İradesizlik ülkesi

İrade…

Türk Dil Kurumu’na göre “Kişinin kendisinin verdiği özgür karar; istenç”.

Ama iradesizler ülkesine, daha doğrusu iradesizleştirilmişler ülkesine döndük adeta.

Her alanda yara derin, iz büyük.

En başta seçmen iradesi

Seçtiğinin seçilebilmesi…

Seçtiğinin görevde kalabilmesi…

Seçtiğinin seni temsil edebilmesi…

Seçtiğinin görevde kalabilmesi…

Ana muhalefetin birinci parti konumuna yükseldiği Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra 24 CHP’li belediye başkanı tutuklandı.

21’i halen cezaevinde.

11 DEM Parti’li belediye başkanı da ya tutuklandı ya yerine kayyum atandı.

Yani sandık kuruldu, seçmen gitti, oyunu verdi; ama seçtiği kişi tarafından yönetilemez hale geldi.

Türkiye’de yaklaşık 65 milyon seçmen var.

Tutuklamalar ve kayyum atamalarıyla 21 milyondan fazla seçmenin iradesi tartışmalı hale gelmiş durumda.

Başka bir ifadeyle, neredeyse sandığa giden her üç seçmenden birinin iradesi bugün gölgelenmiş halde..

***

Yetmiyor.

Seçmenin “artık yeter” diyerek oy verdiği isimler, bir sabah “alnım açık, başım dik” diyerek yıllarca mücadele ettikleri siyasi çizginin tam karşısına geçebiliyor.

Seçmenin sandıkta kurduğu cümle, bir sabah bambaşka bir dille yeniden yazılıyor.

Halbuki seçmen sadece bir isme oy vermemişti.

Bir itiraza oy vermişti.

Bir beklentiye oy vermişti.

Bir değişim ihtimaline oy vermişti.

“Ben böyle yönetilmek istemiyorum” deme hakkını kullanmıştı.

Saygı duyulmadı.

Bugün diploma iptaliyle başlayan süreçte, hapis cezalarını, siyasi yasakları, mutlak butlan ihtimaliyle kayyum tartışmalarını, hatta Cumhuriyet’in kurucu partisinin kapatılma riskini konuşur hale geldik.

Yani mesele sadece bir belediye başkanının koltuğu olmaktan çıktı.

Sandığın anlamına, seçmenin “ben karar verdim” deme hakkına, iradeye dönüştü.

***

Peki iradesizlik sadece siyasette mi?

Hayır.

Asıl büyük irade kaybı belki de evlerin içinde yaşanıyor.

Sadece oy pusulasında kimi seçeceğine değil, pazarda markette neyi seçeceğine de karar vermez halde insanlar.

O ay sofraya dolmalık biber konulabilecek mi?

Yemekten sonra karpuz kesilebilecek mi?

Çocuğun istediği ayakkabı alınabilecek mi?

O ay yapılacak bir kutlamada ailece dışarı çıkılabilecek mi?

Bunlar artık insanların özgür tercihleri yani kendi iradeleri değil.

Bütçenin izin verdiği küçük ihtimaller.

Hiç kısmayız sandığımız şeylerden kısmaya başladık.

Yeme içmeden, ısınmadan, ulaşımdan, çocuğun ihtiyaçlarından, kendimize aldığımız küçük bir kitaptan, ayda yılda bir gidilecek konserden, yazın yapılacak kısa bir tatilden…

Dışarıda bir çay içmek, aile yemeğine çıkmak, çocuğa “hadi bugün canın ne istiyorsa onu alalım” demek bile bütçe meselesi.

Kurban Bayramlarında hayvanların hisselisine alışmıştık; şimdi karpuzun, lahananın hisselisine girilen bir ülkeye dönüştük.

İnsanlar artık sadece harcamalarını kısmıyor.

Hayattan beklentilerini de kısıyor.

Daha az istiyor.

Daha az hayal kuruyor.

Daha az plan yapıyor.

Yani aslında daha az yaşıyor.

***

Tarihin en uzun ekonomik krizinde insanlar kendi hayatları üzerindeki iradeyi kaybetti.

Çünkü irade sadece “ben bunu istiyorum” demek değildir.

İrade, “bunu seçebilecek gücüm var” diyebilmektir.

Bugün milyonlarca insanın elinden işte bu güç alınıyor.

Sandıkta tercihi, pazarda tercihi, hayatta tercihi daralıyor.

Bir ülkede vatandaşın seçtiği görevde kalamıyorsa…

Kazandığı kendine yetmiyorsa…

Çalıştığı halde geçinemiyorsa…

Çocuğuna almak istediğini alamıyorsa…

Geleceğe dair plan yapamıyorsa…

O ülkede irade gerçekten kimdedir?

Yazarın Diğer Yazıları