İktisat, konular bütünsel olarak ele alınmazsa, saçmalamaya çok müsait bir alandır. Saçmalama derken ne kastettiğimi bir örnekle açıklayayım. Otomobillerin ön koltukları ileri geri hareket eder. Arka koltuk ise sabittir. Ön koltuklar geriye doğru kaydırılırsa, arka koltuktaki yolcuların diz payı daralır. Öne doğru itilirse bu sefer ön koltuklarda oturanların dizleri konsola çarpar. Yani aynı anda, hem ön hem de arka koltuktakileri rahatlatmak imkansızdır. Yolcuların boyunu hesaba katarak optimum çözüm bulunur. 250 koltuklu bir uçakta seyahat eden 250 yolcudan yerinden memnun olmayan 220 yolcunun yerlerini değiştirerek hepsini memnun etmek imkansızdır. İster okulda isterse hayat mektebinde iktisat öğrenenlerin zihinlerine kazıması gereken ilk bilgi, imkânların “an itibarıyla” kısıtlı olduğudur. Zaten bu sebeple dünyada iktisat bilimi ortaya çıkmıştır. Ama mesela, cennette iktisada ihtiyaç yoktur. Çünkü her şey sonsuz miktarda vardır. Geçen hafta açılan savunma sanayii fuarı vesilesiyle Türkiye’nin avcı savaş uçağından tutun da 6000 km menzilli füzeye kadar, yüksek teknolojili silah ve mühimmat üretecek düzeye geldiğini öğrendik. Basın da bunu coşkuyla okurlarına nakletti. Hepimiz “çok haklı olarak” gururlandık. Diğer yandan aynı medyamız halkın çoğunun düşük gelir yüzünden iyi beslenemediğini yazıp duruyor. İktidarı, halkın geçim derdine çare bulmaya zorluyor. Hepimiz “çok haklı olarak” üzülüyoruz.
BUTTER AND GUN
Bu anımı belki de onuncu defa yazıyorum. ODTÜ’de iktisat okumaya başladım ilk günlerde, hoca tahtaya bir eksen sistemi içine hilale benzer bir eğri çizdi. Yatay eksene “butter/tereyağı” dikey eksene de “gun/silah” yazdı. Eğrinin mantığı icabı, silah üretimi arttıkça tereyağı üretimi azalıyordu. İktisatta bütünsel yaklaşım buydu işte. İktisat, silah ve gıda maddesi üretimini, ayrı ayrı değil birlikte düşünüp ele almaktı. Otomobilde rahat etmek için, oturduğu ön koltuğu arkaya kaydıranlar arka koltuktakileri sıkıştırdıklarını hesaba katmak zorundaydı.
ENFLASYONLA MÜCADELE BÜYÜMEYİ YAVAŞLATIYOR
Milli gelir büyümesi, daha çok yatırım, daha çok üretim ve daha çok satıştır. Türkiye’nin iç pazarı, dünya pazarının %1.2si kadardır. 1.4 milyar nüfuslu Çin bile iç pazara değil, dış pazarlara mal satarak büyümüştür. Bugün başta tekstil olmak üzere birçok sektörde fabrikalar düşük kapasitede çalışıyor hatta kapanıyorsa, üretimi artırmaktan bahsetmek anlamsızdır. Pekiyi; tekstil değil ama dünyaya bilgisayar çipi veya elektrikli taşıt bataryası satacak fabrikalar kurmakta mı anlamsızdır? Hayır! Ancak bunu söylemek kolay, yapmak zordur. Enflasyonu indirmek için izlenen “ucuz döviz” politikasıyla bu sektörde bile ihracattan para kazanmak kolay değildir.
TÜKETİMLE BÜYÜME OLMAZ
Üçer aylık dönemler itibariyle derlenen milli gelir (GSYH) sayıları yayımlandığında, gazetelerin ekonomi sayfalarında “yine tüketimle büyüdük” şeklinde ekşi yorumlar çıkar. Halbuki yayımlanan istatistiğin öz adı “HASILA”dır. Hasıla, üretim demektir. Mesela GSYH’nin %54’ü hane halkının tüketimden geliyor demek, tüketilen bu mal ve hizmetlerin “üretiminden” kaynaklanıyor demektir. Hasılayı yaratan tüketim değil, üretimdir. Tüketim “hasıla” yaratmaz. Ama tüketim yoksa üretim de olmaz.
SON SÖZ: Büyük balık, büyük denizde bulunur.