Cildin genç kalması için sağlam bir bariyeri olması şart
Tıpkı bağırsaklarımızdaki gibi cilt için de güçlü bir bariyer gerekir. Çünkü geçirgenlik cildi iç ve dış etkenlere karşı korunmasız bırakır ve hızlı yaşlandırır. Cilde, longevity ile en çok böyle bakarım.
SÖZCÜ TV Genel Yayın Yönetmeni İpek Özbey, uzmanlık alanı biyokimya olan Dr. Ayşegül Çoruhlu ile sağlıklı uzun yaşamın (longevity) sırlarını konuşmaya devam ediyor… Dr. Ayşegül Çoruhlu, bu kez cildin, kemiklerin ve damarların longevity ilişkilerine değindi. İşte bu haftaki açıklamaları…
Nemi sürekli eklemek lâzım
Sızdıran cilt sıvanmalı. Ciltte kuruluk olduğunda ne kadar su içseniz de nemi yerine koyamayız. Bu durumda ne yapıyorum? Nemi içeride tutacak işte seramid molekülü alıyorum. Bir kolajen desteği alarak ona hammadde veriyorum. Gereken bölgelerimi güneşten iyi koruyorum. Uykuyla cilt güzelliği arasında paralellik var.
Uyumayınca gözaltlarınız bile morlaşır, fark edersiniz. Onun dışında aslında hani kremler vesaire de var ama bence kendi cildini bilmek gerekiyor. Mesela benimki ince… İnce olduğu için de incelik bariyerini azaltıyorum. Dolayısıyla benim nemi sürekli eklemem lazım bu su içerek, seramid ve kolajenle mümkün.
Niye benim gençliğimde olmayan kırışıklık şimdi var oluyor? Çünkü gençliğimde her
ay eskiyi gönderip yeniyi koyuyordu. Şimdi olmuyor. Çünkü yaşlılık eskiden kurtulma beceriksizliği ile yeniyi getirememek demek. Kemikte de o var…
Cildi genç tutan yağların yarısı seramiddir
Kırışıklık ince ciltte daha çabuk oluyor. Yağlı kalın ciltte esmerlerin kırışıklık çok görünmez ya da siyahiler o kadar da kolay yaşlanmıyorlar cümleleri kullanılır. Oradaki yağ dediğimiz şey hangi yağ? Yani şu pul pul olup olmamasını belirten yağ hangisi? Cilde ait yağ. Cildin yağı ne sorusunun cevabı cilt hücrelerinin yağlı zarlarının yarısı seramiddir. Yüzde ellisi seramiddir.
Cildin yağı odur. Özellikle en dış katmanı daha böyle esnek yapabilmek için cildin dışındaki keratin tabakanın keratinosit hücrelerinde o var. Meselenin temelini beslenmeler, stresler, genetik olsa da ‘bariyer’ konusu oluşturuyor. Gördüğün cilt dışarısı, dışarısının bariyeri yağ, yağ dediğin şeyin yarısı seramiddir.
Hem içten hem de dıştan korunması şart
Vücutta iç mukozal sistemimizde, ağızdan anüse kadar akciğerler dahil, mide bağırsak dahil bir iç sınırımız var. Dış sınırımızı da cilt oluşturuyor. Şimdi ‘longevity’den bağlarsak, benim cildimin beni dışarıya karşı koruması kadar bende olanı da içeride tutabilmesi, koruması benim için önemli… Cildin kendisinin o kadar iyi bir bariyer sisteminin olması lazım ki, ne vücudun cilde saldırması (onu yabancı anlayıp tıpkı sedef, egzama gibi otoimmün hastalıklarda olduğu gibi), ne de dışarıdan gelen işte deterjandan hava kirliliğine, güneş ışığına kadar herhangi bir şeyin onu çok kolay rahatsız etmiyor olması lazım.
Özetle iyi bir bariyer gerekiyor…
Aynı mesele bağırsakta da var
Cildimde ufak bir rahatsızlık varsa otoimmün hastalık olabilir veya alerjiye yatkınlık olabilir veya kuruluk, kızarıklık olabilir. Cildim bir bariyer olarak sorunluysa başka hangi bariyerlerim sorunlu olabilir? Mide bağırsak bariyerim sorunlu olabilir. Kan-beyin bariyerim sorunlu olabilir. Karaciğer de bunlardan biri. Mesela karaciğer yağlanması bir hücrenin içine giren yağ onu bozduğu için o da hücre için bir bariyer sorunu. Yani bariyerlerin elek gibi olmaması, uzun yaşamla beraber çok sağlam olması gerekir. Yani cilde longevity ile en çok böyle bakarım.
Hem immün hem fiziksel bariyer
Bence ciltteki mesele bağırsakta da vardır. Tıpkı bağırsaklar gibi cildin de bir bariyeri yoksa içten ve dıştan zarar görür. Bağırsaktaki ciltteki mesele kan beyin bariyerinde de vardır, orada eklemde de vardır ve bütün bu meseleler yaşlanma sürecini hızlandırır. Cildimiz bir immün bariyer, bir fiziksel bariyer. Dolayısıyla korunması bütün otoimmün hastalıklar ve dediğim gibi dışarıdan gelen enfeksiyonlarla ilgili. Bunlarda tedavi nedir? İmmünsüpresif. Yani burada vücudun kendine saldırmasını azaltan bir tedavi yapılır.
Pıhtılaşmaya karşı Omega 3
Damar sağlığı hepimizin konusu ama longevity bakımından şunlar yapılabilir. Eğer damar sağlığı ile ilgili ailede bir şey varsa, böyle biraz pıhtıya yatkınlık, dolaşım problemi falan varsa bunlar için doktorlarınız bir şeyler söyleyebilir. Balık yağları (Omega 3) kanı sulandırır diye bilinir. Eritrositlerin kolay kolay dolaşmasını sağlıyordu. Nattokinaz var, Japon fermente bir besinden elde edilen biyoteknolojik ürün. O da böyle düşük doz bile olsa uzun dönem hayatımızın parçası olduğunda, özellikle aile yatkınlığı varsa pıhtıya karşı elimizi güçlendiren bir şey.
Kemiklere erken yatırım şart
Her birimize, kadın ve erkek dahil, kemiklerimizin içi elek gibi olacak eninde sonunda...
Aile yatkınlığı onu öne getirebilir, yanlış yaşam şekli beslenme öne getirebilir. Ama korkunç olan şu: Neredeyse 20 yaşından sonra yavaş yavaş başlıyor hikaye…
Şu anda beton gibi olan iskeletin sünger gibi olmasını betona çeviren bir durum yok. Konu, o betonken süngerleşmeyi yavaşlatmak. O yüzden kas sarkması da (sarkopeni) önemlidir, kilomuz da önemlidir, bir sürü şey önemlidir ama bu kemik işine yatırımın çok önceden olması lazım. Bugün hemen!
Egzersiz yapacaksın, sağlıklı besleneceksin, en azından D vitaminini alıyor olacaksın. Yani “benim bir şeyim yok, bu D vitamini de 20’de kalsın” dediğinde, sen 15 sene sonraki o kemik yapım-yıkımında granit kemiği süngere götürme yoluna adım atmış olursun.
İş yatalak olmaya varıyor
Kimse osteoporozdan ölemez, ölümcül bir şey değil. Fakat osteoporoz yüzünden buradan ayağa kalkarken böyle kristal gibi kalça kırılabilir, bel kırılabilir; zaten hep onun sonrasındaki tedaviler ve yatalaklıklar konuyu uzatıyor. Şimdi longevity olarak uzun yaşayacağız ya, bizim bu uzun yaşamda kemiklerimizi korumamız lazım.
Osteoporozla nasıl başa çıkılır?
Hangi ilaç osteoporoza en iyi gelir, hangi beslenme en iyi gelir? Bunların hiçbiri şu söylediğimden daha iyi değil: Mekanik travma... Üstüne mekanik yük bindirmek. Tıpkı dar gelen ayakkabının 80 yaşındaki anneannenin topuğunda bile bir bombe çıkarması ve yeni kemik oluşturması gibi; kemik travmaya, yani dürtülmeye çok cevap verir. Ne yapıyor egzersizle? Her ne kadar kaslarını da söylese, kas da kemiği çektiği için orada bir gerginlik ve direnç yaratıyor. Ne yapıyor ağırlıkla? Yer çekimini daha da ağır üstüne biniyormuş gibi yapıyor ve kemikte bir travma oluyor.
En kolay ve ucuz güçlendirme yolu
Astronot uzaya gittiğinde orada kaldığı bir ayda 10 yıl kemikleri eriyor. Yer çekimi olmadığı, kemiğe yük binmediği için kemik o şekilde hızla eriyor. Şimdi onun yaptığı da üstüne yük bindirmeye çalışmak. Bu arada tuhaf bir yerden girmiş olacağım ama kilolularda da ortopedistler söyler; travma olabilir düşer eder ama osteoporozu bir tık daha zayıftan az görüyorlar. Ben onun da ağırlık taşıyan gövdeye yük olduğunu ve orada bir avantaj olduğunu düşünüyorum.
Kemikler için mesela ip atlamak lazım. Kemiğe darbe gelmesi gerekiyor. Günde 5 dakika akşam, 5 dakika sabah ip atlamak, onu sonra artırabilmek ne kadar güzel olur. Bir şey hissetmiyor olabiliriz ama bence ip atlamak en ucuz, en kolay, tembel işi bile olsa bir yere gitmeden yapılabilecek bir şey.