Gündemdeki tartışma: Yemen’e asker gönderilecek mi?

Suudi Arabistan, Yemen’de Husi saldırılarının yoğunlaşması üzerine Türkiye ve Pakistan Genelkurmay başkanlarını Mekke Ortak Savunma Antlaşması çerçevesinde acil toplantıya çağırdı. Suudi Arabistan’ın bazı askeri ihtiyaçlarının Türkiye tarafından karşılanabileceği açıklanmıştı. Geçen yılın kasım ayında yenilenen Savunma İş Birliği Antlaşması’na rağmen, ABD tarafı Suudilerin yardım isteğini reddetmişti.

Mekke Antlaşması devlet/hükümet başkanları tarafından imzalanmasına rağmen henüz içeriği açıklanmadı. Siyasette yer alan bazı askerlere konuyu sordum. İşte anlattıkları.

ASKER GÖNDERME YETKİSİ YOK

Zafer Partisi Milli Güvenlik Politikaları Başkanı emekli Albay Fikret Bayır, gelişmeleri yakından izliyor. Bayır SÖZCÜ’ye şunları söyledi:

“Türkiye için Mekke Antlaşması henüz resmiyet kazanmadı. TBMM’de onaylanmış olsa bile, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) yabancı bir ülkede kullanımı, Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca TBMM’den bir ‘Teskere çıkarılmasına’ bağlı. Hukuki işlemler tamamlanmadığı için, bir hükümet yetkilisinin inisiyatif alıp TSK’yı Yemen’e karşı kullanılması mümkün olmadığı gibi TSK’yı bölgeye sevk etme yetkisi de bulunmuyor.

İRAN’LA CEPHELEŞME

Türkiye hukuki işlemleri tamamlayıp Husilerle doğrudan çatışmaya girerse, karşısında sadece Yemen’deki bir silahlı grup olmayacak. Husiler, İran’la çok yakın askerî ve siyasi ilişkiye sahip ve İran desteği ile Yemen’de önemli bir bölgeyi kontrol ediyor. Husiler son operasyonlarla, Kızıldeniz ve Babülmendep üzerinde kontrol oluşturabiliyor.

Mekke Antlaşması nedeniyle, Türkiye’nin Yemen’le askeri angajmana girmesi, Türkiye-İran ilişkilerinde, belirsizliklerle dolu bir cepheleşme yaratabilir. İran’la karşı karşıya gelmek, arada yazılı bir ittifak antlaşması olmamasına rağmen, İsrail tarafında konumlanmak anlamına gelebilir.”

KANIN AKMASINA KARŞIYIZ

Sadece savunma sanayiinde iş birliği yapılması nedeniyle kolektif savunma antlaşması imzalanmasını “Akılcı bulmayan” Bayır şöyle devam etti:

“Mekke Antlaşması ile NATO üyesi Türkiye’nin özellikle Suudilerden alacağı ilave bir güvenlik katkısı bulunmuyor. Suudi güvenliği için TSK’nın aktif kullanımı, TSK’yı ‘Taşere etmek’ anlamına gelebilir. Parti olarak görüşümüz şudur: TSK sadece MİLLÎ savunma için görevlendirilmeli. Suudileri savunmak için, Mehmetçiğin 110 yıl sonra, yeniden Yemen çöllerinde görevlendirilmesi ve kanının akmasına karşıyız.”

YENİ PARTİ: DÜNYAYI ETKİLEYECEK

Yankı Bağcıoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı, Harekat Başkanlığı görevlerinde bulundu. Tümamiral rütbesiyle emekliye ayrıldı. Halen YENİ Parti’de siyaset yapan Bağcıoğlu, üç ülke arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Antlaşması’nın sonuçlarının ciddi olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Bağcıoğlu şunları söyledi:

“Suudi Arabistan’a yönelik Husi saldırıları, bölgemizde daha büyük bir çatışmaya yol açabilecek; enerji ve deniz ticareti üzerinden dünyayı da etkileyebilecek bir noktaya geldi. TBMM tatilde olsa da olağanüstü toplantıya çağrılmalı, anlaşmanın hükümleri, olası riskleri ve Türkiye’den beklenebilecek katkılar açıklanmalı.

TBMM BİLGİLENDİRİLMELİ

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan Genelkurmay başkanlarının Suudi Arabistan’a verilebilecek desteği görüşmek üzere toplantıya çağrılması, bu soruları daha da önemli hâle getiriyor. Tartışmayı yalnızca ‘Türkiye asker gönderecek mi?’ sorusuna sıkıştırmamalıyız. Hava savunması, erken uyarı, istihbarat, teknik destek ve savunma sanayii ürünleri de askerî desteğin farklı biçimleridir.

Anlaşma, NATO’nun 5. maddesi gibi anlatılarak ‘Türkiye bir saldırıda otomatik olarak çatışmaya girer’ algısı oluşturulursa daha sonra atılacak temkinli ve tutarlı adımlar bile uluslararası alanda Türkiye’nin taahhütlerini yerine getiremediği şeklinde yorumlanabilir. Bu, ülkemizin güvenilirliği açısından sorun yaratır. Süreç TBMM’nin bilgilendirilmesi ve onayıyla yürütülmeli.”

İYİ PARTİ: PAZARLIK KONUSU DEĞİL

İYİ Parti Genel İdare Kurulu üyesi ve Genel Başkan Başdanışmanı emekli Tümgeneral Rafet Kılıç, Yemen/Husiler–Suudi Arabistan meselesinin; hem Araplar arasındaki mezhepsel çatışmanın hem de Husiler ile İsrail arasındaki mücadelenin bir parçası olduğunu belirtti. Kılıç şunları söyledi:

“Mekke Antlaşması’nın içeriği açıklanmadan, TBMM’nin anayasal denetimi ve onay süreci işletilmeden Mehmetçik’in Yemen’de kullanılmasının gündeme getirilmesi kabul edilemez. Suudi Arabistan ve ABD istiyor diye Türk askeri savaşa sürülemez. Mehmetçik, başka ülkelerin güvenlik hesaplarının parçası değildir. Bu meselede Mehmetçik’in canı pazarlık konusu değildir.

YİNE BEDEL ÖDEMEYELİM

On binlerce şehit verdiğimiz Yemen, Türk milletinin gönlünde derin bir yaradır. Bugün Husiler, İsrail-ABD’ye ve savunmasını ABD’ye teslim etmiş Suudi Arabistan’a karşı ülkelerinin bağımsızlığı için mücadele verdiklerine inanıyor. Suudi Arabistan talep ediyor diye; onaylanmamış bir anlaşma gerekçe gösterilerek Yemen’e Türk askeri göndermek, Türk milletinin talebi değildir.”

Olası bir müdahale en çok ABD ve İsrail’in elini rahatlatabilir. Onların övgüsünü almak bile, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir işarettir. Atatürk’ün sözünü bir kez daha hatırlatıyoruz: Yurtta sulh, cihanda sulh.”

Saygı Öztürk bugün Diyarbakır Kitap Fuarı’nda Doğan Kitap standında okurlarıyla buluşacak.

Yazarın Diğer Yazıları