Dünyada yeni bir yatırım anlayışı giderek güçleniyor.

Adına Angel Investor, yani melek yatırımcı deniliyor.

Peki kim bu melek yatırımcılar?

Bir fikre, bir girişime, henüz yolun başındaki bir şirkete kendi parasıyla ortak olan insanlar.

Bankacı değiller. Kredi vermiyorlar. Faiz istemiyorlar.

Risk alıyorlar.

Çünkü bugün küçük bir atölyede, üniversite laboratuvarında veya evinin odasında çalışan bir gencin yarın milyarlarca dolarlık şirket kurabileceğini biliyorlar.

Google'ın ilk yıllarında Andy Bechtolsheim'ın yaptığı yatırım, bunun tarihteki en çarpıcı örneklerinden biri.

Henüz ortada bugünkü Google yokken 100 bin dolarlık bir çek yazmıştı.

Bugün dünyanın en değerli şirketlerinden birinden söz ediyoruz.

İşte melek yatırımcılığın mantığı bu.

Henüz kimsenin görmediği değeri, herkesten önce görebilmek!

*

Avrupa Melek Yatırımcılar Ağı'nın verilerine göre 2023 yılında Avrupa'daki melek yatırım hacmi yaklaşık 1,25 milyar avroya ulaştı.

Aynı yıl ABD'de bu tutar yaklaşık 18,6 milyar dolardı.

Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerde girişimcilik artık yalnızca gençlerin hayali değil, ciddi bir yatırım alanı.

Üstelik yatırımcı yalnızca para koymuyor.

Tecrübesini, çevresini, uluslararası bağlantılarını da girişimciyle paylaşıyor.

Peki Türkiye?

Bizde de melek yatırımcılık var.

Hatta 2013 yılından bu yana devlet tarafından desteklenen bir sistem mevcut.

Adı Bireysel Katılım Sermayesi Sistemi.

Vergi avantajları da oldukça dikkat çekici.

Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 82'nci maddesi kapsamında, gerekli şartları taşıyan lisanslı yatırımcılar, girişim şirketlerine yaptıkları uygun yatırımların yüzde 75'ini gelir vergisi matrahlarından indirebiliyor.

Belirli Ar-Ge ve yenilikçilik yatırımlarında bu oran yüzde 100'e kadar çıkıyor.

Dikkat edin!

Devlet, girişimciye sermaye sağlayan yatırımcıya önemli bir vergi avantajı sunuyor.

Ancak bu, yatırılan paranın doğrudan yüzde 75'inin devletten geri alınması anlamına gelmiyor. Vergiye tabi gelirden indirim sağlanıyor.

Yani mevzuatta teşvik var.

Peki uygulamada neden istediğimiz ölçekte bir yatırım ekosistemi oluşturamıyoruz?

Bence asıl tartışılması gereken mesele bu.

*

 Türkiye'nin hedefi yalnızca yatırım çekmek olmamalı. 

Bu konuyu uluslararası yatırım dünyasında faaliyet gösteren, Almanya ile Türkiye arasında güçlü iş bağlantıları bulunan melek yatırımcı Yeşim Çevik'e de sordum.

Avrupa pazarlarına açılma, girişimlerin uluslararası büyümesi ve yatırım ekosistemleri üzerine çalışmalar yürüten Çevik, melek yatırımcılığın yalnızca para koymaktan ibaret olmadığını vurguluyor.

Çevik'e göre asıl mesele, doğru potansiyeli zamanında fark etmek ve girişimcileri ihtiyaç duydukları kaynaklarla buluşturabilmek.

Almanya ile Türkiye arasındaki iş bağlantılarının Türk girişimciler için önemli fırsatlar sunduğunu belirten Çevik, şu değerlendirmeyi yapıyor:

 “Türkiye'nin hedefi yalnızca yatırım çekmek değil, dünya çapında büyüyen ve değer üreten şirketler ortaya çıkarmak olmalı. Bunun için sermayenin yanı sıra güven, şeffaflık, güçlü iş ağları, uluslararası pazarlara erişim ve etkili iş birlikleri gerekiyor.” 

Kaynak olarak ekle

Çevik, Türkiye'deki girişimlerin Avrupa sermayesine ulaşmasını ve uluslararası pazarlarda büyümesini stratejik bir fırsat olarak görüyor.

Kendisinin de ülkeler ve girişimcilik ekosistemleri arasında köprüler kurarak Türk girişimlerinin küresel fırsatlara erişimini kolaylaştırmayı hedeflediğini ifade ediyor.

Aslında Çevik'in söyledikleri, Türkiye'nin girişimcilik meselesindeki temel eksikliğine işaret ediyor.

Para kadar önemli bir başka unsur var.

Güven ve uluslararası bağlantılar!

*

Şimdi meselenin diğer tarafına bakalım.

Türkiye'de birikimi olan insan parasını nereye yatırıyor?

Gayrimenkule, altına, dövize, mevduata...

Elbette bunların hepsi meşru yatırım araçları.

Ancak bir ülkenin kalkınması için yalnızca mevcut servetin el değiştirmesi yetmez.

Yeni şirketlerin, yeni teknolojilerin, yeni markaların ortaya çıkması gerekir.

Bir tarafta fikri var ama sermayesi olmayan gençler...

Diğer tarafta sermayesi var ama yatırım yapacak güvenilir girişim arayan insanlar...

Bu ikisini buluşturamadığımızda yalnızca yatırım fırsatını değil, geleceğin şirketlerini de kaybediyoruz.

Üstelik mesele yalnızca vergi teşviki değil.

Hukuki güvence, öngörülebilir ekonomi, yatırımcının ortaklık haklarının korunması ve gerektiğinde yatırımından çıkabilmesi de en az teşvik kadar önemli.

Çünkü sermaye risk alır ama belirsizliği sevmez.

Türkiye'nin artık sadece yabancı sermayenin gelmesini bekleyen değil, kendi girişimcilerini dünya pazarlarına taşıyan bir yatırım kültürüne ihtiyacı var.

Unutmayalım.

Bir ülkenin gerçek zenginliği, yalnızca kasasındaki para değil, o parayla hangi fikirleri büyütebildiğidir.

Ve belki de bugün sormamız gereken soru şu:

Türkiye'de yeterince para mı yok, yoksa geleceğe yatırım yapacak güven mi?