Türkiye şu anda adeta okyanus ortasında dümeni kilitlenmiş bir yolcu gemisi gibi yalpalıyor. Yolcuların büyük çoğunluğu yokluk ve yoksulluğun getirdiği dayanılmaz sıkıntıdayken, geminin kaptanı ve yardımcıları devamlı La Fontaine’den masallar anlatıyorlar. Gerçekte ülke sadece ekonomik sorunlarla değil, demokrasi, özgürlük, eşit yurttaşlık, eğitim, yargı ve sağlık gibi sorunlar yumağıyla da boğuşuyor. Ortadoğu, kan gölü, yarın ne olacağı belli olmayan bir yöne doğru savruluyor. Dışarıda bunlar, içeride sorunlar yumak haline gelmişken, bizim bir ve beraber olacağımız yerde bizler, iktidar ve ana muhalefet savaşları ile gerildikçe geriliyoruz.
Tüm bunların dışında, ülkem insanının geleceği için son derece önemli olan “ SAĞLIK” konusu gümbürtüye gidiyor. Hiç kimse bu konuda nelerin yetersiz olduğu, sağlık konusunda kamu hastanelerinde hem hekimlerin hem de halkın ne çileler çektiği asla gündeme gelmiyor, getirilmiyor. Evet, hem hekimler, hem de yurttaşın feryatlarına kulaklar tıkalı. Kamu hastaneleri başta hekimler ve bazı yardımcı hizmetler olmak üzere boşalıyor. Bu şekilde devam ederse yakında kamu hastaneleri, hekim ve personel yetersizliğinden hizmet veremeyecek duruma gelebilir. Geçmişte, ülke ekonomisinin sıkıntılı olmadığı dönemde orta sınıf özel hastanelere gidebiliyordu. Şimdi orta sınıf kalmadığı için o kesimlerde artık kamu hastaneleri kapılarına dayanınca, büyük yığılmalar başladı. Bir yandan bu yığılmalar yaşanırken, diğer yandan ekonomik nedenlerle hekim istifaları olunca, işin içinden çıkılmaz hale geldi.
Gazetemiz Sözcü’de,
CHP Milletvekili Sayın Oğuz Kaan Salıcı, ülkenin gerçek bir yarasına parmak basıyor ve bir vatandaşa bir kamu hastanesinde anjiyo için 15 Nisan 2027 tarihine randevu verildiğini dile getiriyor. Sayın Salıcı’nın dile getirdiği bu durum, binlerce hastanın yaşadığı sıkıntılardan sadece birisi. Acı olan da, sistemdeki sıkıntılar dolayısıyla üzülerek söylemeliyim ki hiçbir günahı olmayan hekim, hasta arasında tatsız olaylar yaşanıyor. Neden tüm bu olumsuzluklara çare bulunamıyor? Çünkü, yetkili olanların bu açmazları ortadan kaldırma yetkileri yok . Zira, ülkedeki rejim dolayısıyla kararlar tek kişi tarafından veriliyor.
Sağlık, ülkem insanı için vazgeçilmezdir. Geçmişte kamu hastanelerindeki hekim istifalarıyla ilgili birkaç makale yazmıştım. Bugün durum hekim istifalarıyla daha da içinden çıkılmaz duruma geldiği için yeniden yazmak gereği doğdu.
Değerli Okurlar; Kamu hastanelerinde yapılacak bir uygulama ile bu istifalar son bulacağı gibi özel hastanelere giden birçok hekimde yeniden kurumlarına dönecektir. Yapılacak değişiklik herhangi bir ekonomik sıkıntı doğurmayacağı gibi, kurumlara gelir sağlayacaktır.
Sağlık Bakanlığı’na bağlı tüm hastanelerde, hekimlerin mesai bitiminden sonra hastane içinde açılacak özel birimde hasta görmelerini sağlamak. Bu sadece hasta muayenesiyle kalmayıp, ayrılacak belli sayıdaki “ Özel yataklı Bölüm” de hem dahili hem de cerrahi hastaların yatabileceği bir bölüm açılmasıyla çözülebilir. Tüm bu yapılanlar döner sermaye adına hizmete sunulacaktır. Bu özel servislerde her hekim hasta yatırabilecek ve cerrahlar da ameliyat yapabilecek.
Bu özel hizmetler için hekimler belirli ücretler almalıdır. Alınacak ücretler piyasa özel hastaneleri gibi değil, makul ücretler olacaktır. Alınan hekim ücretlerinin yarısı hekim, yarısı da döner sermaye gelirlerine aktarılır. Hekimler bu kazançlarının vergilerini kendileri ödemelidir. Bu uygulamada hastane döner sermaye gelirleri artacak, bu da hastane çalışanlarına yansıyacaktır.
Türkiye’de hekimlik, uzun yıllar boyunca sadece bir meslek değil, yüksek düzeyde entelektüel özerklik taşıyan bir kamusal otorite alanıydı. Bugün ise sağlık sisteminde çok daha büyük değişimler yaşanıyor.
Geçmişte, hekimlerden söz eden bir bakan, “bunlar sizin hizmetkarınız, Covid salgınında hekimleri balkonda alkışlayan bir yöneten de bir dönemde “giderlerse gitsinler” demişti”…….
Değerli Okurlar; Gelecek yazımda bir meslektaşımın gönderdiği “ hekim ve özel hastaneler” çileli makalesini sizlerle paylaşacağım.
SON SÖZ:
Beni Türk hekimlerine emanet ediniz. ATATÜRK