Türkiye'yi dünyanın sayılı finans merkezlerinden biri yapacaktık.
Londra'yla, New York'la, Frankfurt'la yarışacaktık.
Bunun için İstanbul'a devasa bir finans merkezi inşa ettik.
Milyarlarca liralık yatırım yaptık. Gökdelenler diktik. Ankara'daki finans bürokrasisini İstanbul'a taşıdık.
Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Merkez Bankası ve kamu bankaları...
Hepsini bir araya topladık.
Adına da İstanbul Finans Merkezi dedik.
Nisan 2023'te büyük törenlerle açılışını yaptık.
Peki amaç neydi?
Finansal kurumlar arasındaki koordinasyonu güçlendirmek, denetim mekanizmalarını daha etkin hale getirmek, sermaye piyasalarını derinleştirmek ve Türkiye'yi uluslararası yatırımcılar için güvenilir bir finans üssüne dönüştürmek.
Kâğıt üzerinde harika!
Gelgelelim...
Bugün Türkiye'nin gündeminde ne var?
Fon krizi!
Sermaye piyasalarında yaşanan tartışmalar, tasfiye edilen fonlar, yatırımcıların uğradığı zararlar, manipülasyon iddiaları, soruşturmalar...
Üstelik tartışmaların merkezinde, finans piyasalarını düzenlemek ve denetlemekle görevli Sermaye Piyasası Kurulu bulunuyor.
İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Biz İstanbul'a finans merkezi mi kurduk, yoksa finansal sorunları aynı adreste mi topladık?
Düşünün...
Sermaye piyasasını denetleyen kurum orada.
Bankaları denetleyen kurum orada.
Para politikasını yöneten kurum orada.
Kamu bankaları orada.
Yani finansal sistemin neredeyse bütün önemli aktörleri birbirine komşu.
Ama piyasada yaşanan sorunların zamanında tespit edilip edilmediği, kurumlar arasındaki bilgi paylaşımının ne ölçüde çalıştığı ve gerekli önlemlerin neden alınamadığı hâlâ tartışılıyor.
Demek ki kurumları aynı binaya, aynı caddeye, aynı finans merkezine taşımak yetmiyormuş.
Çünkü mesele kurumların birbirine kaç metre uzaklıkta olduğu değil, birbirinden ne kadar haberdar olduğuymuş!
Asıl mesele de burada.
Bir ülkede finans merkezi inşa etmekle finansal güven inşa etmek aynı şey değildir.
Birincisini parayla yaparsınız.
İkincisini hukukla, liyakatle, bağımsız denetimle ve hesap verebilirlikle.
Gökdelen dikmek kolaydır.
O gökdelenlerin içindeki kurumlara güven duyulmasını sağlamak zordur.
Bugün yaşanan fon tartışmalarını yalnızca birkaç şirketin, birkaç portföy yönetim kuruluşunun veya birkaç kişinin meselesi olarak görmek büyük hata olur.
Çünkü burada sorgulanması gereken, sistemin kendisidir.
SPK'nın gözetim ve denetim kapasitesi yeterli mi?
Riskler zamanında tespit edildi mi?
Edildiyse neden gerekli müdahaleler yapılmadı?
Edilmediyse milyarlarca liralık işlemlerin gerçekleştiği bir piyasada denetim mekanizması nasıl çalışıyor?
Daha önemlisi, aynı finans merkezinde bulunan kurumlar arasında gerçekten etkili bir koordinasyon var mı?
Bunlar siyasi değil, doğrudan ekonomik güvenlik sorularıdır.
Üstelik Türkiye yıllardır yabancı sermaye çekmeye çalışıyor.
Uluslararası yatırımcıları ülkemize davet ediyoruz.
Finans piyasalarımızın büyüklüğünü, teknolojik altyapımızı, stratejik konumumuzu anlatıyoruz.
Ama unutulan küçük bir ayrıntı var.
Uluslararası sermaye bir ülkeye gökdelenlerinin yüksekliğine bakarak gelmez. Hukukunun ve kurumlarının sağlamlığına bakarak gelir.
Londra'yı Londra yapan yalnızca finans bölgesindeki binalar değildir.
New York'u dünyanın finans merkezi yapan Manhattan'ın gökdelenleri değildir.
O şehirleri finans merkezi yapan, piyasaların işleyişine duyulan güven ve güçlü kurumsal yapılardır.
Biz ise önce binaları yaptık.
Kurumları taşıdık.
Tabelaları astık.
Ama şimdi dönüp aynı soruyu soruyoruz:
Denetim nerede?
İşin acı tarafı da bu zaten.
Türkiye'nin finans merkezi olma hayali yanlış değil.
Yanlış olan, finans merkezi olmayı bir inşaat projesinden ibaret sanmak.
Çünkü finans piyasalarında güven sarsıldığında, dünyanın en gösterişli binalarının bile hiçbir anlamı kalmaz.
Bugün yapılması gereken, İstanbul Finans Merkezi'nin kaç metrekare olduğunu, kaç kişiye istihdam sağladığını veya kaç katlı binalardan oluştuğunu anlatmak değil.
O binaların içindeki kurumların görevlerini ne kadar etkin yerine getirdiğini sorgulamaktır.
Ve gerektiğinde hesap sormaktır.
Sonuçta Ankara'dan İstanbul'a kurum taşımakla devletin denetim kapasitesi kendiliğinden artmıyor.
Binaların adresini değiştirmek, kurumların anlayışını değiştirmiyor.
Biz dünyanın finans merkezi olmayı hedefledik.
Ama bugün kendi sermaye piyasalarımızdaki güven tartışmalarını çözmeye çalışıyoruz.
Ne diyelim...
Finansın merkezini kurduk.
Keşke güvenin de merkezini kurabilseydik!