Kamu taşınmazları satılık: Hazıra dağ dayanmaz

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 2 Mart 2026’da sunulan ‘Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11. maddesi kritik bir düzenlemeyi içeriyor. Buna göre, merkezi idare dışındaki pek çok kamu kurumunun mülkiyetindeki ‘ihtiyaç fazlası’ taşınmazın, ilgili idarelerin talebi halinde ‘özelleştirme kapsam ve programına alınarak’ hızlıca satılmasının önü açılıyor.

Özelleştirme İdaresi’nin elinde satılacak pek bir kuruluş kalmadı. Son dönemde neredeyse tek işi taşınmaz satışı desek yanlış olmaz. Hazine taşınmazları özelleştirme kapsamında hızla satılıyor. Bu kapsamda Merkezi Yönetim Bütçesi’nde ‘Taşınmaz Satış Gelirleri’ kaleminin son yıllarda astronomik düzeyde arttığı aşağıdaki verilerden de açık bir şekilde görülmektedir.

2010 yılında sadece 292.6 milyon lira olan taşınmaz satış gelirleri 2025 yılında rekor seviyeye ulaşarak 19.3 milyar liraya ulaşmıştır. Maliye, taşınmaz satışında hızını alamamış 2025 yılı bütçe hedefi olan 11.2 milyar liranın da çok üzerine çıkmıştır.

Torba yasa ile Hazine arazilerine ilaveten genel bütçe kapsamı dışındaki diğer kurumların taşınmazlarının satışı da hızlandırma sürecine girmiştir.

Hangi kurum ve kuruluşların taşınmazları satılacak?

Teklif, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na ekli II, III ve IV sayılı cetvellerde yer alan idareleri hedefliyor. Böyle yazınca pek anlaşılmıyor değil mi? Ben size özetle bu listelerin kapsamını sunayım konu daha netleşsin:

- Devlet Üniversiteleri ve Yükseköğretim Kurumları: Yükseköğretim Kurulu, ÖSYM ve İstanbul, Ankara, ODTÜ, Boğaziçi, Hacettepe, Yıldız Teknik, Karadeniz Teknik gibi tüm devlet üniversiteleri ile yüksek teknoloji enstitüleri.

- Özel Bütçeli Devlet Kurumları: Karayolları Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri, Orman Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlükleri, TÜBİTAK, Savunma Sanayii Başkanlığı, Türk Tarih ve Türk Dil Kurumları, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, GAP İdaresi gibi kurumlar.

- Üst Kurullar (Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar): RTÜK, BDDK, SPK, EPDK, gibi bağımsız kurullar.

- Sosyal Güvenlik Kurumları: Elinde en çok taşınmaz olan kurumlardan birisi olarak öne çıkıyor.

- Kamu İktisadi Teşebbüsleri ve Bağlı Şirketleri: Henüz özelleştirme programında bulunmayan Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile bu teşebbüslerin doğrudan veya dolaylı olarak yarıdan fazla hissesine sahip olduğu her türlü şirket, müessese ve bağlı ortaklıklar.

- Döner Sermayeler ve Fonlar

Teklifin yasalaşmasıyla birlikte, sadece Hazine taşınmazları değil, her türlü kamu, kurum ve kuruluşun taşınmazları satılık statüsüne dönüşecek.

Kamu taşınmazlarında ne kadar gelir hedefleniyor?

Torba yasadaki düzenlemeyle yaklaşık 35-45 milyar TL civarında bir gelir sağlanması bekleniyor. Yani sadece Ocak 2026 döneminde bütçeden ödenen faizin onda biri bile değil.

Taşınmaz gelirleri doğrudan genel bütçeye gelir yazılmayacak. Teklifin genel gerekçesinde bu uygulamanın amacı şu şekilde ifade edilmiş: Bu kurumların ihtiyaç fazlası taşınmazlarının satılarak elde edilecek gelirin, özelleştirme giderleri düşüldükten sonra bizzat o kurumun bütçesine gelir kaydedilmesi ve idarelerin hizmet binası veya kanuni görevlerini yerine getirmede doğan finansman ihtiyacının karşılanması amaçlanıyor.

Satış gelirleri ilgili kurumlara verilecekse, bu durum bütçe dengesi açısından neden önemli? Maliyenin hedefi şu; siz bu satıştan gelir elde ettiniz deyip ilgili kurumlara bütçeden daha az para aktaracak. Aslında sonuçta satış geliri doğrudan gelir yazılmasa da bütçeden ödenek aktarımını azaltarak bütçe dengesi amacıyla kullanılacak. İlgili kurumlar da ‘Satış geliri bizim olacak’ havucuna kanıp taşınmazlarını sattıklarıyla kalacaklar.

Asıl soru: Zaten satabiliyorlarken neden özelleştirme?

Üniversiteler başta olmak üzere bu kurumların zaten kendi mülkiyetlerindeki taşınmazları satma veya kiralama yetkisi halihazırda bulunmaktadır. Örneğin; devlet üniversiteleri ihtiyaç duyar ve gerekli şartları sağlarlarsa mülkiyetlerindeki taşınmazların satış veya kiralama ihalelerini 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında, kapalı veya açık teklif usulleriyle zaten şeffaf bir biçimde yapabilmektedir. Elde edilen geliri de bütçelerine eklemektedirler. Yani bir üniversitenin ya da KİT’in atıl bir arazisini satması için mevcut durumda zaten hukuki bir engeli yoktur.

Hal böyleyken, bu taşınmazları 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun şemsiyesi altına almanın pratik farkı nedir? Neden Devlet İhale Kanunu yerine Özelleştirme İdaresi tercih edilmektedir?

Sorunun cevabı, 4046 sayılı Kanunun taşınmaz satış usul ve yöntemlerinde gizlidir. 4046 sayılı Kanun’un 12. maddesi gayet nettir: “Bu Kanunda yapılması öngörülen işlerde 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ... hükümleri uygulanmaz.” Yani özelleştirme şemsiyesi, kurumları Devlet İhale Kanunu’nun titiz ve yüksek rekabetçi kurallarının dışında tutmaktadır.

Özelleştirme ihalelerinde ‘kapalı teklif’ ve ‘açık artırma’nın yanı sıra son derece esnek olan ‘pazarlık usulü’ de uygulanabilmektedir. Bu usulde teklif sahipleriyle kapalı zarf usulüyle başlanıp sonrasında ayrı ayrı pazarlık görüşmeleri yapılabilmekte, ihale komisyonlarına daha geniş bir takdir yetkisi tanınmaktadır.

Ayrıca, Özelleştirme İdaresi’nce yapılan taşınmaz satışlarının yargısal denetimi ilgili yerel idare mahkemeleri yerine ilk derece mahkemesi olarak doğrudan Danıştay’a geçmektedir.

Bu hukuki esneklik, ister istemez kamuoyunda haklı bir soru işareti yaratmaktadır: Devlet İhale Kanunu aşılarak, genel bütçe dışındaki üniversiteler gibi kurumların son derece değerli taşınmazları, pazarlık usulü gibi daha esnek yöntemlerle, hızlı bir şekilde belirli kesimlere mi devredilmek istenmektedir? Umarız, kamuoyu adına dile getirdiğimiz bu endişemizi giderecek bir cevap alırız.

Yazarın Diğer Yazıları