Hem gaz yedik hem de ceza

Bugün yazımın konusu aslında ekonomiden uzak gibi görünse de anlatacaklarımın ekonomiden bağımsız düşünülmesi mümkün değildir.

Günlerden 24 Mayıs 2026 Pazar günü idi. Saat sabah 7 civarında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’nde idim. Malum, butlan kararından sonra her an partiye müdahale edilebilirdi. Özgür Özel zaten karardan sonraki her gün genel merkezde kalmaya başlamıştı. Sabah benim yukarıda olduğum bir esnada bir sürtüşme çıkmış olduğunu duyduk. Daha sonrasında bazı Parti Meclisi üyesi arkadaşlarım ve milletvekili arkadaşlarımla lobide oturmaya başladık. Zaten Genel Merkez’e tüm giriş ve çıkışlar tamamen kapatılmıştı.

Saatler öğlene doğru gelmeye başladığında hem lobideki televizyondan dışarıdaki gelişmeleri takip ediyor hem de yavaş yavaş sayısı artan güvenlik personelini gözlemliyorduk. Bir ara Murat Emir açıklama yaparak İçişleri Bakanı ile görüşüleceğini belirtti. O anda kendi aramızda bu açıklamayla birlikte polis müdahalesinin önüne geçileceğini düşündük. Saatler 13.30 civarında iken hava almak için parti meclisi üyesi diğer iki arkadaşımla bahçeye çıktık, yürüyüş yaptık, etrafı gözlemledik. Herhangi bir hareketlilik yoktu. Daha sonra birden yağmur bastırınca tekrar giriş alanındaki basına ayrılmış bölümün biraz daha aşağısında kalan alana geçip oturduk. Saat 14.20 civarında arkadaşımız sevgili Volkan Gültekin dışarı çıkıp hava almayı teklif etti. Ben de lavaboyu kullanıp geleceğimi söyledim. O esnada lavaboların olduğu koridordan bir ses geldiğini duydum. Çıkıp baktığımda bir büyüğümüzün içeri girdiler diye bağırdığını işittim. Her şey bir anda gelişti. Ve saniyeler içerisinde ortalık toz duman oldu. Gaz bombaları ve biber gazı her yeri adeta bir sis duvarı gibi kaplamıştı. Dakikalar içerisinde nefes almakta zorlanmaya başladığımı hissettim. O arada İstanbul Milletvekili arkadaşımızın yere yığıldığını gördüm. Dışarıdaki müdahalede ilk gaz direkt ona gelmişti. Hemen koluna girerek yangın merdivenlerinden pencere bulabileceğimiz üst katlara bir yere götürme fikri aklımıza geldi. Orada da durum farklı değildi. Neredeyse göz gözü görmüyordu. Dördüncü kata, parti meclisi toplantılarının yapıldığı alana çıktık. Arkadaşlarımızın bir kısmı burada idi. Durumu çok daha kötü olan arkadaşlarımızı gördük. Klima açarak gözlerimizi ve yüzümüzü serinleterek acıyı azaltmayı denedik.

Olmaz denilen her şeyin olabilirliğine şahit olduk

Vekil arkadaşımız biraz daha kendine geldikten sonra başka bir alana geçerek diğer arkadaşlarımıza yer açtık. Daha sonrasında emniyet kuvvetleri aynı yangın merdiveninde alan açarak tahliye işlemlerini başlattı. Önce kadın ve genç arkadaşlarımız koridor halinde inmeye başladılar. Daha sonrasında bizleri indirdiler. Bahçeye çıktığımda olayın vahametinin büyüklüğünü anlamaya başlamıştım. Her yer toz dumandı, camlar patlamış, her yer dağılmıştı. Basın emekçisi arkadaşlarımızın bazılarının yayına bağlanırken öksürmekten konuşamadıklarına şahit oldum. Birçok arkadaşımız hâlâ şoktaydı. Durumu kabullenmek mümkün değildi. Türkiye’nin kurucu partisine, Cumhuriyet Halk Partisi’ne plastik mermiler, gaz bombaları ile girilmişti. Artık olmaz denilen neredeyse her şeyin olabilirliğine şahit oluyorduk.

Sonra yürüyüş başladı ve Meclis parkına doğru yürüyüşe geçildi. Her yerden katılım artarak kortej büyüyordu. Her şey bittikten sonra aracımı almak için Genel Merkez yakınındaki park ettiğim yere geldim ve aracımın yerinde olmadığını gördüm. Sonra mailime gelen “genel güvenlik gerekçesiyle” aracımın bir yediemin otoparkına çekildiğini okudum. Akşamın o saatinde ilgili otoparka ulaştım. Aracımı almak için otopark ve çekici ücreti olarak 2.220 lira ödeme yaptım. Ceza yoktu çünkü cezayı gerektirecek bir park yasağının olduğu yerde değildi aracım. Sordum görevli memura; trafik kurallarına aykırı bir yere park etmedim. Ve aracım hiçbir uyarı ya da ihtarda bulunulmadan çekildi. Neden ödeyeyim bu parayı diye. Ama bir cevap alamadım. İlgili ödemeyi yaparak aracımı otoparktan çıkardım. Yani anlayacağınız bir yurttaş olarak cezalandırılmıştım.

Yerli yatırımcıyı da tutamazsınız

Latife bir kenara; biz gaz da yeriz ceza da ama çok daha mühim olan özellikle her gün fakirleşen, alım gücü düşen bu halkın sorunlarının çözümü için hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, mülkiyet güvenliği gibi temel ve vazgeçilemez yapısal reformların hayata geçirilmesidir. Maalesef pazar günü yaşanan bu tablo Türk demokrasisi ve Türk siyasi tarihinin en kara günlerinden biri olmuştur. Bu görüntülerin olduğu bir coğrafyaya bırakın yabancı yatırımcı gelmesini, yerli yatırımcıyı da burada tutamazsınız.

Son cümle olarak şunu söylemek isterim. Umut hep var olmalıdır. Bir halk türküsünde Aşık Hüseyin’in dediği gibi:

Hüseyin beyhude ah etme naçar,

Bir kapı örterse birini açar,

Buna dünya derler hepisi geçer,

Hangi günü gördün ki akşam olmamış,

Hangi günü gördün ki sabah olmamış...

Yazarın Diğer Yazıları