7 Ocak 1946’da Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan tarafından Demokrat Parti (DP) kurulur.
21 Temmuz 1946 seçimlerinde CHP 395, DP 64, bağımsızlar altı milletvekili çıkarır.
14 Mayıs 1950 seçimlerinde DP 408, CHP 69 milletvekili ile Meclis’e girer.
Çoğunluk, artık DP’dedir.
★★★
İsmet Paşa’nın CHP’si, 22 Mayıs 1950’de seçim sonuçlarını olgunlukla karşılayarak iktidarı DP’ye devreder.
İnönü’nün tutumuna, iftirayla karşılık verilir.
İstiklal Savaşı’nın Batı Cephesi Komutanı hakkında, “asker kaçağı” söylentisi yayılır.
Birinci ve İkinci İnönü zaferinin komutanı...
Atatürk’ün silah arkadaşı...
Lozan’da Türkiye’nin bağımsızlığını savunan devlet adamı...
“Asker kaçağı” diye karalanır.
DP gençlik kollarında siyaset yapan Hüsamettin Cindoruk, yıllar sonra bu karalamayı şöyle anlatır:
“O zamanlar biz İnönü’nün asker kaçağı olduğunu söylerdik ve de inanırlardı.”
Bu milletin bir bölümü de, Batı Cephesi Komutanı’nın asker kaçağı olduğu yalanına inanır.
Bu topraklarda Kurtuluş Savaşı’na komuta etmiş olmak bile, insanı iftiradan korumaya yetmez.
Cumhuriyet çok çekti, çok...
Cephede kazanılan zaferlerin, meydanlarda söylenen yalanlarla karalanmasından çok çekti...
★★★
22 Mayıs 1950’de Celal Bayar üçüncü Cumhurbaşkanı olarak seçilir.
Adnan Menderes Başbakan olur.
Menderes işe, ordunun üst kademelerinde büyük değişiklikler yapmakla başlar.
“6 Haziran 1950 Tasfiyesi”nde, üst rütbeli komutanlar toplu olarak emekli edilir.
Bu komutanların çoğu İstiklal Savaşı gazisidir, Atatürk’e bağlıdır.
★★★
25 Temmuz 1950’de Demokrat Parti hükümeti, Meclis’in onayını almadan Kore’ye 4.500 kişilik askerî birlik gönderme kararı alır.
18 Şubat 1952’de Türkiye, NATO üyesi olur.
DP’li Samet Ağaoğlu, “Kore’de bir avuç kan verdik ama büyük devletler arasına da katıldık” açıklamasını yapar.
★★★
DP Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin katıldığı ilk NATO toplantısında, Lizbon’da şöyle konuşur:
“Karşınızda, büyük bir istekle ve kayıtsız şartsız iş birliği zihniyetiyle hareket etmeyi ilke edinen bir Türkiye bulacaksınız.”
Menderes daha ileri gider.
Türk-Amerikan ilişkilerini “ölümsüz dostluk” olarak tanımlar.
ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles’in yanıtı ise hem gerçekçidir hem de kırıcıdır:
“Amerika’nın dostu yok, çıkarı vardır.”
★★★
Cumhuriyet’in aydınlanma meşalesi Köy Enstitülerinin içini önce CHP boşaltır.
Ardından DP, 27 Ocak 1954’te kapılarına kilit vurur.
Atatürk’ün düşlediği aydınlığı Anadolu’nun en uzak köylerine taşıyan o meşale, tam yanmadan söndürülür.
Cumhuriyet çok çekti, çok...
★★★
30 Haziran 1954...
Kırşehir, il olmaktan çıkarılıp ilçe yapıldı ve yeni kurulan Nevşehir’e bağlandı.
Çünkü 2 Mayıs 1954 seçimlerinde Kırşehir’deki beş milletvekilliğinin tamamını, Osman Bölükbaşı’nın genel başkanı olduğu Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) kazanmıştı.
İktidarın demokrasi anlayışında, sandıktan çıkan her tercih aynı değeri taşımadı...
Kendisine verilen oy “millî irade” sayıldı; başkasına verilen oy ise cezalandırılması gereken bir itaatsizlik...
★★★
Muhalefetteyken basın özgürlüğünü savunan DP, iktidarda eleştiriye tahammülünü kaybetti.
Özellikle, 1956’daki yasal değişikliklerle basın üzerindeki baskı ağırlaştı.
Gazeteci, halkın öğrenmesi gerekeni yazdıkça iktidarın öfkesiyle karşılaştı.
Oysa Cumhuriyet, yurttaşın söz hakkına dayanır.
Ama iktidar, o sözün yalnızca kendisini övmesini istiyordu.
Cumhuriyet çok çekti, çok...
★★★
4 Ağustos 1958’de Türkiye, dış borçlarını ödeyemez; borçların ertelenmesi yoluna gidilir.
Devalüasyonla dolar kuru 2,80 TL’den 9 TL’ye çıkarılır.
Türk lirası, dolar karşısında değerinin yaklaşık yüzde 69’unu kaybeder.
Ekonomik sıkıntılar büyürken, siyasi kutuplaşma da derinleşir.
DP, vatandaşları “Vatan Cephesi”ne katılmaya çağırır.
Katılanların isimleri devlet radyosundan okunur.
Bir partiye bağlılık, vatana bağlılıkla eş tutulur.
Cumhuriyet çok çekti çok...
Kendi yurttaşlarının birbirine karşı cephelere bölünmesinden de, kutuplaşmadan da çok çekti, çok...
★★★
Ve şimdi...
Butlan kararıyla gelen CHP yönetimi...
1950’de sandığın hükmüne saygı göstererek iktidarı devreden kurucu partinin bugün sürüklendiği içler acısı durum...
Atatürk’ün mirasına en ağır darbeyi vurmanın hazırlığında...
★★★
Bu millet çok çekti, çok...
Atatürk’e bağlılık yemini edip, yolunu terk edenlerden...
“Altı Ok”u yakasına takıp, kurucusunun mirasını çiğneyenlerden...
Atatürk maskesiyle dolaşıp, cüzdanını şişiren sözde aydınlardan...
Kahramanların fedakârlığını, çıkar uğruna hiçe sayanlardan...
Bu Cumhuriyet çok çekti, çok...
Ve en derin yaralarını, onu korumaya yemin edenlerden aldı.
“Hafif acılar konuşur ama derin acılar sessizdir,” der Seneca...