MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, (herhalde Başkan Erdoğan’ın onayını alarak ve hatta onun talimatıyla) 22 Ekim 2024’te “Terörsüz Türkiye” projesini başlattı. Geçen bir buçuk yılda “toplumsal diyalog” kurulmasına rağmen, halkta projenin akamete uğradığı şeklinde bir kanaat oluştu. Bunun üzerine geçen hafta Başkan Erdoğan, partisinin grup toplantısında “Bu yolda menzile varana kadar sabırla ve kararlılıkla (ilerlemeye) devam edeceğiz” dedi. Bu bir sinyaldi. Üç gün önce bu projenin “babası” kıdemli siyasetçi Devlet Bahçeli, süreci hızlandırmak için bir “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” kurulması ve bunun başına da Abdullah Öcalan’ın getirilmesini önerdi Bu suretle DEM Parti’nin, bir süredir “Öcalan’a yasal statü verilmesi” talebinin nasıl karşılanabileceği anlaşılmış oldu. DEM Eş-Başkanı Tuncer Bakırhan da öneriyi kabul ettiklerini ifade etti. Bu koordinatörlük, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kurulabilir sanıyorum. Bülent Ecevit hayatta ve iktidarda olsaydı bu dairenin adı “Eşgüdüm Başkanlığı”, Öcalan’ın unvanı da “eşgüder” olurdu.

ÖNCE SON TABLO ÇİZİLİR

Terörsüz Türkiye müzakerelerinin tarafları PKK/DEM ile T.C. değildir. Taraflar, Kürt ve Türk halklarıdır. Anlaşma onların vicdanında oluşacaktır. DEM sözcülerinin ısrar ve inatla, “PKK gereğini yaptı şimdi sıra devlette” şeklinde konuşmaları yanlıştır. T.C., Türk, Kürt tüm vatandaşların ortak devletidir. Müzakereyle çözülmesi amaçlanan ihtilaf, bir Rusya-Ukrayna veya ABD-İran savaşı değildir. Meseleyi böyleymiş gibi vazetmek kapaktan bir dayatmadır. PKK’nın; ABD, AB ve özellikle İsrail’in desteğiyle, önce Türkiye içinde bir “özerk yönetim” sonra da Orta Doğu’da Türkiye topraklarının önemli bir bölümünü de içeren bir coğrafyada bir Kürdistan Devleti kurmak istediğini herkes biliyor. Siyasi hedefi olmayan terör olmaz zaten. Terörsüz Türkiye sürecinin “olmazsa olmaz şartı” Türkiye Kürtlerinin bu hedeften vazgeçmesidir. PKK’nın silah bırakması değildir. Eğer PKK, biz asla davamızdan vazgeçmedik. Mücadele modunu “silahlıdan, siyasiye” çevirdik. İsteklerimiz kabul edilmezse, derhal silahla sarılacağız diyorsa, bunu açıkça söylemesinde “müzakere bağlamında” büyük fayda vardır.

REFERANDUM

Bazı siyasilerin, çözüm için halk oylamasına (referanduma) başvurulsun; kararı, TBMM değil millet versin, önerisini tehlikeli buluyorum. Millete “Kürtlere bölgesel özerklik verilsin mi” diye sorulur ve Güneydoğu illerinde “verilsin” diğer illerde de “verilmesin” oyları çok çıkarsa ki, muhtemelen böyle çıkacaktır, PKK/DEM, sorunun demokratik çözümü bölgesel özerkliktir diye tutturacaktır. Böylesi sonucu taraflarca kabul edilmeyecek şeyler halk oylamasına sunulmaz. Son 50 yılda, 50 bin ölü vererek ve 50 milyarlarca dolarlar heba ederek çözülmeyen bir sorunun 50 haftada bedavadan çözülmesi mi bekleniyordu? Son olarak şunu söylemek istiyorum. Öcalan’dan “50 bin kişinin ölümünden sorumlu” daha da kötüsü “bebek katili” diye bahsedilmesini sürecin başarıya ulaşması bağlamında faydalı bulmuyorum. Son 50 yılda yaşanan Kürt isyanı, düşük yoğunluklu bir bölgesel iç savaştı. Savaşta her tür hunharlık olur. Düşmana bile, barış sürecinde nasıl muamele edileceğini Atatürk bize öğretmiştir. Bu yazının son sözü Napolyon’undur. Kendisine tanrıdan mağfiret diliyorum.

Kaynak olarak ekle

SON SÖZ: Sabırsızlık,
başarının önündeki en
büyük engeldir.