Son yıllarda kamu maliyesi yönetiminde dikkat çekici ve bir o kadar da endişe verici bir eğilim gözlemleniyor: Bütçe oyunları. Verilerin pembe gözlükle kamuoyuna sunulmasına alıştık. Ancak bütçe oyunları daha farklı bir nitelik arz ediyor.
Bütçe oyunlarının; mali disiplini sağlamak, kamuda israfı önlemek ya da yapısal bütçe açıklarını kalıcı olarak azaltmak gibi bir amacı ve fonksiyonu bulunmuyor. Yapılanların en önemli işlevi; bütçe verilerinin kağıt üzerinde daha şık gözükmesini sağlamak, harcamaların kamuoyundan gizlenmesine imkan vermek olarak öne çıkıyor. Böylece şeffaflık, hesap verilebilirlik ve bütçe hakkı yok ediliyor.
Seç beğen bütçe oyunları
Bütçede gerçeklikten kopuşa neden olan bütçe oyunları çeşit çeşit. Burada bir demet sunacağım:
Yükü başka kurumun sırtına yıkma: Kur korumalı mevduat örneğinde yaşadık. Bir kuruş bile yük getirmeyecek denilen ucube KKM sistemi nedeniyle ortaya çıkan trilyonluk yük Merkez Bankası’nın kucağına bırakıldı. Her yıl kâr edip bütçeye onlarca milyar vergi ve temettü katkısı yapan Merkez Bankası son üç yılda toplam 2.5 trilyon lira zarar açıkladı. Vergi rekortmenliğinden zarar rekortmenliğine giden süreç yaşandı. Bu zararın en önemli nedeni ise KKM yükü oldu. Eğer KKM yükü bütçede kalsa, Mehmet Şimşek sosyal medya paylaşımlarında bütçe açıklarının milli gelire oranını aşağı çektik cümleleri kuramayacaktı. Sanal gerçeklik nedeniyle bu cümleleri kurabiliyor.
Harcamalarda kontrolsüzlüğü hakim kılmak: Bütçe oyunlarının bir diğer ayağı harcamalarda ödeneklere takılmamak. Kamu bankalarına yapılan görevlendirme giderleri buna örnek. Daha önce “görev zararı” olan bu kalem artık daha az kulak tırmalayan “görevlendirme gideri” olarak isimlendiriliyor. Böylece zarar kelimesindeki olumsuz çağrışımdan kurtulunuyor ve kesenin ağzı açılıyor. “Ne kadar ödenek öngörüldü, ne kadar harcama yapıldı” diye sorabilene de cevap verebilene de helal olsun! İki kamu bankasına son yıllarda yapılan görev zararı ödemeleri kapakları açılmış barajlar gibi Hazine’nin içini boşaltan birer harcama kalemi olmaya başladılar. Ziraat Bankası’na 2021 yılında ödenen görev zararı 4.7 milyardı. 2025 sonunda 183 milyar liraya ulaştı. 2026 yılının ilk altı ayında yapılan ödeme ise 101 milyar lirayı aştı. Görev zararı muslukları açık ama çiftçinin, tarımın hali ortada. Gıda enflasyonu liginde sürekli ilk beşteyiz.
Benzer bir durum her yıl yüzlerce milyar liranın Gençlik ve Spor İl müdürlüklerine aktarılıp oradan harcanması, ücretsiz okul kitaplarının Sosyal Yardımlaşma Fonu’na aktarılan tutardan karşılanmasında da yaşanıyor. Kamu hizmeti için yapılacak harcamalar niye böyle kurumlar arasında takla attırılarak yapılır sizce?
Bütçede şeffaflığı yok etme: Bütçeden yapılan çok büyük tutarlı harcamalar “diğer” veya “sınıflandırmaya girmeyen” harcamalar kalemi arkasına gizleniyor. Böylece, daha önce bütçeden bir kuruş ödeme yapılmamış “diğer” ile başlayan bütçe kalemleri için yüz milyarlarca lira ödeme yapılıyor. Bu paralar ne için, kim için, nasıl harcandı? Göremiyor ve bilemiyoruz.
Giderin niteliğini değiştirme: Bu bütçe oyunları ile bütçedeki gider kalemlerinin kamuoyundaki algısı değiştirilmeye çalışılıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu’na yapılan “devlet katkısı” ödemeleri bütçeden çıkarılıyor. Artık bunlar SGK bütçe açıkları için yapılan ödemeye dönüşüyor. Böylece bir kalemde 1.5 trilyon liralık bir tutarın bütçedeki mahiyeti farklılaşıyor. Bütçenin %10’undan bahsediyoruz. Bu işlem bütçe açıklarını kapatmıyor ama iktidara emeklinin “Bakın bütçede açık yok, bize hakkımızı verin!” demesinin önüne geçmek için iyi mazeret hazırlıyor. Maliye Bakanı’nın SGK açıklarını kapamasaydık bütçe açığı bu kadar değil, şu kadar olurdu gibi bütçe güzellemeleri yapmasına imkan veriyor.
Gelir, harcama ve borçlanmayı bütçe dışına çıkarma: 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu kamunun gelir, gider ve borçlanması dahil bütçe süreçleri ve uygulamaları ile ilgili temel kanundur. Bu kanundaki süreçlere takılmak istemediğinizde gelir, gider ve borçlanmayı bütçe dışına alırsınız. Bu kapsamda, Türkiye Varlık Fonu, ikinci bir Maliye Bakanlığı, Hazine, Merkez Bankası, Özelleştirme İdaresi gibi çalışma yetki ve imkanlarına sahip. Sorumluluk ve hesap verilebilirliği ise neredeyse yok gibi. Dikensiz gül bahçesi. Sadece Türkiye Varlık Fonu değil, son dönemde sayısı artan bütçe dışı fonlar, döner sermaye uygulamaları da bütçede gözükmeyen pek çok gelir ve harcamanın birileri tarafından kolayca ve bazen hoyratça yapılabilmesine imkan vermektedir. Zaten sorgulanan Meclis denetimi iyice işlevsizleşmekte, bütçe hakkı rafa kalkmaktadır.
Harcamaları öteleme ve yatırımları erteleme: Son dönemde çok sık karşımıza çıkıyor. Bütçe ile ilgili verileri olumlu göstermek için hak ediş ödemeleri dahil pek çok ödeme sonraki aylara hatta bazen sonraki yıla kaydırılıyor. Yatırımlar erteleniyor. Çiftçiye verilecek destek ödemelerinin Tarım Kanunu’ndaki olması gereken oranı uygulamada sürekli düşüyor. Böylece, kısa vadede bütçe açıkları düşük gözüküyor.
Peki bütün bunlar neden yapılıyor?
Ekonomiyi yönetmeyenlerde “ekonominin nasıl göründüğünü yönetme”ye yönelik bir gayret var.
Oysa, bir harcamayı bütçe dışına taşımak, başka bir kamu kurumuna devretmek ya da farklı bir muhasebe sınıflandırmasına almak, ekonominin gerçek maliyetini ortadan kaldırmaz ancak merkezi yönetim bütçesinin bazı göstergelerini daha olumlu gösterebilir.
Bunun kısa vadede siyasi ve idari faydaları olabilir. Merkezi bütçe açığı daha düşük görünebilir. Harcamalar kamuoyundan bir süreliğine gizlenebilir. Ancak uzun vadede bunun bir bedeli vardır. Bütçenin, referans belge olma özelliği kalmaz. Parlamento denetimi zayıflar, mali tabloların karşılaştırılabilirliği bozulur ve kamuoyunun zayıflayan güveni iyice aşınır.
Mali disiplin, rakamların görünümünü değiştirerek değil, kamu maliyesinin gerçek yükünü şeffaf biçimde yöneterek sağlanabilir.