Fon Krizinden Ekonomide Revizyon Çıkar mı?

Birçok televizyon yayınında söyledim.

Bu köşede de yazdım.

Ekonomi kurmaylarında artık kapsamlı bir revizyona ihtiyaç var.

Çünkü mevcut ekonomi yönetiminin görev süresi üç yılı geçti. Hatta bazı yöneticilerin önceki görevlerini de hesaba kattığımızda, çok daha uzun bir dönemden söz ediyoruz.

Yani artık kimse, “Biraz daha zaman verelim” diyemez.

Zaman verildi.
İmkân verildi.
Siyasi destek verildi.

Şimdi önümüzde sonuçlar var.

Sadece son haftalarda Türkiye'nin gündemine oturan fon krizinden bahsetmiyorum.

O zaten başlı başına ele alınması gereken devasa bir mesele.

Yüz binlerce yatırımcının tasarrufunu ilgilendiren, sermaye piyasalarına duyulan güveni sarsan ve bütün boyutlarıyla aydınlatılması gereken bir süreç.

Ama mesele yalnızca fonlar değil.

Enflasyon 57 aydır yüzde 30'un üzerinde.

Güven iklimi ciddi yara almış durumda.

Bütçeden devasa faiz ödemeleri yapılıyor.

İşçisinden memuruna…

Emeklisinden esnafına…

Sanayicisinden yatırımcısına…

Herkesin ortak bir derdi var:

Ekonomi.

*

Benim gördüğüm net bir manzara var.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomi yönetimine çok geniş bir hareket alanı verdi.

Güvendi.
Arkasında durdu.
Siyasi desteğini de çekmedi.

Halka karşı siyasi sorumluluk nihayetinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'da olmasına rağmen, ekonomi programının yürütülmesi konusunda yönetimin arkasında durdu.

Fakat bugün gelinen noktada artık şu sorunun sorulması gerekiyor:

Bu kadroyla devam edilebilir mi?

Çünkü bazı alanlarda denetim zafiyeti görüyoruz.

Bazı alanlarda ihmal iddiaları var.

Bazı gelişmeler ise çok daha ciddi soru işaretleri doğuruyor.

*

Özellikle fon krizi kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmayı dikkatle takip etmek gerekiyor.

Çünkü sermaye piyasası dediğimiz yapı tek bir kurumdan ibaret değil.

Borsa İstanbul var.
Takasbank var.
Merkezi Kayıt Kuruluşu var.
SPK var.
BDDK var.
MASAK var.
Merkez Bankası var.

Ve elbette bütün bu ekonomik mimarinin merkezinde Hazine ve Maliye Bakanlığı var.

Dolayısıyla meseleye yalnızca “SPK'da ne oldu?” diye bakmanın eksik kalacağını düşünüyorum.

Sorulması gereken daha büyük bir soru var:

Bu sistemin tamamında denetim ve gözetim mekanizmaları gerektiği gibi çalıştı mı?

Bunun cevabını da savcılık soruşturması ve ilgili kurumların incelemeleri ortaya çıkaracak.

*

Yaşanan bütün olayları ve ekonominin geldiği noktayı birlikte değerlendirdiğimde benim kanaatim açık:

Yeni bir kadroya ihtiyaç var.

Yeni bir programa ihtiyaç var.

Ve en önemlisi…

Yeni bir hikâyeye ihtiyaç var.

Çünkü ekonomi yalnızca faizden, dövizden, rezervden ve enflasyon rakamlarından ibaret değildir.

Ekonominin görünmeyen ama belki de en değerli sermayesi vardır:

Güven.

Rezerv biriktirebilirsiniz.

Yeni program açıklayabilirsiniz.

Sunumlar yapabilirsiniz.

Ama insanları ikna etmek güven kaybolduğunda giderek zorlaşır.

İşte tam da bu nedenle bazen ekonomi yönetimindeki değişiklik, yalnızca teknik bir kadro değişimi değildir.

Aynı zamanda topluma verilen bir mesajdır:

“Yeni bir sayfa açıyoruz.”

*

Önümüzde seçimler de var.

Peki Cumhurbaşkanı Erdoğan böyle bir adım atar mı?

Kısmi veya kapsamlı bir revizyona gider mi?

Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı dönemleri birlikte düşünüldüğünde uzun yıllardır ülkeyi yöneten Erdoğan'ın geçmiş siyasi pratiğinde, gerekli gördüğü dönemlerde kadro değişikliklerine gittiğini biliyoruz.

Dolayısıyla benim asıl merak ettiğim “değişiklik olur mu?” sorusundan ziyade zamanlaması.

Çünkü bizim gördüğümüz ekonomik tabloyu Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da yakından takip ettiği muhakkak.

Fon krizinin toplumda yarattığı rahatsızlığı…

Enflasyonu…
Hayat pahalılığını…
Faiz yükünü…
Yatırımcının güven sorununu…

Ve ekonomide biriken diğer sorunları.

*

Özellikle mağdur yatırımcıların ödemeleri yapıldıktan ve savcılık soruşturması belirli bir aşamaya geldikten sonra başka adımların da gündeme gelebileceğini düşünüyorum.

Ben de bu köşeden beklentimi bir kez daha kayda geçireyim:

Ekonomi kurmaylarında kapsamlı bir revizyona ihtiyaç var.

Üstelik bunun için herkesin mutlaka bir hata yapmış olması da gerekmiyor.

Bazen değişiklik cezalandırmak için yapılmaz.

Bazen güven tazelemek için yapılır.

Bazen yeni bir programa inanılması için yapılır.

Bazen de ülkeye yeni bir hikâye anlatabilmek için…

Varsa herhangi bir suistimal, onun adresi zaten idari tasarruf değildir.

Hukuktur.
Savcılıktır.
Mahkemedir.

Kim suç işlemişse hukuk önünde hesabını verir.

Benim bahsettiğim başka bir şey.

Ekonominin yeniden rehabilite edilmesi.

Güvenin yeniden tesis edilmesi.

Sermaye piyasalarının yeniden ayağa kaldırılması.

Ve topluma, “Buradan başka bir yola giriyoruz” mesajının verilmesi.

Herkes bugün meseleyi SPK özelinde tartışıyor olabilir.

Ben daha geniş bakıyorum.

Bence ekonominin bütününe yayılacak bir güven tazelenmesi Türkiye'ye iyi gelebilir.

Çünkü yeni bir hikâye anlatacaksanız…

Aynı cümlelerle anlatamazsınız.

Aynı yöntemlerle anlatamazsınız.

Ve bazen…

Aynı yüzlerle de anlatamazsınız.

Bugün yaşadığımız malum olay ilk bakışta şer gibi görünüyor olabilir.

Ama belki de yıllardır ertelenen bazı sorunlarla yüzleşmek için bir fırsattır.

Belki de hayırdır.

Yeter ki ders çıkarılsın.

Yeter ki gereği yapılsın.

Ve yeter ki bu defa gerçekten yeni bir sayfa açılsın.

Yazarın Diğer Yazıları