iyelim ki yaşadığın binada derin çatlaklar fark ediyorsun. Bir inşaat mühendisine gösteriyorsun ve binanın riskli olduğunu öğreniyorsun.
Hemen apartmandakileri uyarıyor, binanın güçlendirilmesi gerektiğini söylüyorsun. Ama herkes, "Yıllardır bir şey olmadı, abartıyorsun." diyerek seni ciddiye almıyor.
Aylar sonra meydana gelen depremde bina ağır hasar alıyor. O zaman herkes senin başından beri haklı olduğunu anlıyor.
İşte buna Cassandra etkisi deniyor.
Cassandra etkisi, bir kişinin gerçek ve önemli bilgileri ya da endişeleri dile getirmesine rağmen başkaları tarafından ciddiye alınmaması veya söylediklerine inanılmaması durumunu ifade ediyor.
***
Bu kavramın kökeni Yunan mitolojisindeki Cassandra'ya dayanıyor.
Hikâyeye göre Cassandra, geleceği doğru görme yeteneğine sahip bir kâhindir. Ancak aldığı lanet nedeniyle yaptığı hiçbir kehanete kimse inanmaz.
Bu yüzden günümüzde Cassandra etkisi, haklı olduğu hâlde sürekli göz ardı edilen, uyarıları ancak olaylar yaşandıktan sonra doğrulanan kişileri tanımlamak için kullanılıyor.
***
Bu kavramın kökeni Yunan mitolojisindeki Cassandra'ya dayanıyor.
Hikâyeye göre Cassandra geleceği doğru görme yeteneğine sahip bir kâhindir. Ancak aldığı lanet nedeniyle söylediği hiçbir kehanete kimse inanmaz.
Bu nedenle günümüzde "Cassandra etkisi" haklı olduğu hâlde sürekli göz ardı edilen kişileri tanımlamak için kullanılıyor.
***
Türkiye'de de toplumun bir kesimi adeta Cassandra etkisini yaşıyor. Gerçekleri görebilen, hissedebilen ve bunları dile getirmeye çalışan insanlar var. Ancak onların uyarıları bir türlü karşılık bulmuyor.
Ekonomik zorluklar, işsizlik, yüksek enflasyon, yolsuzluk, hukuksuzluk ve adaletsizlik... Bunlar, toplumun her kesiminde hissedilen derin yaralar.
Ancak bu sorunların nedenleri dile getirildiğinde ya da çözüm önerileri sunulduğunda, bazı insanlar söylenenleri dinlemiyor; ortaya konulan verilere ve kanıtlara rağmen ikna olmuyor. Sanki duvarlara konuşuyormuşsunuz gibi hiçbir şey karşı tarafa ulaşmıyor.
Uyarılar göz ardı ediliyor, tehlikeler ciddiye alınmıyor. Sanki toplum olarak, bir trajedi yaşanacağını biliyoruz ama kimse bunu kabullenmek istemiyor.
Çünkü ne söylenirse söylensin, değişen bir şey olmuyor.
Cassandra'nın laneti, bugün bizim de üzerimizde gibi. Görüyoruz, hissediyoruz, biliyoruz ama derdimizi kimseye anlatamıyoruz.
Hiç Merak Ettiniz mi?
Bazı deyimleri gündelik hayatta sıkça kullanırız ama neden öyle söylendiğini bilmeyiz. Mesela, birinin gözden düştüğünü ya da yerini başkasına bıraktığını anlatırken neden "pabucu dama atıldı" deriz?
Rivayete göre Osmanlı döneminde bir ayakkabıcı kusurlu mal sattığında, esnaf loncası yaptığı ayakkabıyı dükkânının damına atarmış. Bu, o ustanın işini iyi yapmadığını herkese ilan eden bir utanç işareti sayılırmış.
Zamanla "pabucu dama atılmak" deyimi de gözden düşmek, eski önemini kaybetmek veya yerini başkasına bırakmak anlamında kullanılmaya başlanmış.
Aynı şekilde, "Lamı cimi yok" sözünün ne anlama geldiğini ya da nereden geldiğini hiç düşündünüz mü?
"Lamı cimi yok" deyiminin kökeni kesin olarak bilinmese de Osmanlıcadan geldiği düşünülmekte.
Hikâyeye göre, eskiden kitap okunurken sayfa kenarlarına notlar alınırmış. O dönemlerde soru işareti henüz kullanılmadığından, anlaşılmayan bölümlere soru işareti koymak yerine kelimenin son harfi olan "lam", "cevap" yazmak yerine de kelimenin ilk harfi olan "cim" konurmuş.
Eğer metinde lam ve cim yoksa "bu metin gayet açık" veya "lafı uzatmaya gerek yok" anlamına gelirmiş.
Bu yüzden "Lamı cimi yok" deyimi, tartışma yok, itiraza yer yok anlamına geliyor.