“Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, daha çok “Çerçeve Yasa” olarak biliniyor. “Çerçeve” sözcüğü, bir konunun veya belirli bir düşünce alanının sınırlarını, ana ilkelerini ortaya koyan, kapsamı belirli bir düzenlemeyi çağrıştırıyor.
Oysa söz konusu kanun, belirli bir çerçeve kanun niteliğinden çok, belirli koşulların gerçekleşmesine bağlı olarak uygulanacak hukuki sonuçları düzenliyor. Gelecekte başka düzenlemelerin yapılması olasılığını da içeren bu sürece, “Açık uçlu düzenleme” ya da “Kılavuz kanun” da denilebilir.
AKP ÖNCESİ 18, AKP DÖNEMİ 24 YIL
Devletimiz, terörü yıllar önce bitirdi. Geçmişte belli aralıklarla 8 kez “Pişmanlık Kanunu” süresi uzatıldı. Binlerce terörist bu yasadan yararlanmıştı. Teslim olandan çok, örgüte katılımlar o yıllarda fazla olduğu için teslimler örgütü fazla etkilemedi. Silahlı eylemlerin başlangıcı 1984 olarak kabul ediliyor.
2002 yılının sonunda, AKP’ye, “Terörsüz bir Türkiye” bırakılmıştı. Yani, terörle mücadelenin 18 yılı önceki, son 24 yılı ise AKP döneminde yapıldı. AKP döneminde ekonomik, sosyal kültürel adımların atılmasında geç kalınması süreci uzattı.
HÜKÜMLER İŞLETİLECEK
İşte, Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, yapılacakların ilk ayağıdır. Bu kapsamda silahların teslim edildiği ve örgütün fiilî varlığının sona erdiği güvenlik kurumlarınca saptanacak, bu durum Millî Güvenlik Kurulunca da doğrulanacak.
Kanununun soruşturma, kovuşturma ve infazın ertelenmesine ilişkin hükümleri ise bu saptamayı doğrulayan Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazetede yayımlanması koşuluyla uygulanacak. Bunun ardından kanunda öngörülen diğer koşulların gerçekleşmesi hâlinde soruşturma, kovuşturma ve infazın ertelenmesine ilişkin hükümler işletilebilecek. Dün, yapılan toplantıda bu konuda neler yapılabileceği, hangi adımın ne zaman atılacağı konuşuldu.
BU BİR AF MI?
Ceza ve Tevkifevleri eski Genel Müdürü, Yargıtay Onursal Üyesi Ali Suat Ertosun’a, “Buna dolaylı af denilip denilemeyeceğini sorduğunuzda yanıtı şöyle oluyor:
“Anayasa’nın 87’nci maddesi, genel ve özel af için TBMM üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunu öngörüyor. Anayasa Mahkemesi de bazı şartlı ve toplu infaz düzenlemelerini özel af niteliğinde değerlendirmişti. Buradaki düzenlemenin ise belirli suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesini, kesinleşmiş mahkûmiyetlerin infazının da belirli koşullarda ertelenmesini, bu koşulların gerçekleşmesi hâlinde kanunda öngörülen sonuçların doğmasını düzenlediği görülüyor.
Bu nedenle kamuoyunda ‘Dolaylı af’ şeklinde nitelendirilmesi anlaşılabilir olmakla birlikte, düzenlemenin teknik olarak af niteliğinde olup olmadığı ayrıca tartışılmalıdır.
MAĞDUR HAKLARI KORUNMALI
Bu Kanun’un genel veya özel af niteliğinde olduğu sonucuna varılması hâlinde, Anayasa’nın 87’nci maddesindeki beşte üç çoğunluk koşulu gündeme gelecek. Bu, 600 milletvekili üzerinden 360 milletvekiline karşılık geliyor.
Kamuoyunda bu Kanun’un ‘Dolaylı af’ olarak değerlendirilmesinin nedeni, koşullara uyulduğu ve erteleme süresinin sorunsuz tamamlanması halinde soruşturma ve kovuşturmalar bakımından kanunda öngörülen sonuçların doğması, mahkûmiyetler bakımından ise erteleme süresinin suç işlenmeksizin tamamlanması hâlinde cezaların infaz edilmiş sayılmasıdır.
Tabii, hükümlülerin cezalarını çekmemeleri mağdurlarda tepki doğuruyor, cezasızlık algısı yaratıyor, adalet duygularını zedeliyor, mağdur hakları yapılacak düzenlemelerle mutlaka korunmalı.”
CİN ŞİŞEDEN ÇIKTI
Bu kanundan sonra yenileri gelir mi? Artık cin şişeden çıktı. Tabii ki getirmek, hazmedilmesini, hatta topluma hazmettirilmesini isteyenler çıkacaktır. Ancak bunların niteliğine ve ne yönde olduklarına dikkatle bakılmalı. Görevde bulunduğu dönemde Devlet Üstün Hizmet Madalyası ila ödüllendirilen Ali Suat Ertosun, şu uyarıda bulunuyor:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerine, özellikle Anayasamızın ilk dört maddesine, ‘Eğitim ve öğrenim hakkı ve görevi’ başlıklı 42 ve ‘Türk vatandaşlığı’ başlıklı 66’ncı maddelere yönelik değişiklik önerilerine, düzenlemelerine karşı durulmalı. Aksine davranışların ülkemizi önce federasyona, sonra da bölünmeye götürme riski taşıyor. Özellikle kamusal alanda ana dil kullanımı, eğitim dili, resmî dil gibi konulara girilmemeli, ulus devlet yapımız korunmalı.”
ÖCALAN VE KAVALA’NIN DURUMU
Kanun, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçları kapsam dışında bırakıyor. Bölücü örgütün başı Abdullah Öcalan’ın bu kapsamdaki mahkûmiyetleri bakımından kanundan yararlanması mümkün olmayacağı belirtiliyor. Bugün Diyarbakır surlarına posteri asılan Öcalan’ın cezaevinde olacağına kim inanır? O, gönüllü olarak İmralı’da kalacak.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM)“Umut Hakkı” kararı var. Türkiye, AİHM kararlarını uygularsa, Öcalan ve benzer durumdaki PKK’lılar için de ayrı bir süreç işletilecek. Gezi Davası’ndan yıllardır cezaevinde tutulan Osman Kavala’nın durumu ne olacak. Ali Suat Ertosun şunları söyledi:
“Osman Kavala’nın Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’dan yararlanması söz konusu değil. Ancak Osman Kavala bakımından, AİHM’nin kesinleşmiş kararları ve bu kararların uygulanmasına ilişkin Türkiye’nin uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülükleri gereğince mevcut hukuki durumun giderilmesi ve tahliyesinin sağlanması gerektiğini özellikle belirtmek istiyorum.”
Teröristler sorgusuz-sualsiz serbest bırakılacakken Osman Kavala’nın tahliyesi için daha ne bekleniyor? Cezaevindeki kader mahkumlarının durumu ne zaman gündeme gelecek?