"Ünlüler ünlü olmanın bedelini ödüyor."
Her yeni güne bir uyuşturucu operasyonu haberiyle uyanırken, o operasyonları yöneten isim kurdu bu cümleyi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevine Akın Gürlek’ten sonra getirilen Fatih Dönmez…
Geçtiğimiz haftalarda muhabirlerle bir araya geldiği toplantıda, devam eden operasyonlara dair görüşünü böyle özetledi.
Evinden sabahın köründe alınmak…
Polis ya da jandarma eşliğinde uyuşturucu testine götürülmek…
Henüz adli bir karşılığı bile oluşmadan sonuçların iktidara yakın medyaya “düşmesi”…

Afişe olmak…
Projeler kaybetmek…
Ama sonunda ortada hiçbir yargı sonucu olmaması…
Bunların hepsi, başsavcıya göre, “ödenmesi gereken bedeldi.”

Yargılanmadan yargılanmak.
Hakim karşısına çıkmadan mahkum edilmek.
Terazisindeki denge şaşmış adaletin, en önemli koltuklarından birinde oturan biri söyleyince bunu…
İnsan ister istemez durup düşünüyor.
Ünlüler ünlü olmanın bedelini ödüyorsa…
Bu ülkede başka kim, neyin bedelini ödüyor acaba?

***

İlk akla gelen en “olağanlaştırılan” cevap.
Belediye başkanları mesela…
Seçilmenin bedelini ödüyor bu ülkede.

Sandıktan çıkmanın…

Halktan oy almanın…

Görünür olmanın bedelini.
Onlar da tıpkı ünlüler gibi…
Kapılarının ne zaman çalınacağını bilmeden yaşıyor.
O kaygıyla başlarını yastığa koyuyorlar.

Belki de bu ülkede…
Çete liderleri bile şafak vakti onlar kadar endişeli değil...
Siyasete girmenin bedeli…
Başarılı olmanın bedeli…
Halkın desteğini almanın bedeli…
Üstelik sadece kendileri değil…
Eşleri, kardeşleri, çocukları, anneleri, babaları, kayınbiraderleri, yeğenleri…
Bir siyasetçinin yakını olmanın bile bedeli var artık.

***

Yeni bir hayat için…
Okumak için…
Gelecek kurmak için başka şehirlere giden gencecik kadınlar…
Gülistan Doku.
Ondan 4 yıl sonra ölü bulunan en yakın arkadaşı Rojvelat Kızmaz.
Rabia Kabaiş.
Ya da polisin "Kızınız eylemlere katılıyor" telefonu sonrası babasının silahından çıkan kurşunla ölen ve yine "intihar etti" denilen İlayda Zorlu.
Veya Pınar Gültekin.
Emine Bulut.
Burada adını anamadığım daha nicesi...

Sadece yaşamak istiyorlardı.
Bu ülkede kadın olmanın bedelini ödediler.

***

Aileler...
Sabah öpüp koklayarak uyandırdığı, saçını tarayıp okula gönderdiği evladını…

Akşam morgdan teslim aldı.

Pamuklara sarıp sarmaladığı çocuğu…
Duyulmayan bir çığlığın içinde kayboldu.

Sofraya koyacağından vazgeçip çocuğuna ayakkabı alanların ülkesinde...
Çocuklar bu ülkede doğmanın bedelini ödedi.
Aileler...
Bu ülkede çocuk sahibi olmanın...

***

Ya da madenciler…
Milyonlarca insanın hayatta kalma mücadelesi verdiği bir kriz ortamında…
15 ayda sadece 2 maaş alabildi.
"Açız" diyerek 200 km yol yürüdüler.
Soma'dan sonra...
Bu kez Enerji Bakanlığı'nın önünde tekmelendiler.
Engellendiler.

Yaka paça gözaltına alındılar.

Önce açlık grevine başladılar…

Sesleri duyulmayınca bu kez sustular.

Ne de olsa "fıtrat"tı.
Madenci olmanın bedelini ödediler.

***

 

Don denildi, kuraklık denildi, okullar açıldı denildi, Ramazan denildi, savaş denildi…

Bir sebep hep bulundu.

Maaşlar açlığın altında kaldı.

Yoksulluk kalıcılaştı.

İmtiyazlıların vergileri silinirken, maaşların yarısı daha yatmadan vergi oldu uçtu.

Bakanlar, başkanlar manşetlerle kavga etti.

Cumhuriyet tarihinin en büyük bankalarının tepesindekiler canlı yayınlarda özür dilemek zorunda kaldı.

Ekonominin kitabını yazanlar, o kitabı okuyanları ortada bıraktı.

Hayatlar alt üst oldu.

Sabit gelirli…

Bu ülkenin vatandaşı olmanın bedelini ödedi.

  

***

Bu ülkede herkes bir şeyin bedelini ödüyor…
Ama kimse hesabını vermiyor.

O bedelin kime, neden kesildiğini kimse sormuyor.
Bedel var.

Hesap yok.

Bedel var.

Kural yok.

Bedel var.

Adalet yok.