Ekonomi savunma sistemi

Dünya artık gerilimin değil, doğrudan savaşların konuşulduğu ve hayatın olağan akışında sanki rutin bir olaymış gibi algılandığı bir dönemi yaşıyor.

İsteyenin istediği ülkeye saldırabildiği, mantıklı olsun olmasın hiçbir hukukun karşılık bulmadığı; medeni duruşlarıyla örnek gösterilen ülkelerin ve liderlerin aslında çoğu zaman sadece bir ambalajdan ibaret olduğu gerçeği yüzümüze çarpıyor.

Artık sadece Orta Doğu’da değil, tüm dünyada kol gezen bu haydutluğun; çok da sorgulamadığımız, hatta zaman zaman sempatik gördüğümüz küresel entegrasyon nedeniyle büyük faturalar doğurduğunu yaşayarak görüyoruz.

Türkiye gibi stratejik konumu güçlü bir ülkenin, bu süreçte askerî savunma sistemine son dönemde daha fazla önem vermesini ve buna yönelmesini; eksikliklere rağmen kıymetli buluyorum.

Ancak savunma sanayine yönelik teknolojik hamleler ve harcamalar geometrik biçimde büyürken, yazının başlığında da yer verdiğim “ekonomi savunma sistemi” konusunda ne derece hazırlık yaptığımız sorusu ortada duruyor.

Her olumsuz gelişmede ekonomi yönetiminden istisnasız şekilde duyduğumuz bazı cümleler var. Ekonominin tüm gelişmelere karşı güçlü olduğu yönünde, içi doldurulmayan, genel ve yuvarlak ifadeler…

İran meselesi başladığında Bakan Şimşek’in açıklamasını hatırlayalım:
“Ekonomimize olası etkilerini tüm boyutlarıyla değerlendiriyoruz. Ekonomimiz güçlü makroekonomik temellere sahip olup şoklara karşı dirençlidir.”

Birçok açıklama da var ama ayrıca yer vermeye gerek yok. Aynı duyguyu taşıyan, farklı kelimelerle kurulmuş benzer cümleler…

(Özellikle Merkez Bankası Başkanı’nın paranın ne olduğu ve ne işe yaradığını anlattığı konuşmayı dinlemenizi öneririm. Yangının önünde poz veren itfaiye görevlisi gibi.)

Gerçekten durum böyle mi diye uzun uzun analiz yapmaya gerek yok sanırım, zekamızla oynamayalım artık.

Ekonomi yönetiminin birinci sınavı 19 Mart/İmamoğlu süreciydi, ikinci sınavı ise İran–ABD–İsrail savaşı. Her iki gelişmede de ekonomimizin ne kadar kırılgan olduğunu açıkça gördük.

Son 10 yılda bulduğumuz söylenen petrol ve doğalgaza rağmen enerji bağımlılığımızın hâlâ yüksek seviyede olması…

50 aydır yüzde 30’un üzerinde seyreden enflasyon karşısında, savaşın etkisiyle dezenflasyon söyleminin pratikte ne kadar sınırlı kaldığı…

Kur istikrarı adına rezervlerin hızla kullanılması ve kurla inatlaşan bir yaklaşım…

Cari açığın nispeten toparlanmışken, jeopolitik gelişmelerle yeniden riskli bir alana dönüşmesi…

Emekliye 1.000 TL bayram ikramiyesi için bütçede kaynak tartışması yapılırken, Eşel Mobil sistemi nedeniyle aylık yaklaşık 50 milyar TL’lik gelirden vazgeçilmesi ve buna rağmen motorinin 70 TL’leri aşması…

Tüm bunlar tabloyu net şekilde ortaya koyuyor.

Dolayısıyla gerçeklerle yüzleşmekten kaçınmaya gerek yok. Ekonomiyle ilgili olumlu cümleler kurduğumuzda ne vatandaş ne de uluslararası çevreler buna ikna oluyor. Önce durumu doğru tespit etmek, ardından çözüm üretmek gerekiyor.

Askerî anlamda savunma sistemimizin ne ölçüde yeterli olduğunu teknik olarak değerlendirmek benim alanım değil. Ancak ekonomi tarafında, ilk kriz anında verilen tepkiler bize şunu gösteriyor: Güçlü bir “ekonomik savunma sistemi” kurulmuş değil.

Rüzgârda savruluyor, fırtınada zorlanıyor, daha büyük dalgalar karşısında ne olacağını kestirmekte zorlanıyoruz.

Bu nedenle artık şu yaklaşımı geride bırakmalıyız:
“Her şey kontrol altında, gerekli tüm önlemler alınıyor.”

Gerçeklerle uyumlu, ayakları yere basan, şeffaf ve güven veren bir ekonomik çerçeveye ihtiyaç var. Orta vadeli program gibi rakam hedefleriyle çevrili bir metne ihtiyacımız yok.

Ekonominin kırılgan olduğunu kabul etmek zayıflık değil, aksine çözümün ilk adımıdır.

Enerjide dışa bağımlı olduğumuzu ifade etmek itibar kaybı yaratmaz. Birçok gelişmiş ülke de benzer durumu açıkça dile getiriyor.

Merkez Bankası’nın “döviz kuru hedefimiz yoktur” söylemi ile piyasa gerçekleri arasındaki bağın da daha güçlü kurulması gerekiyor. Kur hedefimiz var ama söylemeyiz söylemi daha samimi gerçekten.

Ve en önemlisi… Ekonomik savunma sisteminin temel unsuru güvendir.
Kuruma güven, ekonomi yönetimine güven, programa güven… Söylenen ile yapılan arasındaki tutarlılığa güven.

İkinci sınavda da zorlanan bir ekonomi yönetimi için bu bir uyarıdır.

Gerekli dersler çıkarılır ve bu savunma sistemi kurulursa, küresel riskler ne olursa olsun, en azından ekonomi üçüncü sınavına daha hazırlıklı girer.

Yazarın Diğer Yazıları