Uluslararası kuruluş verilerine göre; Türkiye’de kişi başına ortalama kırmızı et tüketimi 16.6 kilogramdır. Bu miktar OECD ülkelerinde Türkiye’nin iki katından fazla olup 34.8 kilogram seviyesindedir. Ortalama kırmızı et tüketimi dünya ortalamasının da altında kalmaktadır. Oysa kırmızı et; özellikle büyüme çağındaki çocuklar, hamileler ve yaşlılar için hayati besin öğelerini karşılamak için gerekli bir gıdadır. Bu yönüyle, kırmızı et temel bir gıda maddesidir. Ama ülkemizde lüks oldu. Pek çok haneye doğru düzgün et giremiyor, girenlerin pek çoğuna da kilo ile değil gramla giriyor.
Son beş yılda et fiyatları TÜFE’nin çok üzerinde arttı
Ocak 2021-Mart 2026 döneminde TÜFE artış oranı %653 olarak gerçekleşti. Aynı dönemde et fiyatları ise %1.124 oranında arttı. Yani et fiyatlarındaki artış oranı genel enflasyonun %72 üzerinde oldu.
Et fiyatlarındaki bu artışı dizginleyebilmek için ithalat yoluna başvuruldu. Et ve Süt Kurumuna canlı hayvan ve et ithal etme yetkisi verildi. Fakat et fiyatları bir türlü düşmedi. Maalesef kırmızı ete, dolar bazında pek çok ülkeden daha yüksek bedel ödeyerek ulaşabiliyoruz. Daha doğrusu şanslı azınlık bir kesim ulaşabiliyor. Dünyanın en pahalı etini yiyen 14’üncü ülke konumundayız. Atina’da, Tokyo’da, Berlin’de yaşayanlar kırmızı ete Ankara’da, İstanbul’da, Adana’da yaşayan bizlerden daha ucuza erişebiliyorlar.
Et fiyatları uçarken Et ve Süt Kurumu’nun kârı da uçtu
Et ve Süt Kurumu’nun önceki adı Et ve Balık Kurumu idi. 1952 yılında kuruldu. Uzun bir geç-
mişe sahip.
Kurumun Ana Statüsünün 5’inci maddesinde temel amacı; “Hayvansal ürünler, et, süt ve balık piyasasında ekonomik gereklere uygun olarak, verimlilik ve kârlılık ilkeleri çerçevesinde, kamu yararını da gözeterek faaliyette bulunmak, sektörde tam rekabet koşullarının oluşmasına katkı sağlamaktır” şeklinde tanımlanmıştır.
Kurum, kurulduğu yıldan itibaren et kombinaları ve diğer tesisleri ile ülke hayvancılığının gelişimine büyük katkılarda bulundu. Ancak 1992 yılında Özelleştirme kapsamına alındı. Sahip olduğu 35 tesisin 19’u satıldı, 8’i devredildi. Elde sınırlı sayıda kombina kaldı. Bakıldı ki, hayvancılık tepe taklak gidiyor 2005 yılında özelleştirme kapsamından çıkarıldı. Et ve Balık Kurumu 2013 yılında Et ve Süt Kurumu oldu. Mevcut durumda 14 tesisle hizmet veriyor.
Et ve Süt Kurumunun; sahip olduğu kombina ve diğer tesisleri işletmenin yanında kırmızı et piyasasındaki dönemsel manipülatif fiyat artışlarını önlemek dengeli bir şekilde piyasa ihtiyacı nispetinde canlı hayvan ve et ithal etme tedbirlerine başvurma yetkisi de bulunmaktadır.
Özetle Et ve Süt Kurumu, ülkemizde kırmızı et fiyatlarındaki dalgalanmanın ve yüksek et fiyatlarının önüne geçmede kendisine görev verilmiş önemli bir kurumdur.
Peki, kırmızı et fiyatlarının TÜFE’nin çok üzerinde arttığı bir dönemde biz ne görüyoruz? Vergi rekortmeni bir Kurum.
Et ve Süt Kurumu 2018-2022 döneminde düşük seviyelerde zararlar etti. Ancak, 2023 yılında kâr etmeye başladı ve 2024 yılında Kurum tarihinde görülmemiş çok ciddi kâr rakamı açıkladı. 2024 yılı Kamu İşletmeleri Raporu’na göre 2024 yılı dönem kârı 14.3 milyar lira oldu. Öyle ki; kurumlar vergisi rekortmenleri listesinde 2024 yılında 4.3 milyar liralık vergi tutarı ile 15. sırada yer aldı. Hemen arkasında ise 4 milyar lira ile Türkiye’nin perakende devi BİM’i gördük. Et fiyatları uçarken, kamu yararı odaklı bir kurumun, kâr odaklı dev perakendecileri geride bırakması nasıl yorumlanabilir?
Bazılarınız “Ozan Hocam, sana da yaranılmıyor. Kurumu kâr etmesinin neresi kötü?” diyordur. Elbette; ticari faaliyette bulunan bir kurumun kâr etmesi doğaldır. Ancak, Et ve Süt Kurumu kâr amacıyla kurulmuş bir işletme değildir. Temel ve birincil görevinin, ülke hayvancılığına katkıda bulunmak ve et fiyatlarındaki manipülatif hareketleri engellemek olduğunu söylemek yanlış olmaz. Et fiyatlarının bu denli yüksek olduğu dönemlerde Kurumun yüksek kârlar edip vergi rekortmenliğinde üst sıralara yerleşmesi bu açıdan düşündürücü.
Martta gıda enflasyonunda dünya beşincisiyiz
Ülkeyi yönetenlerin ekonomik tercihleri, tarım ve hayvancılık politikaları, hatta kırmızı et konusundaki uygulamaları elbirliği ile Türkiye’nin gıda enflasyonunu körüklüyor. Çiftçi hak ettiği desteği alamıyor. Gübre, mazot, yem fiyatları başta olmak üzere tarımsal girdi maliyetleri hızla artıyor. Yeterli destek tutarını alamayan çiftçi sürekli borçlanmak zorunda kalıyor. Tüm bunların sonucunda gıda enflasyonunda dünyada zirveleri zorluyoruz.
Mart ayı itibarıyla en yüksek gıda enflasyonuna sahip ülkeler arasında Avrupa’da açık ara birinciyiz. Yıllık %32.36’lık gıda enflasyonu ile Avrupa birincisi olan Türkiye’yi yıllardır savaştaki Ukrayna yıllık %9.5’luk oranla izliyor. İkinci ile aramızdaki fark kapanamayacak kadar fazla.
Tüm dünyada ise Venezuela, Güney Sudan, İran ve Arjantin’in ardından beşin- cilik kürsüsünde
yer alıyoruz.