Büyük umutlardan koca bir kaosa...

Milli takımın Dünya Kupası'na henüz grup aşamasında veda etmesi hepimiz için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Üstelik bu hayal kırıklığını daha da büyüten bir gerçek vardı: Türkiye grubu lider tamamlayabilseydi, turnuvada önü gerçekten açıktı. Ancak bunu başaramadığı gibi grubunu son sırada tamamlayarak yalnızca bir hafta içinde evine döndü.

Bu başarısızlığın tek bir sorumlusu yok. Faturayı üç başlık altında toplamak gerekiyor: TFF, Vincenzo Montella ve futbolcular.

Önce TFF...

Turnuva başlamadan yapılan organizasyon hataları eleştirilmeyi fazlasıyla hak ediyor. Kamp yerinin değiştirilmemesi ve futbolcuların Arizona'nın 40 dereceyi aşan sıcağında hazırlık yapmak zorunda bırakılması büyük bir planlama hatasıydı. Bunun yanında kamp ortamının yeterince izole edilmemesi, futbolcu aileleri ve federasyon yöneticilerinin kamp alanında bulunması da profesyonel bir turnuva hazırlığına yakışmadı. Dünya Kupası gibi organizasyonlarda futbolcuların tamamen futbola odaklanması gerekirken bunun sağlanamadığını gördük.

Montella cephesinde ise eleştirilecek çok daha fazla konu var. Yanlış kadro tercihleri, işler kötü giderken oyuna zamanında müdahale edememesi ve hatalarda ısrar etmesi takımın önünü tıkadı. Belki de en dikkat çeken noktalardan biri, formalite niteliğindeki ABD galibiyetinin adeta büyük bir başarı gibi sunulmasıydı. Oysa hazırlık maçlarının amacı moral depolamaktan çok eksikleri görmek ve gidermektir.

Gelelim futbolculara...

Bence en büyük eksik taktik değil, ruhtu. Daha önce Yeşil Burun Adaları örneğini vermiştim. Yaklaşık 530 bin nüfuslu bir ülke, İspanya ve Uruguay'ın bulunduğu zorlu gruptan çıkmayı başardı. Bunu yıldızlarla değil; disiplinle, sisteme bağlı kalarak ve en önemlisi sahadaki mücadele isteğiyle yaptı.

Biz ise bunların hiçbirini yeterince göremedik. Yetenek konusunda eksiğimiz yoktu ama mücadele konusunda ciddi eksiklerimiz vardı.

Turnuva sonrası Arda Güler'in söylediği "Ne deseler haklılar." sözü ise belki de en anlamlı açıklamaydı. Sorumluluktan kaçmayan bu yaklaşım, kaptanlık için gerekli karakteri de gösteriyor. Ben artık milli takımın merkezinin Hakan Çalhanoğlu'ndan Arda Güler'e geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Hem sahadaki futbolu hem de olgun tavırlarıyla bu sorumluluğu hak ettiğini gösteriyor.

Umarım bu turnuvadan doğru dersler çıkarılır, aynı hatalar tekrarlanmaz ve önümüzde bizi bekleyen son derece zorlu Uluslar Ligi'nde bu hayal kırıklığını telafi edecek bir milli takım izleriz.

Yazarın Diğer Yazıları