Bütçenin bereketi kaçtı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 5 Haziran Cuma günü 3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi’nde konuştu. Konuşmada öne çıkan ve manşetlere taşınan ifade “Faizin olduğu yerde bereket olmaz” cümlesi oldu. Bu cümlenin Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun 11 Haziran’da yapacağı toplantı öncesine rastlaması pek çok kişi tarafından “ikinci nas” diye yorumlandı. Ben konunun bütçe tarafındayım. Son dönemde trilyonlarca açık veren ve bereketi kaçan bütçedeki sorunun kaynağını öğrenmiş olmanın sevincini(!) yaşıyorum.

Bütçedeki faizin iki yüzü

Merkezi yönetim bütçesinin bereketini kaçıran faiz hem gider hem de gelir tarafında çalışıyor.

Son dönemde faiz ödemelerinin büyüklüğü bütçeye damgasını vuruyor. 2018 yılında 73.9 milyar olan faiz harcaması bu yıl bütçesine göre 2.7 trilyon liranın üzerinde olacak. Artış oranı %3.606. Aynı dönemdeki TÜFE artışının üç katından fazla artmış.

Faizle bereketi kaçan bütçede yatırıma, çiftçiye, sosyal yardımlara, emeklinin bayram ikramiyesine kaynak kalmıyor. Niye, çünkü vergilerimiz faize aktı ve akmaya devam ediyor. 2017 yılında her yüz liralık vergimizin 10.6 lirası faize giderken 2026 yılında bu oran 20 liraya dayanacak.

Faiz için 2.7 trilyon ayrılan 2026 bütçesinde yatırıma ayrılan kaynak sadece 1.3 trilyon lira. Yılın ilk dört ayında faiz harcama tutarı yatırımların 4.6 katı oldu. Bütçedeki yatırım harcaması tutarı 2019 yılına kadar faiz harcamasının üzerindeyken 2019 yılından itibaren artan bir trendle faiz harcaması yatırım harcamalarının da üzerine çıktı bu yıl ise katlayacak.

Çiftçiye yapılan destek ödemeleri de bereketsizlikten nasibini aldı. Tarım Kanunu’na göre çiftçiye yapılması gereken destek ödemesi tutarı 2024 yılında beşte birine kadar düştü.

2026 yılının ilk dört ayında çiftçiye yapılan tarımsal destek ödeme tutarı 88.5 milyar lira iken aynı dönemde faize yapılan ödeme 1 trilyon 133 milyar lira oldu.

İlk dört ay verilerine göre yatırım harcamalarının 4.6 katı, tarımsal desteğin neredeyse 13 katı faiz ödemesinin yapıldığı bir ekonomide gerçekten bereket kalmıyor. Sofralara et girmiyor. Taze sebze ve meyve ulaşamıyor.

Bütçeler gelir ve giderlerden oluşur. Gider kısmında faizin şahlanışa geçtiğini gördük. Aynı durum gelir kısmında da geçerli. Merkezi yönetim bütçesinin “Faiz Gelirleri” kalemi altında elde edilen tahsilat tutarı 2018 yılında sadece 6.9 milyar liraydı. 2025 sonunda ise 295.3 milyar liraya ulaştı. 2018’e göre bütçenin faiz geliri 43 kata yakın artmış. 2026 yılının ilk dört ayındaki faiz geliri 146.1 milyar lira. Aynı hızda giderse bu yılın sonundaki tutar 438 milyar liraya ulaşacak.

Bütçedeki faiz gelirleri; imamından öğretmenine tüm memurların maaşına, çiftçilerin destek ödemelerine, emeklinin bayram ikramiyesine ve milyonlarca muhtacın sosyal yardımlarına faiz bulaşmasına neden oldu; milyonların sofrasındaki bereketi kaçırdı. Bu bereketsizlik zehri yüzünden olsa gerek, ay sonunu bir türlü getiremiyoruz.

Merkez Bankası da faize çalıştı

Faize bütçeden yapılan ödemeler yetmedi. Son yıllarda Merkez Bankası da bereketsizlik değirmenine su taşıdı. Bu nedenle de tarihinde görülmemiş yüksek zararlara imza attı.

Merkez Bankası’nın zararında kur korumalı mevduat ve faiz ödemelerindeki artış belirleyici. Üç yıllık zarar toplamı 2.5 trilyon liranın üzerinde. Anlayacağınız faiz, sadece bütçeyi değil Merkez Bankası bilançosunu da bitirmiş.

Hangi faize karşıyız?

Yüksek faiz bir ekonomi için istenmeyen bir durumdur. Mevcut durumda pek çok sanayi işletmesi yüksek finansman giderleri nedeniyle çok büyük sıkıntılar içinde. İflaslar, konkordatolar yaşanıyor. Borsaya açık bazı şirketler bile çıkardıkları tahvillerin ödemesinde güçlüğe düştüler. Vatandaş yüksek faiz nedeniyle krediyle ev, araba alma şansını yitirdi. Çiftçi, ciddi borç ve faiz yükü altında. Pek çok işletme ise krediye erişim imkanına bile sahip değil. Tefecilere gün doğuyor.

Yüksek faizin kötü olduğu, tüm ekonomiyi olumsuz etkilediği, enflasyon ateşine benzin döktüğü ortada. Yüksek faizin kazananı bellidir. Sermaye sahibi, paradan para kazanan küçük bir kesim. Özetle, yüksek faizin olumsuz yönleri konusunda
hemfikiriz. Ülkeyi yönetenlerle hemfikir olmadığımız nokta ise faizi doğuran nedenler konusunda. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” tezinin Türkiye laboratuvarındaki olumsuz test sonuçlarını iliklerimize kadar yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz.

Bu noktada, faizle ve enflasyonla mücadele konusunda karar ve uygulama mevkiinde olanlara çok temel bir sorumuz var: “Hangi faize karşısınız?”

- 2026 bütçesindeki 2.7 trilyon liralık faiz harcamasına mı?

- Merkez Bankası’nın %37 politika faizine mi?

- Merkez Bankası’nın %40 borç verme faizine mi?

- Şayet erişmek mümkün olursa finansman maliyeti %70’ler civarına çıkan ticari kredi faizine mi?

- Vatandaşın borcunu ödeme geciktiğinde uygulanan yıllık %44.4 gecikme faizine mi?

- Devletin vatandaşa olan borcu için uygulanan %24 kanuni faize mi?

Yazarın Diğer Yazıları