İngilizce’de “Economics is a dismal science” yani “İktisat kasvetli bir bilimdir” diye bir tabir vardır. İktisat eğer bilimse yani kaynağı doğaysa, kasvetli veya neşeli diye nitelendirilemez. Çünkü doğa, başına buyruktur. Ona ait bir şey böylesi sıfatlarla tanımlanamaz. Ama iktisatçılar için söyleniyorsa doğru olabilir. İktisatçıların, ayrıca “kıyamet kahini” (doomsday prophets) oldukları da söylenir. Dikkat ederseniz tercümesini yapıp size naklettiğim bu tanımların orijinali İngilizce. Yani bu yakıştırmalar bizim için değil, anadili İngilizce olan gelişmiş ülkelerdeki üstatlar için söylenmiştir. Eğer onlara “kasvetli” veya “kıyamet tellalı” denebiliyorsa bizlerin kötümserliğine şaşmamak gerekir. İktisatçılar genellikle niçin kötümserdir? İnsan davranışlarını belirleyen en baskın duygu “korku”dur (fear). Korku, bir frendir. Kişiyi tehlikeli davranışlarda bulunmaktan alıkoyar. Herhalde iktisatçılar, insanları korkutarak, onların “riskli kararlar” alıp sıkıntıya düşmesini önlemek istemektedir. Ancak korkunun fazlası insanı pısırıklaştırır, ekonomide durgunluk yaratır. Korkunun yarattığı “girişim ürkekliği” fakirlik kısır döngüsüne sebep olur. Allahtan, insanların içinde bir “hayvan ruhu” (animal spirit) vardır. Kesime giden koçun önündeki koyunla “aşk yapmaya” çalışması gibi, fani insanlar da şartlar ne kadar elverişsiz olursa olsun, her zaman hayattan ram almaya çalışır. Toplumu baki kılan da budur.
SİYASET VE EKONOMİ
Ekonomi bilimine eskiden “Ekonomi Politik” yani “Siyasi İktisat” denirdi. Bu, daha ziyade solcuların tercih ettiği bir isimlendirmeydi. Reel ekonomiye yön veren parasal iktisat “finansal mühendisliğe” dönüştükçe iktisat bilimi de kendini siyaset biliminden ayrıştırdı. Yine de ekonomi ile siyasetin “kesiştiği/buluştuğu” bir arayüz vardır. Siyaset, iç ve dış diye ikiye ayrılır. İç siyasetteki itiş kakış, özünde bir “milli gelir bölüşümü” kavgasıdır. Dolayısıyla iç siyasetin amacı, iktidar olup “devleti ele geçirmektir”. Çünkü devlet “milli geliri büyütmeden şahsi gelirleri artırmaya” yarayan rantları yaratan ve dağıtan mutlak güçtür. Mafyalaşma, kartelleşme de rant yaratır ama mafyanın ve kartellerin de bekası için sırtlarını devlete dayamaları şarttır. Devleti ele geçirenler, hiyerarşik bir örgüt içinde yandaşlarına rant dağıtır. Bu sosyolog Mübeccel Kıray’ın kuramlaştırdığı himayecilik yani “patronaj”dır. Dış siyaset denen “dost kazanma-düşman azaltma” faaliyetinin amacı da dünya veya bölge zenginliklerinden alınacak payı büyütmektir. ABD destekli, İsrail-Rum Kıbrıs-Yunanistan ve Mısır yakınlaşması böyle okunmalıdır.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE
2026 ve izleyen yıllarda, ülke ekonomisini iyi veya kötü yönde etkileyecek “yaşamsal kararlar”; kur, faiz, para miktarı, vergi, tarım ve ihracat destekleri ile sosyal yardımların büyüklüğüne dair olanlar değildir. Pek tabii bunlar önemlidir. Ancak bunlar teknik konulardır. Doğruyu bulmak hesap-kitap işidir. Nispeten kolaydır. Dış ve iç açığı kapatıp, fiyat ve finansal istikrarı sağlayacak, halkın geçim derdine deva olacak “riskli kararlar” iktisadi değil siyasidir. Bunları almak siyaseten zordur. Daha açık söylemek gerekirse bu riskli kararların başında İsrail ile olan ilişkileri düzeltmek gelmektedir. Çünkü içeride “Terörsüz Türkiye”yi inşa ederken halen “kilitlenmiş” durumda olan dış ilişkileri açacak “anahtar” ülke İsrail’dir. Dış siyasette “laik bir devlet” olarak davranmak işimizi kolaylaştırır. Mutlu yıllar dilerim.
SON SÖZ: Kafa atmak, kafayı kullanmak değildir.