Her yıla bir isim verme sevdamız var biliyorsunuz.
Cumhuriyetin 100. yılı çerçevesinde 2023 yılını “Türkiye Yüzyılı” olarak ilan ettik.
2024 yılını “Emekliler Yılı”, 2025 yılını da “Aile Yılı” olarak açıkladık.
2026 yılına geldiğimizde ise daha ambalajlı bir sloganla yola çıktık ve Sayın Cumhurbaşkanı tarafından “Reform Yılı” ilan edildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Ocak 2026 tarihinde AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nda şöyle açıklamıştı:
“2026 senesi ülkemiz için bir reform yılı olacak. Türkiye Yüzyılı Reform Programı’nı Meclisimizin de desteğiyle hayata geçireceğiz.”
Ocak ayında katıldığım bazı programlarda gelen eleştirilere karşı aslında iyimser cümleler kurdum.
“24 senenin ardından mı aklınıza geldi reform yapmak?” eleştirilerinin bugün itibarıyla çok da anlamlı olmadığını söyledim. Gün bugünse, ülkemizin ali menfaatleri çerçevesinde bir reform yapılacaksa bugün yapılsın. “Dün neden yapılmadı?” sorusu biraz siyasetin konusu. O alanın dışında kalmayı tercih ediyorum.
Çünkü yapılacak o kadar çok iş, yapılacak o kadar çok reform var ki…
Bu nedenle ben de süreci müspet karşılamıştım. Elbette 2024 ve 2025 yıllarının “emekli” ve “aile yılı” ilan edilmesinin sonuçlarını gördüğümde bazı tereddütlerim de yok değildi. Ancak özellikle iktisadi alanda yapılması gereken çok ciddi düzenlemeler vardı.
Ve şimdi mayıs ayını ortaladık.
Temmuzda Meclis zaten tatile girecek ve 1 Ekim’e kadar kapalı olacak. Sonrasında da geriye sadece 3 ay kalıyor.
Peki şu ana kadar hangi alanda reform niteliğinde bir adım atıldı?
Hangi reform paketi Meclis Başkanlığı’na sunuldu?
Bütçe reformu…
Vergi reformu…
Sosyal güvenlik reformu…
Kamu personel reformu…
Şu ana kadar bu başlıklarda çerçevesi ortaya konulmuş ana veya tali düzenlemeleri içeren bir reform paketi duydunuz mu?
Bu konularda Cumhurbaşkanı’nın ilgili bakanlıklara mutlaka talimat verdiğini düşünüyorum. Ama bakanlıklar ne yapıyor, bunu da yurttaş olarak sormamız gerekmiyor mu?
Ben buradan söyleyeyim; bizim söylemlerimizin bir etkisi yoksa, zamanı geldiğinde Sayın Cumhurbaşkanı gerekli kişilere gerekli hesabı sorar.
Yeni Şafak grubunun doğrudan Sayın Bakanı ve politikalarını hedef alan açıklamalarına tek kelime etmeyip, TÜİK Başkanı görevden mi alındı yoksa süresi dolduğu için yerine yeni atama mı yapıldı tartışmalarına anında “hukuki haklarımız saklı kalmak kaydıyla” şerhi düşerek cevap yetiştiren Hazine ve Maliye Bakanlığı bence reformlara odaklansa ve Cumhurbaşkanının vizyonuna uygun hareket etse daha yerinde olur.
TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek vergi paketinde; gecikme faizi ve gecikme zammı üzerinden yüzde 39 tecil faizi alıp taksit süresini 72 aya çıkarıyoruz diye sahne almak, “reform yılı”nda biraz ironik duruyor.
Her OVP’de “vergi harcaması” diye tarif edilen indirim, istisna ve muafiyetleri azaltacağız denilip yeni istisnalar getirilmesi de reform yılında ayrıca enteresan.
Hazine ve Maliye Bakanlığı gerçekten çok kaliteli bir insan kaynağına sahip. Çok liyakatli, donanımlı bürokratları var.
Başta Bakan Yardımcısı İlhan Hatipoğlu…
Benim de müfettiş olarak görev yaptığım dönemde kurul başkanlığımızı yapmış, son derece kıymetli bir isim.
Yine Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atçı…
Ekibi ve müfettişleriyle çok önemli işler çıkarıyor.
Gelir İdaresi Başkanı Bekir Bayrakdar…
Çok önemli görevlerde bulundu. Rahmetli Adnan Ertürk’ün ardından koltuğun hakkını veren isimlerden biri.
Ve TÜİK Başkanlığı’na atanan Mehmet Arabacı…
Liyakati konusunda hiçbir bir tartışma yok. Yeni görevinde de kamuoyundaki TÜİK tartışmalarını sonlandırabilecek önemli bir bürokrat.
Ve burada isimlerini sayamadığım daha birçok değerli bürokrat…
Böylesine parlak bir kadroya sahip Hazine ve Maliye Bakanlığı neden 4,5 ay geçmesine rağmen mali alanda tek bir reform paketini ortaya koymadı ya da koyamadı?
Ortada Sayın Cumhurbaşkanı’nın net bir söylemi ve talimatı var.
Bakanlığın çok yüksek kalibreli bürokratları var.
Peki sorun nerede?
O zaman geriye tek bir seçenek kalıyor: Sayın Mehmet Şimşek.
2009-2015 yılları arasında bakanlığımızı yapmış Sayın Şimşek’e bireysel olarak her zaman sempati duydum. Görevine seçimlere kadar devam etmesi gerektiğini de düşünüyorum.
Bu nedenle, son dönemde eleştirileri pek hoş karşılamasa da politikalarına yönelik yaptığım eleştirilere de umarım aynı sempatiyle yaklaşır.
Buradan bir çağrı yapmak istiyorum. Ortalama 5 aylık bir yasama süreci var ve bu yıl lütfen kayıp yıl olmasın. Reform yılı kapsamında çalışmalar hızlansın ve kazanan ülkemiz olsun.