĞE ÇIKABİLMEK İÇİN
Herkesin merak ettiği “CHP’de bundan sonra ne olur?” sorusunu ben de Paksüt’e sordum. Şunları anlattı:
“Hukuki mücadelelerle CHP’nin düzlüğe çıkabileceğini düşünmüyorum. Çünkü her hukuki adımın mutlaka yine hukukta bir itiraz süreci var. Bir yerde bunların kesinleşmesi lazım. Şimdi zaman buna uygun değil. Artık iş aciliyet kazandı. Seçim, zamanında bile
yapılacak olsa en fazla 22-23 ay kaldı demektir. Gününde yapılması demek Sayın Erdoğan’ın seçime girememesi demek olacağı için Meclis kararıyla mutlaka bir şekilde öne alınacak.
Şimdi öyle olunca demek ki seçime bir ya da bir buçuk yıl var. Her seferinde itirazlar, her seferinde yargı, yargı kararı, bir başka yargı kararı, bir başka süreçtir.
Böyle bir siyaset olmaz. Türk siyaseti yargı süreçlerinin içinde labirentlerde yolunu kaybettirip boğulacak. Yeni parti kurmakta şöyle bir tuzak var: Daha seçime girme yeterliliğini kazanamadan baskın seçim olursa ne olacak. Ama bunun da herhalde karşı tedbirlerini düşüneceklerdir
Hareket binadan, makam arabasından arınmalı. Bu bir demokrasi ve özgürlük hareketi olarak, arkasındaki rüzgarla ileri bakarak yürümeli. Çözüm bulunur. Yeter ki irade ve heyecan devam etsin.”