Hastalıkların kökeni bağırsaklarda
Bilimsel veriler; bağırsakların, depresyondan alerjilere otoimmün hastalıklardan migrene, ‘alzheimer’dan infertiliteye (kısırlık) uzanan çok geniş bir hastalık yelpazesinin merkezinde olduğunu artık net bir şekilde gösteriyor.
Bilimsel Nöralterapi ve Regülasyon Derneği (BNR) ile Uluslararası Nöralterapi Tıp Dernekleri Federasyonu (IFMANT) Başkanı, Biyofizik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve GETAT (Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp) Uzmanı Dr. Nazlıkul, “Duygusal Beyin–Bağırsak” kitabından sonra şimdi çok daha derin bir kitapla karşımızda: “Duygusal Beyin–Bağırsak II…
Hüseyin Nazlıkul, kitabında bağırsağı sindirim borusu olmaktan çıkarıp; bağışıklığın, ruh hâlinin, hormonların, hatta kişilik yapısının merkezine yerleştiren bir perspektif sunuyor… Kendisiyle bağırsak–beyin ilişkisini ve ağızdan başlayıp bağırsaklara kadar uzanan sinir ağı olan enterik sinir sistemini konuştuk…
Dr. Hüseyin Nazlıkul
Görevleri sadece sindirimle sınırlı değil
Bağırsaklar yalnızca yediğimizi sindiren bir boru sistemi değildir. Bugün elimizde çok güçlü bilimsel veriler var. Bağırsaklar, bağışıklık sistemimizin ana karargâhıdır. Hormon üretiminin merkez üslerinden biridir. Sinir sistemimizin en geniş periferik ağını (vücudu yöneten ağ) barındırır. Ve belki de en çarpıcısı, duygusal durumumuzun, stres yanıtlarımızın ve hatta kişilik rengimizin biyolojik zeminlerinden biridir. Yeni kitabımda ben artık sindirimi değil, yaşam fizyolojisini anlattım… Çünkü bağırsaklar; depresyondan anksiyeteye, alerjilerden otoimmün hastalıklara, migren ve fibromiyaljiden alzheimer’a, infertiliteden (kısırlık) kronik yorgunluk sendromuna kadar uzanan çok geniş bir hastalık spektrumunun merkezinde yer alıyor.
En büyük sinir ağına sahip
Bağırsaklarımızın duvarında yaklaşık 100 milyon sinir hücresinden oluşan, beyin dışındaki en büyük sinir ağı yer alır. Buna ‘enterik sinir sistemi’ diyoruz.
Bu yapı, yalnızca bir uzantı değil; fonksiyonel olarak bağımsız bir sinir sistemidir. Enterik sinir sisteminin en çarpıcı özelliği şudur: Omurilikten ayrıldığında bile çalışmaya devam eder. Yani yalnızca sinyal ileten bir kablo değildir; refleks üretir, çevresel değişkenlere göre karar verir, öğrenir, adaptasyon geliştirir. Kendi iç dengesini kurabilen bir biyolojik zekâdan söz ediyoruz. Ancak asıl devrimsel olan, beyinle kurduğu ilişkidir.
‘DUYGUSAL BEYNE’ DİKKAT!
“İkinci beyin” kavramı, bağırsakların sinirsel zenginliğini anlatmak için çok önemliydi. Enterik sinir sisteminin beyinden bağımsız çalışabildiğini, kendi reflekslerini üretebildiğini göstermesi açısından devrimsel bir kavramdır. Ama bana göre artık bu tanım yeterli değil... Çünkü bağırsaklar yalnızca “düşünen” bir ağ değildir.Bağırsaklar hisseden, hatırlayan ve duygulanımı yöneten bir merkezdir. Ben bu yüzden kitabımda özellikle “duygusal beyin” kavramını kullanıyorum. Çünkü bağırsak florası değiştiğinde, yalnız dışkı düzeni değil; ruh hâli, stres toleransı, korku eşiği, hatta sosyal davranış biçimleri değişir.
Travma bağışıklığı da etkiler
Mesele yalnız kimyasal da değildir. Bu yüzden biz klinikte çok net şunu görüyoruz:
- Uzun süreli yas yaşayan bir insanın bağırsağı değişiyor.
- Kronik korku yaşayan bir insanın florası değişiyor.
- Travma yaşayan bir insanın sindirimi, bağışıklığı ve iştahı değişiyor. Yani bağırsak yalnız beynin emrinde bir organ değil; duygusal yaşamın aktif bir taşıyıcısıdır. Bağırsak bozulduğunda yalnız sindirim bozulmaz;
- Duygusal dayanıklılık bozulur,
- Stres toleransı düşer,
- Anksiyete artar,
- Depresif zemin oluşur.
Kitabımda “ikinci beyin”den öte “duygusal beyin” dememin nedeni tam olarak budur.
Vücudun regülasyon merkezidir
Bağırsak bozulduğunda yalnızca sindirim bozulmaz. Çünkü bağırsak yalnız sindirim yapmaz.
- Uyku bozulur; çünkü melatonin ve serotonin metabolizması etkilenir.
- Duygular bozulur; çünkü stres yanıtı ve nörotransmitter (sinir hücreleri arasında bilgi akışını sağlayan kimyasal haberciler) dengesi değişir.
- Hafıza bozulur; çünkü inflamasyon ve mikrobiyal toksinler hipokampal (hafızayı etkiler) işlevleri etkiler.
- Bağışıklık çöker; çünkü bağışıklık hücrelerinin büyük kısmı bağırsak zemininde regüle edilir.
- Hormonal denge kayar; çünkü bağırsak, endokrin (hormonal) sistemin görünmez bir uzantısıdır.
Yani bağırsaktaki bir bozulma, aslında tüm organizmanın regülasyon mimarisinde bir kırılmadır.
Bu nedenle ben bağırsakları bir “organ” olarak ele almıyorum. Onu bir regülasyon merkezi olarak ele alıyorum. Çünkü bağırsak, bedenin yalnızca bir parçası değil; bedenin kendi kendini ayarlama, dengeleme ve onarma kapasitesinin merkez düğümlerinden biridir. Ve biz bağırsakları bu merkezî rolüyle görmeden, modern insanın hastalıklarını gerçekten anlayamayız.
İşte önerilerim
1 - Gıdayı değil, sindirimi önemseyin
Ne yediğiniz kadar, neyi hazmettiğiniz belirleyicidir. Yavaş yiyin, iyi çiğneyin.
2 - Mikrobiyotanızı besleyin
Lifli sebzeler, fermente gıdalar ve doğal besinler bağırsak ekosistemini onarır.
3 - Uykuyu tedavinin bir parçası kabul edin
Bağırsak, hormonlar ve bağışıklık sistemi en çok gece regüle olur.
4 - Şekeri ve ultra işlenmiş gıdaları azaltın
Sessiz inflamasyonun (intihaplanma), bağırsaklardaki iyi-kötü bakteri dengesindeki ve hormonal bozulmanın en güçlü tetikleyicisidir.
5 - Stresi bedende tutmayın
Bastırılan her duygu, otonom sinir sistemi üzerinden bağırsakta bozulma yaratır.
6 - Bozucu alanlar ve otonom sinir sistemi değerlendirilmelidir
Regülasyon sağlanmadan kalıcı iyilik hali oluşmaz.
7 - Bedeni bastırmayın, regüle edin
Regülasyon tıbbı belirtileri susturmaz; sistemi yeniden ayarlar.
8 - Vücudun asit-baz dengesini ihmal etmeyin
Vücudun asidik iç ortam, hücresel nefesi ve mitokondriyi bozar. Bu nedenle su içmek, dengeli beslenmek ve alkalili besinler tüketmek önemlidir.
9 - Sağlığı sadece hastalık yokluğu sanmayın
Sağlık; beden, beyin, bağırsak ve vicdanın uyumudur.
BAĞIRSAKLARIN GÜCÜ
Kronik hastalıklar tek bir organdan kaynaklanmaz
Bugün şunu çok net görüyoruz: Modern çağın pek çok hastalığı tek bir organın değil, regülasyon sistemlerinin çöküşüdür...
Bağırsaklar ise bu regülasyonun merkez düğüm noktalarından biridir.
Ezber bozan gerçek
Uzun yıllar tıpta şu ezber vardı: “Beyin bağırsakları yönetir.” Bugün artık biliyoruz ki bu ilişki tek yönlü değil; hatta ağırlık merkezi tersinedir.
Mevcut nörofizyolojik veriler, beyin–bağırsak eksenindeki bilginin yaklaşık % 90’ının bağırsaktan beyne doğru aktığını göstermektedir. Yani beynimiz çoğu zaman komut veren değil, dinleyen organdır.
Bu şu demektir: Bağırsaklarda oluşan her değişim – mikrobiyotadaki bir kayma, bağırsak duvarındaki bir inflamasyon gibi– doğrudan santral sinir sisteminin çalışma biçimini değiştirir.
Depresyonu beyinde aramak doğru değil
Bu nedenle bugün artık depresyonu yalnızca beyinde, alerjiyi yalnızca bağışıklıkta, anksiyeteyi yalnızca psikolojide aramak bilimsel olarak yetersizdir. Bu tabloların büyük bölümü, enterik sinir sistemi–mikrobiyota–bağışıklık–otonom sinir sistemi hattında şekillenen bir regülasyon bozukluğunun dışavurumudur.
Enterik sinir sistemi bu açıdan yalnızca “ikinci beyin” değildir. O, insanın iç dünyasını beyne taşıyan esas biyolojik anlatıcıdır. Ve biz onu anlamadan, insanı bütüncül olarak anlamamız mümkün değildir.