Enflasyonun bir türlü kırılmayan beli

Hafta başında yeni enflasyon verisi açıklandı.

TÜİK bile aylık enflasyonu yüzde 4,18 olarak duyurdu.
Dört aylık enflasyon yüzde 14,64’e çıktı.

Yılın daha ilk dört ayında asgari ücretlinin cebinden 4 bin 110 lira, en düşük emekli aylığından 2 bin 928 lira eridi.

Bu cümleyi bir daha düşünelim.

Daha yılın ortasına bile gelmedik.
Ama milyonlarca insanın maaşının önemli bir bölümü şimdiden buharlaştı.

Bir başka ifadeyle, yılın geri kalanına eksilmiş bir gelirle, artmış bir yükle, yıpranmış bir sabırla devam etmek zorundalar.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, enflasyondaki yükselişin “geçici” olduğunu söyledi.
İktidar bu kez de savaşı işaret etti.

Elbette savaşların, enerji fiyatlarının, küresel gelişmelerin ekonomiye etkisi olur.

Ama Türkiye’de enflasyon bugünün hikayesi değil.
Bu, yıllardır aynı cümlelerle ertelenen bir hayat pahalılığı hikayesi.

Ve tam da bu yüzden, hafızayı tazelemekte fayda var.

***

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ekonomi programı üçüncü yılını doldurmak üzere.
Göreve gelirken kurduğu cümle hafızalarda.
“Rasyonele dönmekten başka fırsatımız kalmadı.”

Bu cümle, yalnızca yeni bir ekonomi politikasının başlangıcı değildi.
Aynı zamanda yıllarca izlenen yanlış yolun da itirafıydı.

Elbette bedel ödeyen olmadı.

Yeni dönemde hedef belliydi: Enflasyonu düşürmek.
Daha doğrusu, yıllardır tekrar edilen o hedefe ulaşmak: Tek hane.

Ama aradan geçen zamanda tek değişen takvimdi.

Her sapmada yeni bir gerekçe bulundu.
Her bozulmada yeni bir umut tarihi verildi.

Kimi zaman kur denildi.
Kimi zaman küresel koşullar.
Kimi zaman salgın.
Kimi zaman fırsatçılar.
Sonrasında da savaş.

Ama marketteki etiket hiçbir gerekçeyi dinlemedi.
Kiralar hiçbir takvime uymadı.
Fatura hiçbir metne göre düşmedi.


***

Çünkü enflasyon sadece bir oran değildi.

Bir maaştan eksilen ekmekti.
Bir poşetten eksilen kiloydu.
Bir sofradan eksilen çeşitti.
Bir çocuğun beslenme çantasından eksilen peynirdi.


Bu yüzden de gelin biraz hafızayı tazeleyelim.

Aralık 2019’da Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2020’de tek haneli enflasyona ulaşacağız” dedi.
O gün enflasyon yüzde 11,84’tü.

Nisan 2021’de, “Enflasyonu yeniden tek haneli rakamlara düşürmekte kararlıyız” dedi.
Enflasyon yüzde 17,14’e yükselmişti.

Ekim 2021’de aynı kararlılık tekrarlandı.
Enflasyon yüzde 19,89 olmuştu.

Sonra 2022 geldi.
"Nas" politikasına geçilmişti.
“Enflasyon daha inecek” denildiğinde enflasyon çoktan yüzde 48,69’a çıkmıştı.
“Her geçen ay inişini göreceğiz” denildiğinde yüzde 55’e dayanmıştı.

Aynı yıl “enflasyonun boynu kırılacak” dendi.
Sonra “belini kırdık”.
Ardından “boynunu da belini de kırdık”.
Ama kırılan vatandaşın beli oldu.
Resmi enflasyon yüzde 85'i geçti.

***

Görevdeki ilk yılını doldururken Mehmet Şimşek umutluydu.
“Enflasyon çok hızlı düşecek” dedi.
O gün enflasyon yüzde 69,80’di.
Düşmedi.

Aralık 2025’te Şimşek "yepyeni" bir dönemin sinyalini verdi.
"Enflasyonun tek haneye düşeceği bir döneme giriyoruz" dedi.

2026’da rota güncellendi.
Bu kez hedef, enflasyonu yüzde 20’nin altına indirmekti.
O gün enflasyon yüzde 30,65'ti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise "Tek hane hedefimize kararlılıkla yürüyeceğimiz bir yıl olacak" diye kararlılığını vurgulamaya devam etti.
Yine olmadı.
Enflasyon yeniden yükselmeye başladı.

***

Kıssadan hisse...
Yıllardır değişmeyen bir cümlemiz var.
“Tek haneli enflasyon hedefimiz sürüyor.”
Ancak bugün geldiğimiz yerde, enflasyon hala o hedefin çok uzağında.

Üstelik o hedef konuşuldukça alım gücü biraz daha eriyor.
Emeklinin maaşı biraz daha küçülüyor.
Asgari ücret biraz daha asgari kalıyor.
Orta sınıf biraz daha kayboluyor.

Ekonomi yönetimi “program çalışıyor” diyor.
Peki kimin için çalışıyor?


Enflasyonla mücadele denilen şey, yalnızca ücretleri baskılamaksa…
Talebi soğutmak denilen şey, insanları pazardan, marketten, sofradan soğutmaksa...
Rasyonel politika denilen şey, yükü yine sabit gelirlinin omzuna bırakmaksa…
O zaman soruyu başka türlü sormak gerekiyor:
Bu program enflasyonu mu düşürüyor, yoksa vatandaşı mı?

Yazarın Diğer Yazıları