İmamoğlu davasında yaşananlar için cezaevi komşusunun görüşü

Ekrem İmamoğlu, 8 Temmuz’da mahkeme heyeti karşısına çıktı. Mahkeme, sorgusunu yapmak için getirtmişti. İmamoğlu, “Ben sorgu için gelmedim. Sorgu düzenine, zaman kısıtlamasına yönelik bazı düşüncelerimi, bazı tespitlerimi, talep ve itirazlarımı dile getirmek için kürsüye geldim” dedi.

Mahkemenin planlamasına göre o gün İmamoğlu’nun savunması alınacaktı. İmamoğlu, bu planlamayı yeni öğrendiğini belirtti, daha dinlenmeyen tanıklar olduğunu söyledi. Kamuoyunun yüzde 70’inin, 75’inin kanaatinin, davanın “siyasi” olduğunu belirten İmamoğlu, şöyle devam etti:

SIRA, EKREM’E GELİNCE

“Siz, Ekrem İmamoğlu’na ‘Gel 4-5 saatte de konuş, avukatların da savunmalarını bitirsin’ dediğiniz zaman gerçekten bugüne kadar verdiğiniz bütün emekler heba olur. Siz 109 tane arkadaşımın bazen bir eylemini yarım gün, tam gün dinlediniz. Bu da takdir görüyor, size teşekkür ediliyordu. Şimdi gelip ‘Üç bin yılla yargılanan Ekrem İmamoğlu’nu ben kısıtlıyorum’ demek kürsünüze, Türk yargısına zarar verir. Türk yargısını düşünerek karar vermeniz gerekiyor.”

İmamoğlu, bir gün önce casusluk suçlamasıyla, diploma sahtecilik davasından da, İBB davasından da yargılanmıştı. Aynı gün üç dava. İmamoğlu, Mahkeme Başkanına şunları söyledi:

143 EYLEM, 400’DEN FAZLA SANIK

“Bakınız, bir iki örnek vereyim size; cezaevinde komşuluk yaptığım Zafer Partisi Genel Başkanı Sayın Ümit Özdağ, sadece Cumhurbaşkanına hakaretten dolayı tam gün savunma yaptı, sözü hiç kesilmedi. Edirne Cezaevi’nde bulunan sevgili Selahattin Demirtaş, 14 gün kesilmeden savunma yaptı. Bizim davamız tek başına bir dava değil. Tam 143 eylem, 109 tutuklu arkadaş, 400’ün üzerinde bir işten sorumlu tutulan ve ‘sanık’ diye yargılanan insanların olduğu bir dosyada, ilişkili-ilintili 20’nin üzerinde mahkemesi olan birisiyim.”

Mahkeme başkanı, ilk celsenin dört ay sürmesi, davanın uzamasında İmamoğlu ve avukatlarının katkısı olduğunu belirtti ve şunları söyledi: “Biz, 9 Temmuz olarak bitireceğimizi belirttik savunmaları. Avukatlarımıza da bunu söyledik. Ancak ısrarla devam ettiler bu şekilde savunmalarını sürdürmeye. O yüzden biz programda bir değişiklik yapmayacağız. Yargılamayı belirlediğimiz takvimde, ilk celsesiyi sona erdireceğiz. Savunma yapıp yapmamak sizin takdiriniz. Savunma yapmak istemiyorsanız ‘susma hakkımı kullandım’ şeklinde zapta geçer, celseyi kapatırım.”

HAKİM-İMAMOĞLU DİYALOĞU

Ortam giderek gerginleşti. O zabıtlara şöyle yansıdı:

-Hakim: İtirazları sabırla dinliyoruz.

-İmamoğlu: Sabırla dinlemiyorsunuz.

-Hakim: Biz savunma haklarına müdahil olmadık. Ancak iyi niyetli olmayan birtakım davranışlarla yargılama süreci bu noktaya getirildi. Savunma hakkınız kısıtlanmadı. Savunmanın da makul bir süresi var yani.

-İmamoğlu: Buradaki sanıklar hak arama derdinde. Bakın bu insanlar 16 aydır tutuklu.

-Hakim: Savunma yapmayıp buraya pazarlık yapmak için geldiyseniz salondan çıkartacağım.

-Ekrem İmamoğlu: Hayır, bu tutumla beni...

Hakim: Burası söz hakkı vermeden rahatça bağırıp çağıracağınız yerler değil. Savunma yapmayacaksınız salondan çıkartacağım.

YARGILAYACAK MAKAM DEĞİLSİN

-İmamoğlu: Siz ağır bir hak ihlali yapıyorsunuz. Siz Türk yargısına büyük bir zarar veriyorsunuz.

Hakim: Bakın savunma yapmaktan kaçmaya çalışıyorsunuz. Kimlik tespitinizi alalım. Ben kimseye zorla savunma yaptırmam.

-İmamoğlu: Ben savunma yapmam. Ben yargılayacağım, yargılayacağım.

-Hakim: Sen yargılayacak makamda değilsin.

-Ekrem İmamoğlu: Ben iddianameyi yargılamaya geldim.

-Hakim: Sen buraya yargılanmaya geldin, burası senin yargılayacağın makam değil. Alın, dışarı çıkartın.

İmamoğlu, hakimin emri üzerine jandarma tarafından gürültüler arasındas alondan çıkarıldı.

Ümit Özdağ: Savunma hakkı lütuf değil haktır. İmamoğlu tutuksuz yargılanmalı

Zafer Partisi (ZP) Genel başkanı Ümit Özdağ da “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” iddiasıyla 148 gün tutuklu kaldı. Özdağ, cezaevinde İmamoğlu’nun komşusuydu. Tutuklunun ruh halini bilir.

Özdağ SÖZCÜ’nün sorularını şöyle yanıtladı:

“Nasıl savcı iddianamesini yazarken bir zamanla sınırlama altında değilse ve iddianameyi olgunlaştığı, bittiği zaman mahkemeye teslim ediyorsa, bu iddianame ile suçlanan sanığın da kendisini savunması, adil ve eşit olmak zorundadır. Savunma hakkı sınırlanamaz. Ben iki davada yargılandım ve her iki davada da savunmam konusunda herhangi bir zaman kısıtlamasıyla karşı karşıya kalmadım. Olması gereken de budur. Bu bir lütuf değildir. Bu, her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının adil yargılanma hakkı çerçevesinde hakkıdır.

Ama düşman ceza hukukunun uygulandığı bir ortamda, Anayasanın 10. maddesinin yani bütün yurttaşların yasaları önünde mahkemelerde eşit olduğu emrinin askıya alındığı bir ortamda, şimdi Ekrem İmamoğlu’nun savunma hakkının zamanının kısıtlaması kabul edilemez ve adil yargılanma sürecini kökten olumsuz etkileyen bir sonuç ortaya çıkartır.

SİYASİ DAVA OLDUĞU İÇİN

Doğrusu, Ekrem Bey’in karşı karşıya olduğu düşman ceza hukuku uygulaması davanın başladığı günden bu yana devam ediyor. Dava bu şekliyle sadece içerik olarak değil aynı zamanda yargılama süreci açısından da politize olmuş durumda.

Gerginlik burada sanıkların hukuki haklarını yasaların öngördüğü şekilde kullanamamasından kaynaklanıyor ve buna haklı olarak yargılananlar tepki gösteriyorlar. Tabii siyasi bir dava olduğu için ortaya böyle bir sonucun çıkması şaşırtıcı değil ama kabul edilebilir de değil.

Ben, Ekrem Bey’in de bundan sonraki süreçte olduğu gibi başından beri tutuksuz yargılanması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü, olması gereken bu.”

Yazarın Diğer Yazıları