Bazılarımıza göre Türkiye ekonomisi çıkmaz bir sokakta ilerlemektedir. Çıkmaz sokak; büyüme hızının düşmesi, enflasyonun istenilen düzeye inememesi, cari açığın tekrar büyümesi, işsizliğin azalmaması, dar ve sabit gelirlilerin geçim sıkıntısının devam etmesidir. Önümüzdeki aylarda, yukarıda sıralanan “iktisadi” sorunlar daha da büyüyecek, belki de yeni bir “iktisadi” kriz çıkacaktır denmektedir. “İktisadi” durum bu vahamette anlatılınca, halk da çıkış yolunu gösterir diye ilmine güvendiği “iktisat” uzmanlarına ne yapılmalı diye sormaktadır. Bazı “iktisat” hocalarımız bu soruya “hukuk olmadan iktisat düzelmez” şeklinde cevap vermekteler. Acaba? Hukukun üstünlüğü (Rule of Law) iktisadi sistemin verimliliğini artırır, sorunların düşük maliyetle çözülmesine uygun ortam yaratır. Amenna!
Üstelik, mülkün temeli olan adalet, iktisadi gelişmeye katkı yapmasa da vazgeçilmezdir. Aynı şekilde, adalete katkısı olmasa da fiyat istikrarı, hızlı büyüme, düşük işsizlik ve döviz sıkıntısı olmaması iyidir. Halkın mutluluğunu, en az adil yargı kadar artırır. Aklıma geldi. Bir zamanlar demokrasi ile kişi başına düşen milli gelir arasında da sıra tartışması vardı. Önce zenginleşme sonra demokrasi veya önce demokrasi sonra zenginleşme mi olur sorusuna cevap aranırdı. Eş zamanlı gelişme noktasında mutabık kalındı.
MAZERETİ BIRAK, ELİNDEN GELENİ YAP
1922’de Askeri Tıbbiye’den mezun alan babamın ilk görev yeri Kars’tır. Kendisi gibi doktor olan babası Eskişehir Sağlık Müdürü iken tifüs salgınıyla mücadele için geçici görevle gönderildiği Antalya’da tifüsten vefat etmiştir. Dul kalan annesini yanına alır, önce gemiyle Trabzon’a, oradan da yaylı arabayla Erzurum’a giderler. Erzurum’dan Kars’a Rusların inşa ettiği geniş hatlı demiryolu treniyle ulaşıp, tabura teslim olur. İlk olarak sıhhiye çavuşu ile eldeki alet edevat ve ilaçların envanterini çıkartır. Durum vahimdir. Derhal tabur komutanı binbaşının huzuruna çıkar. “Ben, bu şartlarda tıbbi hizmet veremem” der. Tabur komutanı “Bak Tabip Mülazım Nusret Efendi, bugüne kadar senin envanterini çıkardığın edevat, ilaç ve bir sıhhiye çavuşuyla ben bu taburun sağlığını korumaya çalıştım. Şimdi ise elimde bunlara ilaveten bir de tabip var. Bu tabur dünden çok daha iyi durumda. Elinden ne geliyorsa yap. Bir daha da böyle mazeret beyan etme” der. Kıssadan hisse: Kötü ahval ve şeraiti değiştirmek elde olmasa bile, yetkin bir kişi durumu iyileştirecek bir şeyler yapılabilir.
DEVALÜASYON ENFLASYON SARMALI
Türkiye ve benzeri ekonomilerin, birbirini besleyen iki sorunu vardır. Biri, döviz gelir ve giderlerinin denkleşmemesi yüzünden sürekli devalüasyon riskiyle karşı karşıya olunması; diğeri de enflasyonun kalıcı olarak düşürülememesidir. Halen enflasyonu indirmek için “kur çıpası” (yüksek faiz-düşük kur) politikası uygulanıyor. Bunun sonucunda TL hak etmediği kadar değerleniyor. Bunu ölçen “Reel Efektif Döviz Kuru” (REK) diye bir endeks var. 2023 seçimlerinden bu yana TL %28 değerlenmiş. Yani turistler için Türkiye, ülkesindeki fiyat artışından da %28 daha pahalı hale gelmiş. Turist geldiği sürece bunun zararı değil faydası var. Hakeza ticaret açığı büyümedikçe TL’nin değerlenmesinin bir sakıncası yoktur. Ancak bu değerlenme sürdürülemez. Bir noktada bu süreç durmalı hatta TL değer kaybetmelidir. Yoksa kriz kaçınılmaz olur. İktisatçılara sorular: Bu doğru bir tespit mi? Değerlenme durmalı mı? Durmalıysa bunun için “hukuku üstün kılmak” dışında alınacak “iktisadi kararlar” yok mu?
SON SÖZ: Hukukun hakkını hukuka, iktisadın hakkını iktisada ver.