Davranış

Günlük konuşmalarda sık sık yinelenen “tutum ve davranış” deyişi, kişinin eylem yönelişini anlatır. Eskiden “Hal ve gidiş” bölümünde öğrencilerin durumu-duruşu değerlendirildi. Kişiliği yansıtan eylem biçimi olarak davranış, sahibinin niteliğini ortaya koyan özel bir göstergedir. Siyasal yaşamla devlet yaşamında, davranışa gereken özenin gösterildiğini savunmak güçtür. Yurttaşa yol gösterip devletle ilişkilerinde yardımcı olması gereken görevlilerin çoğu sert bakışları ve tutumlarıyla güçlük çıkarır. Çin atasözü “Gülmesini bilmeyen insan dükkân açmasın” ülkemizde öncelik alması gereken bir davranışı anlatır. Siyasal yaşamda yasama organına kadar uzanan sertlikler, kabalıklar, ilkellikler, davranış çirkinliklerinin kötü örnekleridir.

Verilen şeyden çok veriş biçiminin önemli olduğu, gülümsemenin sıcaklığının göz ardı edildiği, olumsuzlukları anlatma inceliğinin, anlayışla yaklaşma güzelliğinin yadsınma düzeyinde yaşandığı toplumumuz da erdem (fazilet)in yeterince düşünülmediği de bir gerçektir.

İnsan düşünce ve duygusunun sınırı yoktur. Ancak düşünceyle duygu, duyguyla da düşünce sınırlanabilir. Kendi güçlerine egemen olmak, insanın istenciyle başarabileceği bir olgudur. Ne var ki kolay değil, güçtür. İnsan her istediğini elde etmekten kaçınabilir. Her duygusunun etkisiyle davranmaktan uzak kalabilir. Her düşüncesinin gerçekleşmesini uygun bulmayabilir. Tüm olumlu ve olumsuz tutumları, aklın üstün gücüne dayanır.

Gözlerinizi yumarak, kulaklarınızı tıkayarak yaşayamazsınız. Gördükleriniz ve duyduklarınız sizi etkilemiyor, yüreğinizi titretmiyor, dilinizi döndürmüyorsa taşlaşmış sayılırsınız. Başkalarının derdini dert edinmeyen duyarsızların insanlık niteliği tartışılır. Bencillikle küçülüp alçalma bir insan için en kötü durumlardan biridir. Halk dilindeki “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” sözünün çağımız insanı için düşünülmesi Çok ağır bir karalamadır. Çevresiz insan, yalnız insandır. Yalnızlık, yaşam karanlığıdır. Topluma yararlı olmayan, toplumsal yaşama katkısı bulunmayan insanın varlık değeri yoktur.

Kişisel sorunların çözümünü öne alarak toplumsal görevlerimizi ertelemek ya da savsaklamak, uygarlık dışına düşmektir. Siyasal nedenlerle giderek kutuplaşan toplumumuzda insanlık ilişkilerinin bozulduğunu söylemekle üzüntü duyuyoruz. Ancak gerçekler gösteriyor ki karşıtlıklar, ayrımlar giderek artmaktadır. Parti ayrılığından kaynaklanan inanç ve soy ayrımı, insanlık dışı eylemlerle istenmeyen sonuçlara uzanmaktadır. Kavgacı, kavgalı bir topluma dönüşme sakıncası ortadadır. Uygar bir siyasal yarışma olması gereken particiliği düşmanlık yapanlar sorumludur.

Yazarın Diğer Yazıları