Son dönemde en çok duyduğunuz kelimelerden biri hiç kuşkusuz CAATSA olabilir.
Önce şu kelimenin açılımına bir bakalım. CAATSA, "Amerika'nın Düşmanlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası" anlamına gelen ABD'nin federal bir kanunudur.
Yasa, 2017 yılında Rusya, İran ve Kuzey Kore'ye yönelik olarak çıkarıldı. Temsilciler Meclisi'nde 419'a karşı 3, Senato'da ise 98'e karşı 2 oyla kabul edildi. Dönemin Başkanı Donald Trump tarafından 2 Ağustos 2017 tarihinde imzalanarak yürürlüğe girdi.
Trump, yasayı imzalasa da karşı olduğunu açıkça dile getirmişti. Hatta şu ifadeleri kullanmıştı:
"İran, Kuzey Kore ve Rusya'nın saldırgan ve istikrarsızlaştırıcı davranışlarını cezalandırmak ve caydırmak için sert önlemleri desteklesem de, bu yasa önemli ölçüde kusurludur."
Hikâye böyle başladı.
Peki konu nasıl oldu da Türkiye'ye geldi?
8 Aralık 2020'de ABD Temsilciler Meclisi, Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi satın alması nedeniyle NATO üyesi Türkiye'ye yaptırım uygulanmasını kabul etti.
Trump yönetimi, Başkan'ın tasarıyı veto edeceğini söylemişti. Trump, daha önce de Türkiye'ye yönelik yaptırımların uygulanmasını geciktirmek için girişimlerde bulunmuştu. Ancak 2020 başkanlık seçimlerini kaybetti.
14 Aralık 2020'de ise ABD, Türkiye'ye CAATSA yaptırımlarını resmen uygulamaya koydu.
Yaptırımlar; Savunma Sanayii Başkanlığına (SSB) yönelik tüm ABD ihracat lisanslarının ve yetkilendirmelerinin yasaklanmasını, dönemin SSB Başkanı Dr. İsmail Demir ile diğer bazı yetkililere yönelik mal varlığı dondurma ve vize kısıtlamalarını içeriyordu.
Bununla da kalmadı.
Türkiye, F-35 programından çıkarıldı. Yeni NATO teknolojik geliştirme projelerinde de önüne ciddi engeller konuldu.
Türkiye ise bu süreçte S-400 sistemlerini Rusya'ya iade etmedi, ancak aktif olarak da kullanmadı.
Buna karşılık hava savunma sanayisinde önemli adımlar attı. İHA, SİHA, tank, helikopter ve millî savaş uçağı projelerinde dikkat çeken bir ilerleme kaydedildi.
Ancak CAATSA yaptırımları sürekli önümüze konuldu.
F-16 modernizasyonu, F-35 programına dönüş, KAAN için motor temini gibi kritik başlıklarda ilerleme sağlanamazken, masaya her defasında S-400 konusu getirildi.
25 Eylül 2025'te Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD ziyareti sırasında da gündemin önemli maddelerinden biri yine bu yaptırımlardı.
Verilen sözlere rağmen yine somut bir sonuç çıkmadı.
Rahip Brunson meselesinde adım attık.
Trump'ın özel ricasıyla İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğine yönelik itirazlarımızdan vazgeçtik.
ABD'ye karşı uyguladığımız ilave gümrük vergilerini kaldırdık.
THY aracılığıyla Boeing ile büyük bir alım sözleşmesi imzaladık.
Ama yine olmadı.
Yasanın adı zaten her şeyi anlatıyor.
"Amerika'nın Düşmanlarına..."
Demek ki resmiyette hâlâ o kategorinin dışına çıkamamışız.
Aradan dokuz ay geçti.
Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi öncesinde yine bildik Trump açıklamalarını dinledik.
"Müjdeler" gelecekti.
Sonuç?
Laf kalabalığından başka hiçbir şey yoktu.
Erdoğan'ı her gördüğünde övgüler dizen Trump, İran konusunda dünya kamuoyu ile dalga geçtiği gibi, Gazze konusunda İsrail terörüne koşulsuz destek verdiği gibi, gümrük tarifelerini küresel bir manipülasyon aracına çevirdiği gibi, Türkiye konusunda da aynı tutumu sergiledi.
CAATSA gerçekten bu kadar önemli mi?
Elbette önemli.
Önemsiz olsaydı Türkiye yıllardır bu kadar diplomatik çaba göstermezdi.
ABD'nin, özelde ise Trump'ın, CAATSA konusunda Türkiye'ye karşı samimiyetsiz ve riyakar davrandığı çok açık.
Türkiye'nin attığı tüm iyi niyet adımlarına rağmen aynı karşılığı göremediği ortada.
ABD Senatosu'nun yapısı dikkate alındığında yaptırımların kısa vadede tamamen kaldırılması kolay görünmüyor.
Ancak burada gözden kaçırılan önemli bir ayrıntı var.
Kanun, ABD Başkanı'na geçici muafiyet (temporary waiver) yetkisi veriyor.
Başkan isterse 180 günlük bir muafiyet uygulayabiliyor.
İlk 180 günün sonunda aynı usulle bir 180 gün daha uzatabiliyor.
Daha da önemlisi, kanun ardışık 180 günlük uzatmalara da izin veriyor.
Yani Başkan, gerekli gerekçeyi ve raporu Kongre'ye sunarak bu muafiyeti teorik olarak süresiz şekilde yenileyebiliyor.
Peki bu yetki daha önce başka ülkeler için kullanıldı mı?
Evet.
En dikkat çekici örnek Hindistan.
Rusya'dan S-400 satın almasına rağmen Washington, Çin'e karşı geliştirdiği Hint-Pasifik stratejisini dikkate alarak Hindistan'a yaptırım uygulamamayı tercih etti.
Türkiye açısından da benzer bir yaklaşımın benimsenmesinin önünde hukuki bir engel bulunmuyor.
Dolayısıyla mesele hukuk değil.
Mesele siyasi irade.
Ortada ise Türkiye'nin diplomatik nezaketine karşılık aynı samimiyeti göstermeyen bir ABD yönetimi var.
Erdoğan'ı seversiniz ya da sevmezsiniz.
Bu ayrı bir tartışmadır.
Ama Trump ile kıyaslamak bile bu ülkeye ihanet olur.
Trump'ın Erdoğan'a yönelik övgülerine, Erdoğan'ın da ciddi anlamda itibar ettiğini sanmıyorum.
Bir kısım medya dışında toplumun böyle bir beklentisi de yok zaten.
Diplomatik ilişkiler elbette devam edecek.
Ancak kendisini dünyanın jandarması gören bir ülkeden gerçek anlamda dost olmayacağını da bir kez daha görmüş olduk.
Ve son bir not...
CAATSA kapsamında bizi kendi yasasında "Amerika'nın düşmanları" arasında gören bir ülkenin bayrak renklerini Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nde ışıklandırmak gerçekten gerekli miydi?
Eminim ki Fatih Sultan Mehmet bugün bu manzarayı görseydi, en az bizim kadar üzülürdü.