Hastane mi, hapishane mi?

Uluslararası kurumların verilerine göre Türkiye’de mayıs ayı itibarıyla 420 binin üzerinde kişi hapislerde, demir parmaklıklar ardında bulunuyor. Bunlar arasında azılı suçlular da var, haksız yere tutuklananlar da.

Türkiye 2002 yılından bu yana hapishane nüfusu en hızlı artan ülkeler arasında yer alıyor. Hapishane nüfusu oranı, hapishanede bulunan mahkum ve tutukluların toplam nüfusa bölünmesiyle bulunuyor. Ülkedeki yüz bin kişiden kaçının hapishanede olduğuna göre ülkeler sıralanıyor. Yayımlanan son uluslararası verilere göre Türkiye; 489 kişilik hapishane nüfusu ile dünyada onuncu, Avrupa’da birinci sırada yer alıyor.

Hapishane nüfusu açısından dünyadaki yerimizi daha iyi anlayabilmek için bilindik bazı ülkelerdeki 2026 yılı Mayıs ayına ilişkin verileri de paylaşayım:

2000 yılından 2026 yılına gelinen süreçte hapishanelerin nasıl tıka basa doldurulduğuna ilişkin veriler ise çok çarpıcı.

2000 yılında her yüz bin kişiden sadece 73’ü hapiste iken 2026 Mayıs ayına geldiğimizde bu oran %570 artışla 489 olmuştur. Her yıl onlarca milyar lira harcanarak hapishane kapasitesi 300 bin kişiye çıkarıldı. Ülkenin yüz milyarlarca lirası hastane, okul, yol, köprü yerine hapishanelere harcandı. Ama hapishanelerin kapasitesi yetersiz kalıyor.

Türkiye’nin hapishane nüfusu, zaman zaman yürürlüğe konulan aflara ve yüz binlerce kişinin adli kontrol veya denetimli serbestlikle hapishanelerden çıkarılmasına rağmen inanılmaz rakamlara ulaşmıştır. Değerli Gazeteci Saygı Öztürk daha 30 Nisan 2026 tarihli köşe yazısında çok önemli veriler paylaştı. Hapishanede yatanlar dışında, denetimli serbestlikten yararlanan sayısı 230 bin 600 kişi, adli kontrol uygulanan ise 124 bin 977 kişi. Anlayacağınız, özgürlüğü sınırlanmış hapishane nüfusundan daha fazla kişi söz konusu.

Ülkeyi yönetenlerin ya da yönetme iddiasında olanların, geçen 25 yılda nelerin yanlış yapıldığını ve ülkenin bu hale geldiğini analiz etmesi gerekirdi. ‘Adalet sistemi mi sorunludur? Değerler sistemimiz mi çöktü? Ekonomik sorunlar mı suçluluğu artırdı’ gibi soruların sorulması gerekmez mi?

Hastane yerine hapishane-okul yerine duruşma salonu

Hapishane nüfusunda 2000 yılındaki 100 bin kişide 73 kişi olan oranını koruyabilseydik hapishanelerdeki mahkum ve tutuklu sayısının bugün itibarıyla 63 bin kişi olması gerekirdi. Şu anda bu sayısı 420 bin. Aradaki fark 357 bin kişi. Yani 2000 yılındaki hapishane nüfus oranı korunsaydı şu anda hapiste olanların %85’i hapiste olmayacaktı. Bunun anlamı ne biliyor musunuz? Gerek hapishane yapımı gerekse hapishanelerin işletilmesi nedeniyle bütçeden yapılan harcamaların %85’inin boşa gittiğidir. Bu tutardaki bütçe kaynağı, okul, hastane, yol, köprü yapımına harcanabilirdi.

Boşa giden rakamı küçümsemeyin. Konuyu somutlaştırayım. Adalet Bakanlığı’nın son on yıla ait bütçe rakamlarını inceledim. Ortaya çıkan veri şu: Adalet Bakanlığı bütçesinin %40’ı Ceza ve İnfaz Kurumları’na gidiyor.

Adalet Bakanlığı’nın 2026 yılı bütçesi 389.5 milyar liradır. Bunun yaklaşık 160 milyar lirası Ceza ve İnfaz Kurumları’na gidiyor. Eğer hapishane nüfusu 2000 yılındaki oranlarda kalsaydı bu tutar 160 milyar lira değil sadece 25 milyar lira civarında olacaktı. Sadece 2026 yılı bütçesinde 135 milyar liralık bir tutar tasarruf edilmiş olacaktı.

Yılların kayıplarını üst üste koyduğunuzda, bütçeden her yıl yüz milyarlarca lira garanti ödemesi yapılan köprüler, otoyollar, hava alanları, hastaneler ve daha fazlası bir kuruş ödemeden Devletin öz kaynaklarıyla yapılabilirdi.

Tercihler; okuldan, hastaneden, kültür merkezlerinden değil; hapishanelerden, devasa duruşma salonlarından, adalet saraylarından olunca hem özgürlüğümüzden hem vergilerimizden oluyoruz.

Ülkenin kurucu önderi ülkeyi demir ağlarla çevirmişti. Şimdi ise demir parmaklıklar her yerde. Ama o bile yetmiyor. Sürekli yenileri için ihaleye çıkılıyor.

Bu veriler iç acıtıcıdır, can yakıcıdır. Suçların, kanun maddeleri değiştirerek, cezaları artırarak azaltılabileceği yanılgısına düşüldü. Ekonomik eşitsizliklerin, nepotizmin, kayırmacılığın arttığı; çalışmadan zengin olmanın, yetenek sahibi olmadan en üst makamlara gelmenin sıradanlaştığı toplumda değer yargıları erozyona uğradı. Kumarı yaygınlaştırma şartıyla özelleştirmeler yapıldı. Kumarın yasal olanı da yasa dışı olanı da aldı başını gitti. Adalette en önemli iki kriterin bağımsızlık ve tarafsızlık olduğu unutuldu.

Suç ve suçluyu artıran sistemi analiz etmeden, nedenlerini anlamadan, nerelerde nasıl yanlışlar yapıldığını tespit edip doğru politikalar uygulama niyet ve çabası ortaya koymadan hapishane yatak sayısını artırarak gelişmiş, müreffeh, adil bir toplum olamayız.

Yazarın Diğer Yazıları