Türkiye, fon soruşturmasını tartışıyor.
Piyasa manipülasyonu, tasfiye edilen yatırım fonları, birikimlerinin geleceğini bekleyen 455 bini aşkın yatırımcı...
Ancak yanıt bekleyen asıl sorular, şüphelilerin kim olduğundan çok daha önemli.
Bu işlemler yapılırken denetim mekanizması nasıl işledi?
Uyarılar değerlendirildi mi?
Kurumlar görevlerini yerine getirdi mi?
Köklü bir devletin denetim mekanizmaları nasıl etkisiz kalır?
★★★
Birikimini kaybeden insan yoksullaşır; ama kurumlara ve devlete güvenini kaybeden toplum çözülür.
Çürüme, önce toplumun diline yerleşir.
“Bir tanıdık bul.”
“İşini yürüt.”
“Herkes yapıyor, sen aptal mısın?”
Bu sözler çoğaldıkça hak, yerini ilişkiye; emek, yerini ayrıcalığa bırakır.
★★★
Kayırmacılık yaygınlaştıkça insanlar, çalışarak ve kurallara uyarak ilerleyebileceklerine olan inançlarını yitirir.
Kurumlarda başlayan bozulma, giderek gündelik hayatın alışkanlığına dönüşür.
En ağır kayıp, toplumun haksızlığa alışmasıdır.
Artık kazancın nasıl elde edildiği sorgulanmaz; yalnızca ne kadar kazanıldığı konuşulur.
Dürüstlük değersizleştirilir, kayırmacılık ödüllendirilir.
Emeğiyle yükselmeye çalışan geride kalır.
Saygısızlık cesaret, yüzsüzlük yiğitlik, çıkarcılık beceri sayılır.
Liyakat mı? Ara ki bulasın...
★★★
İngiliz tarihçi Lord Acton şöyle der:
“Güç yozlaştırma eğilimindedir; mutlak güç, mutlak biçimde yozlaştırır.”
Güç büyüdükçe itiraz edenler azalır; onaylayanlar çoğalır.
Hatalar, başarı diye sunulur.
Yetkiyi kullanan kişi, kendisine verilen görevi kendi hakkı ve ayrıcalığı olarak görmeye başlar.
Çünkü, denetlenen ve hesap veren sistem ortadan kalkmıştır.
Gücü sınırlayan kurumlar zayıfladıkça, yurttaşı koruyan güvenceler de etkisiz kalır.
★★★
Demokrasi ve hukukun üstünlüğü bu yüzden önemli...
Demokratik ülkelerde, “Kapsayıcı siyasi kurumlar” gelişir.
Demokratik olmayan ülkelerde, “Dışlayıcı kurumlar” kök salar.
Kapsayıcı siyasi kurumlar, siyasi gücün toplumun geniş kitlelerinin katılımıyla kullanılmasını sağlar.
Dışlayıcı politik kurumlarda ise güç dar bir çevrede toplanır. Ekonomik düzen bu çevrenin çıkarlarını koruyacak biçimde şekillenir.
Biri siyasi gücü toplumun geniş kesiminin katılımına açarken, diğeri dar bir çevrenin elinde toplar.
★★★
Kapsayıcılık, yalnızca sandık kurulması değildir.
İktidarın denetlenmesini, yargının bağımsızlığını, yurttaşların haklarının korunmasını ve farklı kesimlerin kararları etkileyebilmesini gerektirir.
Demokratik ülkelerde, seçim kazanmak kimseye hesap vermeden ülkeyi yönetme hakkı vermez.
Dışlayıcı politik kurumların kökleştiği düzende ise kamu kaynağı, iktidarın çevresinde dağıtılan bir ayrıcalığa dönüşebilir.
Rekabetin kapıları daralır.
Böylece siyasi güç ekonomik ayrıcalığı besler; ekonomik ayrıcalık da siyasi gücü korur.
★★★
Güney Kore ve Kuzey Kore aynı coğrafyada. Ama birinde refah ve özgürlük, diğerinde baskı ve yoksulluk var.
Japonya deprem coğrafyasında. Oysa depremlerde en fazla can ve mal kaybı Japonya’da değil.
Güney Kore ve Japonya’da hesap verme ve denetleme mekanizmaları işlerken, Kuzey Kore’de siyasi güç toplumun denetimine kapalıdır.
★★★
Yapılan araştırmalarda ortaya çıkan sonuç şudur:
Güç dar bir çevrede toplandığında, kararlar sorgulanmadan alındığında ve yönetenler hesap vermediğinde yolsuzluğun zemini genişler.
Yetkiyi elinde tutanlar denetimden uzaklaştıkça, kamu kaynaklarını kendi çıkarları için kullanma riski büyür.
Önce ayrıcalıklar çoğalır, ardından kurallar kişiye göre uygulanmaya başlar.
Sonunda devletin imkânları dar bir çevrenin kazancına, yanlışların bedeli ise toplumun yüküne dönüşür.
Aynı hak için başvuran iki insandan biri korunurken diğeri dışlanıyorsa, kamu yetkisi ayrıcalık dağıtmaya başlamıştır.
Hesap vermeyen güç, zamanla kendisini hukukun üzerinde görmeye başlar.
Ve hukukun üstünlüğü ağır yara alır.
★★★
Sosyolojinin önde gelen isimlerinden Robert K. Merton, toplumun yücelttiği başarı hedefleriyle bu hedeflere ulaşmanın meşru yolları arasındaki kopuşu inceler:
Zenginlik yüceltilirken onu elde etmenin meşru yolları önemsizleştiriliyorsa, gayrimeşru yolların çekiciliği artar.
İnsanın nasıl kazandığı unutulur; ne kadar kazandığı konuşulur.
Hileye beceri, kayırmacılığa dayanışma, ayrıcalığa başarı denmeye başlanır.
Bunun bedelini dürüst çalışanlar öder.
Emeğinin karşılığını göremeyen insanın yalnızca geliri azalmaz; yaşadığı topluma bağlılığı da yara alır.
“Çalışırsam ilerlerim” inancı sarsılır.
“Kurala uyarsam korunurum” düşüncesi zayıflar.
“Bu ülkede geleceğim var” umudu küçülür.
Çürümenin en ağır sonucu budur: Toplumun kendi geleceğine olan inancını tüketmesi...
Türkiye’den başka ülkelere yönelen beyin göçünün ardında, dünyayı görme merakı yok.
Umutları ve hayalleri tükenen gençlerin, geleceğe güvenle bakabilecekleri bir yaşam arayışı var.
★★★
Fon soruşturması, bu nedenle yalnızca mali bir dosya değildir.
Suçu işleyen kadar, görevini ihmal edenin sorumluluğu da büyüktür.
Asıl sorun, hesap vermeyen ve denetlenmeyen sistemdir.
Yolsuzluğun bedeli yalnızca kaybolan para değildir; dürüstlüğün toplum içindeki gücünün aşınmasıdır.
Çıkış yolu nedir?
Hesap veren ve denetlenen bir sistem.
Ve hukukun üstünlüğü...